WordReference tam bu tümceyi çeviremiyor ancak her bir kelimeye tıklayarak anlamını görebilirsiniz.

well met


Aradığınız tam cümleyi bulamadık.
"well" için olan girdi aşağıda gösterilmektedir.

Ayrıca bakınız: met
Bu sayfada: well, we'll

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (properly)iyi, hakkıyla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The job has been done well.
 İş iyi yapılmış.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (satisfactorily)iyi, tatmin edici, memnun edici s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Things are going well lately; we have no unmet needs. The meeting went well, with no major difficulties.
 Son zamanlarda işler iyi gidiyor, tüm ihtiyaçlar karşılanmış durumda. Toplantı iyi geçti; önemli bir zorluk yaşanmadı.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (adequately)yeterince z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yeteri kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yeterli düzeyde, yeterli şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We are well supplied with food.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (clearly)açıkça, açık bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  anlaşılır biçimde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The professor explained the material well, and we all understood the theory.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (thoroughly)iyice z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  (gündelik dil)adamakıllı z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  güzelce z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The instructions tell us to mix the ingredients well before adding eggs.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (to a great extent)büyük ölçüde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I understood him well, but still had a few questions.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (person: with intimacy) (bilmek, vb.)iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I know him well.
 Onu iyi tanırım.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (very)çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir hayli z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He is well aware of his responsibilities.
well adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (in good health)iyi, sağlıklı, afiyette s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I was sick yesterday, but I am well today.
 Dün hastaydım, bugün ise iyiyim.
well nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (natural water source)su kuyusu, kuyu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  kaynak, çeşme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This house gets its water from a well.
 Bu evin suyu kuyudan geliyor.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
well adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (good, fine)iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  güzel s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  yolunda s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 All is well in our town today.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (certainly, without doubt)şüphesiz, kuşkusuz z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Undoubtedly, he was well pleased to see her.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in good humour, happily) (karşılamak, görmek, vb.)hoş z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It was rather a cruel prank, but he took it well.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (correct, the right thing)doğru z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 You did well by telling the doctor the truth.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (good financially) (mali açıdan)başarılı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 We did well with that investment.
Well! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (indignation)peki ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Well! I see you haven't had time to clean the house.
Well! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (surprise)işe bak, vay canına ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  (gündelik dil)vallahi ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Well! I never expected to run into you here!
Well? interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (impatient for response)evet ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Well? What do you have to say?
well interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (filler word, pause)peki, pekala ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Well, I'll see what I can do.
well nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (oil source)petrol kuyusu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They have thousands of wells in Saudi Arabia.
 Suudi Arabistan'da binlerce petrol kuyusu bulunmaktadır.
well nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (architecture: stairs, elevator)boşluk i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  apartman boşluğu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They built the well in the centre of the building, and it has both stairs and a lift.
well nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (container for liquid) (mürekkep)hokka i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  hazne i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The ink was kept in a well.
well viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (liquid: surge) (sıvı)taşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Blood welled from the wound.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
we'll contractioncontraction: Shortened form of word or words--for example, "I'd" = "I had," "can't" = "cannot." colloquial, abbreviation (we will) (kısaltma, gündelik dil)-acağız, -eceğiz
 We'll meet you outside the cinema.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
well | we'll
İngilizceTürkçe
well up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (liquid: spring forth) (su)birikmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  (su ile)dolmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The little girl dug a hole in the sand and watched the water well up in it.
well up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (tears: spring up)gözyaşı ile dolmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Tears welled up in Tina's eyes when she heard the news.
well up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal (person: emit tears, weep)ağlamak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  gözyaşı dökmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Joanna welled up when she thought about her father.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
well | we'll
İngilizceTürkçe
a job well done nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (task that is performed well)iyi iş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Congratulations on a job well done!
as well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (also)ayrıca
  de, dahi
  hatta, bile
 William invited not only Sue to the party, but her sister as well.
as well as conjconjunction: Connects words, clauses, and sentences--for example, "and," "but," "because," "in order that." (in addition to)ilaveten
  yanı sıra
  hem de
  kadar iyi
 Our neighbor brought cake as well as juice for everyone.
be doing well v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (thrive)iyi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sağlığı yerinde olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Sarah and Jim are pleased to announce the arrival of their daughter Grace. Both mother and baby are doing well.
be doing well v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (recover)iyileşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  iyi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 A month after her car accident, Mary is doing well.
do well vi + adv (be successful)başarılı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He's doing well in his new job.
get on well v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be friends)iyi anlaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  iyi geçinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Rick and Steve get on well.
get on well with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be friends)iyi anlaşmak/uyuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I get on well with my sister.
get well v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (recover from illness or injury)iyileşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sağlığına kavuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  düzelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'm sorry to hear you're ill – let's hope you get well soon.
get well soon interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (expressing wish for recovery)geçmiş olsun ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  acil şifalar dilerim ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 I heard you came down with the flu. Get well soon!
go down well v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (news: be welcome)olumlu karşılanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 News of an increase in profits went down well with investors in the company.
go down well v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (performance: be enjoyed)beğenilmek, beğeni toplamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The band were very good and they went down well with the fans.
go well exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (favorable outcome)iyi gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  rast gitmek, yaver gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Ruth's meeting with her boyfriend's parents went well.
just as well exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (fortunate)iyi ki
 It's just as well I retired before they changed all the duties of my job.
know damn well [sth],
know damn well that
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
slang, potentially offensive (be aware)çok iyi bilmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't play coy with me, you know damn well what I'm talking about!
know full well v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be very much aware)çok iyi bilmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He knew full well that what he was doing was illegal, but it didn't stop him.
leave [sb/sth] alone,
leave [sb/sth] well enough alone
vtr + adj
(not disturb)rahat bırakmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yalnız bırakmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  kendi haline bırakmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I just want to be left alone to get on with my novel.
leave [sb/sth] alone,
leave [sb/sth] well enough alone
vtr + adj
(stop harassing)rahatsız etmemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  rahat bırakmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 She wished that the man beside her at the bar would leave her alone.
may,
may well
v auxauxiliary verb: Helping verb--for example, "She is running." "It has been lost."
(even though)anlaşılan o ki
  -ebilir, -abilir sonek
 She may well be your best friend, but she doesn't have the right to speak to you like that.
 O senin en iyi arkadaşın olabilir ama seninle böyle konuşmaya hakkı yok.
may well v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (might very possibly)büyük olasılıkla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 They may well win the tournament.
mean well v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have good intentions)niyeti iyi olmak, kötü bir niyeti olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Even though you meant well, what you said was hurtful.
might as well,
may as well
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(have no reason not to)bari edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
 I might as well go with you.
might as well,
may as well
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(would be the same)bari ... olsaydı
 It might as well be winter, with all this cold wet weather we're having.
not well founded adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not based on fact)haklı nedene dayanmayan f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gerçeklere dayanmayan f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The evidence against John was not well founded, so he avoided prosecution. Your optimism about the stock market was clearly not well founded.
oh well interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (expressing resignation)ne yapalım ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  neyse ne ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
oil well nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (petroleum mine)petrol kuyusu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Their oil well turned out to be a gusher, producing over 1,200 barrels a day.
quite well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (to a fairly high standard)oldukça iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 James did quite well in his exam.
quite well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (fairly successfully)oldukça başarılı bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The business performed quite well in its first year of trading.
relate well to [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (get along with [sb](birisiyle)iyi geçinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  iyi anlaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 For a teenager, she relates well to adults.
sit well with [sb],
stand well with [sb]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
colloquial (be accepted)aklına yatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  uygun bulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hoşuna gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 This situation doesn't sit well with me.
sleep well v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have a restful sleep)iyi uyumak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I felt really good in my new house, so I slept well that night. The babies sleep well when it's raining.
sleep well interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (have a restful sleep)iyi uykular ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
speak well of [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (praise)hakkında iyi konuşmak/iyi şeyler söylemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You need your clients to speak well of you to their friends and acquaintances.
stairwell,
stair-well,
stair well
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(stair shaft)merdiven boşluğu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 In our building you can look up through the stairwell to the top.
think well of [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (respect, admire)hakkında iyi düşünmek, iyi düşüncelere sahip olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Amy's parents think well of her new boyfriend.
very well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (successfully)başarıyla, başarılı bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  iyi bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He patched the hole in the wall very well: you'd never know it was there.
very well interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (expressing consent)iyi o zaman ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  tamam o zaman ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Very well, then: you may go out tonight, but you must be home by midnight.
wear [sth] well vtr + adv (look good in) (bir giysinin içinde)iyi görünmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  iyi taşımak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Mmm, she certainly wears that bikini well!
wear well vi + adv (be enduring)dayanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dayanıklı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sağlam olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I buy practical, simple clothes that wear well and don't go out of style.
wear well vi + adv (not age too fast)yaşını göstermemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yıllara meydan okumak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Car tires don't seem to wear as well as they used to.
well balanced,
well-balanced
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(in good proportion) (beslenme, vb.)dengeli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: hyphen used when adj comes before the noun it modifies
 In order to stay healthy it is important to eat a well-balanced diet.
well balanced,
well-balanced
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
figurative ([sb]: stable) (kişi)aklı başında s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
well behaved,
well-behaved
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(good, not naughty)uslu s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  terbiyeli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  edepli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It's always nice to see well-behaved children. Your dog's so well behaved - it never seems to bark.
well done interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (congratulations)aferin ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  tebrikler ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 You got an A on the test? Well done!
well done,
well-done
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(meat: cooked right through) (et)iyi pişmiş, tam pişmiş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: A hyphen is used when the adjective precedes the noun.
 I prefer my steak well done because I can't stand the sight of blood.
well enough advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (sufficiently)oldukça iyi/yeterince iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The team played well enough to have deserved at least a draw.
well enough advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in a sufficiently good way)oldukça iyi/yeterince iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I speak French well enough, but I couldn't pass for a native speaker.
well in hand advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." figurative (under control)kontrol altında
  kontrol altında olmak/iyi denetlenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I don't need any help: I've got matters well in hand.
well known,
well-known
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(famous)ünlü s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  meşhur s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  tanınmış s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: A hyphen is used when the adjective comes before the noun.
 Many actresses and actors are well known all around the world.
well known,
well-known
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(commonly accepted)iyi bilinen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  herkesçe bilinen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: A hyphen is used when the adjective comes before the noun.
 It's a well-known fact that sea water is salty.
well liked,
well-liked
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(popular)popüler s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  sevilen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Anchovies are not well liked by most people. Trisia is well-liked by all her classmates.
well made,
well-made
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(sturdy, built to last)dayanıklı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  sağlam s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He was a very well-made young man indeed.
well made,
well-made
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(finely crafted)iyi yapılmış s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Only master craftsmen can produce well-made furniture.
well off,
well-off
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(wealthy)zengin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  varlıklı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 They must be well off if they can afford to buy a house there! These holiday packages are designed to appeal to well-off families.
well over (a lot more or higher than)çok daha yüksek s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  -in çok üzerinde s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  (boy)çok daha uzun s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 You've made well over the average score on the test. The boy was only 15, but he was already well over 2m tall.
well paid,
well-paid
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(person: earning high salary) (kişi)yüksek gelirli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: hyphen used when term is an adj before a noun
 The well-paid banker has a big house and a nice car.
well paid,
well-paid
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(work: earning high salary) ()yüksek maaşlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Finding well-paid work can be difficult if you don't have the right qualifications.
well rounded,
well-rounded
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
figurative (person: having varied abilities) (kişi)çok yönlü s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: A hyphen is used when the adjective precedes the noun
 As a well-rounded individual, John excels in school as well as in sports and music.
well rounded,
well-rounded
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
figurative (desirably varied, complete)geniş kapsamlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
well-being nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (health, happiness)sağlık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  sıhhat i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  esenlik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  mutluluk i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Parents should ensure the well-being of their children.
well-brought-up adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (taught etiquette as child)iyi yetiştirilmiş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  görgülü s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
well-built adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (structure: solid, stable) (yapı)sağlam s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  dayanıklı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: hyphen used when term is an adj before a noun
 I can't deny the new headquarters is well built, but does it have to be so ugly?
well-built adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (person: heavy, large) (kişi)kaslı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  yapılı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  iri yarı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
well-dressed adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (with expensive, clean clothing)iyi giyimli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  şık giyimli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
well-educated,
well educated
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(high level of education)iyi eğitimli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  kültürlü s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: The hyphen is omitted when the adjective follows the noun.
 Amy wants a boyfriend who is rich, handsome, funny, and well educated.
well-mannered adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (polite, courteous)kibar s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  nazik s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
well-meaning,
well meaning
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(having good intentions)iyi niyetli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: The term is hyphenated when it comes before the noun.
 Sandra is well meaning, but can be a bit annoying.
well-to-do adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (wealthy, rich)zengin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  varlıklı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 His clothing made him look rather well-to-do; his accent said otherwise.
wishing well nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (well for dropping coins into)dilek kuyusu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I dropped a coin into the wishing well, hoping all my dreams would come true. The coins in the wishing well are collected and given to charity.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

well met' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'well met'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.