way

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈweɪ/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/weɪ/ ,USA pronunciation: respelling(wā)

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
way,
way of doing [sth],
way to do [sth]
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(manner)yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  usul, yöntem i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There is more than one way to make a cup of tea.
 Onu nasıl yaptı? Ne yolla yaptı?
the way,
the way that,
the way in which
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(method of doing [sth])yöntem, metot i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  usul i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Show me the way you knead dough.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (preferred method)yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  usul i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This is the way to do it.
way to do [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (means)yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The way to accelerate the project is to add staff.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (direction)yön i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  taraf i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  istikamet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Which way did you go to get here?
 Oraya hangi yoldan gittiniz?
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. often plural (divisions, parts)parça i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  bölüm i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 We divided the dessert three ways.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (street name) (cadde)yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The street I live on is called Artren Way.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (route)yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  hat i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There is a way through the mountains ten kilometres south of here.
 Buranın on kilometre güneyinde dağlarda bir yol (or: geçit) bulunmakta.
the way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (preferred, recognised route) (bir yere)gidiş yolu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I don't know the way to the pharmacy.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (very much)çok daha z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Your piece of cake is way bigger than mine. That's way more than I can spend.
way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." slang (extremely)çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  son derece z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  (resmi dil)ziyadesiyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  (gayri resmi)feci, acayip z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Sitting at home doing schoolwork on a Friday night is way depressing.
way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (far)uzak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  öte z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 That's way into the future.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (characteristic)davranış şekli, davranış tarzı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 His ways are odd and eccentric.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (highway)anayol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 We went by the old Roman way.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (passage)yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  geçit i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Follow the way through the woods.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (aspect)yön, cihet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  açı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 In some ways I agree with you.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (course)yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  güzergah i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The way to Boston is a major highway.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (condition, mood)durum, hal i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  ruh hali i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He is in a bad way today.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (habit)alışkanlık, âdet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He has a way of always losing his keys.
 Anahtarlarını kaybetme gibi bir âdeti vardır.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (mode, style)tarz, stil i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The modern way uses brighter colours.
way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (distance)mesafe, uzaklık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Chicago is a long way from here.
 İstanbul buradan uzak mesafededir.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
a long way off advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in the distance)çok uzakta z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 A long way off, you could just see the lights from a distant village.
a long way off advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (distant, far away)çok uzağa z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Those birds are swimming a long way off shore, so you'll need a telescope to see them.
a long way off advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." US, colloquial (in the distant future)daha çok var
 My sixtieth birthday is still a long way off.
 On altıncı yaşgünüme daha çok var.
all the way exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (the full distance)tüm yol boyunca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He has just run a marathon and was barefoot all the way.
all the way exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." figurative, slang (completely) (argo)sapına kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  sonuna kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  tamamen z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 "Which football team do you support?" "Manchester United all the way!"
all the way to adv + prep (during the entire journey to)tüm yolculuk boyunca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We had to listen to him snore all the way from New York to Rome.
all the way to adv + prep (the full distance to)yol boyunca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He sang and danced all the way to school.
all the way to adv + prep (emphatic: a long way) (yol)-e kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 You want me to carry this all the way back to the house?
along the way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (over a route)yolda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yolculuk sırasında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We're driving to the mountains, but will stop for coffee along the way.
along the way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." figurative (in course of events)sırasında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  esnasında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  boyunca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Their marriage has lasted 40 years, with a lot of ups and downs along the way.
any way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (some means)herhangi bir yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  herhangi bir şekil i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Is there any way you could make your essay more interesting?
by the way exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (incidentally)bu arada, lafı gelmişken, söz açılmışken z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  aklıma gelmişken z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  sırası gelmişken, yeri gelmişken z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 By the way, have you seen this before?
by way of [sth] preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." (going through)üzerinden z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She flew from Khartoum to Kathmandu by way of Dubai.
by way of [sth] preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." (as)olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Glen sent Sandy a box of chocolates by way of an apology.
come [sb]'s way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (happen in [sb]'s life)başa gelen şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 That is the worst thing that ever came my way. I have a feeling that some good luck will come your way soon.
edge your way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (go slowly)yavaş yavaş gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The climber edged his way along the narrow ledge in the cliff face.
either way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (whichever is true)her halükarda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  öyle ya da böyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He may or may not have been insured: either way, you can still make a claim.
find a way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (devise a solution)bir yolunu bulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çare bulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I don't know how I'll do it, but I'll find a way.
get in the way viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (be an obstacle)araya girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  araya girerek engellemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I couldn't see much of the parade because a tall fat man got in the way.
get out of the way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (move aside)kenara çekilmek, aradan çekilmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yoldan çekilmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The truck finally got out of the way and I was able to turn right.
get [sth] out of the way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (task: complete) (iş, görev, vb.)bitirmek, tamamlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  aradan çıkarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Let's get the cleaning out of the way: then we can do something fun.
give way viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (driving: yield, give priority to) (trafik)yol vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Drivers should always give way when there are pedestrians about.
give way to [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (driving: yield to, give priority to) (yayaya, arabaya)yol vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When driving in the UK, remember to give way to traffic on your right.
give way viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (fall, collapse, break under pressure)çökmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yıkılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The bridge columns couldn't resist the strong current and ended up giving way.
give way to [sb/sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (give in to: [sb], [sth])boyun eğmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Adrian pestered me so much about going to the party that eventually I gave way to him.
go out of your way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (make effort)uğraşmak, çabalamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  zahmete girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't go out of your way to bring me the book: I don't need it today. She went out of her way to help me.
go out of your way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (take detour)yolunu değiştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It is the best bakery in town, and it is worth going out of your way to get your bread there.
in a bad way adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (unwell, in a poor state)çok hasta, ağır hasta s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Paul was in a bad way after his motorbike accident.
in a bad way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (having a negative effect)kötü bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  olumsuz bir biçimde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Luka is behaving in a bad way which is affecting the other children in his class.
in a way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (sort of, more or less)bir bakıma z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 In a way, Aiden deserved the victory as much as his opponent, but there can only be one winner.
in an offhand way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (casually)düşünmeden, düşüncesizce z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  rasgele/hazırlıksız olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 One of the customers complained that the waiter had treated him in an offhand way.
in any way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (at all, in the slightest)herhangi bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 If I've offended you in any way, I apologise.
in any way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in whichever manner)öyle ya da böyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I'll get the job done today in any way I can.
in its own way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (uniquely)kendince, kendine göre z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Every Greek island is, in its own way, unique.
in no way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not at all)hiçbir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hiçbir surette z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  kesinlikle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The fact that you were a little drunk in no way excuses your behavior.
in some way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (somehow)bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  nedense, nasılsa z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I thought he looked different in some way, then I realised he'd shaved off his beard.
in the same way,
the same way
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(similarly)aynı şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She never cooks that dish in the same way, so it is different every time.
in the way adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (causing an obstruction)ayak altında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 You've left your car in the way and I can't get past it.
be in the way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (physically blocking [sth])ayak altında olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  geçişi engellemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Can you move your suitcase out of the hallway, please? It's in the way.
be in the way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (impeding work, progress, etc.)engellemek, engel olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
in this way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (as demonstrated or described)bu şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  böyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bu yolla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 If you do it this way it will take longer than if you do it the other way.
in what way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (how)nasıl z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  ne şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hangi yolla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
in your own way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (with your own style)kendince
 Don't copy your classmates: the important thing is to do it in your own way. You're beautiful in your own way!
lead the way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (serve as guide)kılavuzluk etmek, rehberlik etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yol göstermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 John knows where we are going, so he will lead the way.
lead the way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (be the first to do [sth])önayak olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  öncülük etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Ford led the way into mass-produced automobiles.
long way nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (considerable distance)uzak yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I'm not sure I would accept a job there; it's a long way from my family. We still have a long way to go on this project before it's finished.
look the other way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (look in the opposite direction)bakışlarını çevirmek, başka tarafa bakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't just look to your right when you cross the street; look the other way as well.
look the other way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (ignore [sth] bad)görmezlikten gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That judge looks the other way when members of his own staff commit minor crimes.
lose your way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (become lost)yolunu kaybetmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kaybolmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It is easy to lose your way in that confused maze of streets.
lose your way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (forget principles, aims) (mecazlı)yolunu şaşırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The pizza company has lost its way with young consumers.
make way vtr + n (make a space)yol vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yol açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Please make way so we can get through.
make way for [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (clear a path for)yol açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yol vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The guards asked the crowd to back up to make way for the king.
Milky Way,
the Milky Way,
the Milky Way galaxy
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(astronomy: galaxy) (galaksi)Samanyolu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The Milky Way comprises between 200 and 400 billion stars.
so minded,
that way minded
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(disposed, inclined)öyle istemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We could go to the museum instead, if you are so minded.
no way interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (refusal)olmaz, hayatta olmaz ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  asla, hiçbir şekilde
 You want me to go with you to the disco? No way! I hate dancing.
no way interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (disbelief)olamaz ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  inanmıyorum ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Jane is getting married? No way! I thought she would always be single.
no way,
no way that,
no way in which
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(no possible means)yolu yok
 There's no way we can get there on time; our car broke down.
on the way,
on my way
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(en route)yolda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We stopped off on the way and took photos.
on the way exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." figurative (about to happen)yolda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  olmak üzere z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 There are more job cuts on the way.
on the way to [sth] preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." (heading, going)yol üzerinde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  (bir yere, vb.) giderken
 We were on the way to Manchester when we heard the news on the car radio.
on the way to doing [sth] preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." figurative (progressing) (hedefe doğru, vb.)ilerlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Roger is on the way to becoming a successful entrepreneur.
one way or another advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (somehow, by some means)bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  öyle ya da böyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  ama öyle ama böyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
one-way adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (traffic direction) (yol)tek yönlü s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 All of a sudden I found myself going the wrong way down a one-way street.
one-way ticket,
also UK: single ticket,
single
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(transport: single-journey fare)tek gidiş bileti i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I didn't know when I would be coming back, so I bought a one-way ticket.
open the way for [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (enable)yolu açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The government has opened the way for energy firms to explore for shale gas.
out of the way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not obstructing) (çekmek, vb.)kenara z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
Not: hyphen used when term is an adj before a noun
 I moved my chair out of the way so he could get past.
out of the way,
out-of-the-way
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(place: remote)sapa, ücra, kuş uçmaz kervan geçmez s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 We hired a car and explored some of the out-of-the-way places on the island.
pave the way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (be a pioneer) (mecazlı)öncülük etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  öncü olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Ann is paving the way with her experimental surgical techniques.
pave the way for [sth],
pave the way to [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (be leading to) (bir şeyin)yolunu açmak, önünü açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  zemin hazırlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 New research is paving the way for a cancer vaccine.
pave the way for [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (be first to do) (mecazlı)öncülük etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Pioneers in their covered wagons paved the way for settlers in the west.
point the way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (indicate where to go)doğru yolu göstermek/işaret etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You don't need to give me a map; just point the way. Could you point the way to the ladies' room?
right of way,
right-of-way
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(priority over other traffic) (trafik)geçiş hakkı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Traffic on a main road has right of way over that trying to enter from a side road.
right of way,
right-of-way
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(law: freedom to use road or path)yol hakkı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The right of way over the farmer's land has existed for hundreds of years.
show the way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (guide)yol göstermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  rehberlik etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'd never been there before so Anthony showed the way.
show [sb] the way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (guide)yol göstermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The bell boy showed Lucy the way to her room.
smooth the way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (make [sth] easier)(işini, vb.) kolaylaştırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The first pioneers smoothed the way for later settlers.
stand in the way,
stand in [sb]'s way
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(be an obstruction)engel oluşturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If that's what you've decided, go ahead. I won't stand in your way.
stay out of the way of [sb],
stay out of [sb]'s way
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
informal (avoid) (birisinden)uzak durmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yoluna çıkmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You should stay out of the way of our boss today - he's in a bad mood.
that way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in that direction)o yöne, o tarafa z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  o yönde, o tarafta z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 To get to the railway station you have to go that way. You should go that way if you want to find the store.
that way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in that manner)böylelikle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bu şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The process will be more efficient that way. You don't have to insult me that way.
the other way around (US),
the other way round (UK)
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(physically reversed)aksi yönde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
the other way around (US),
the other way round (UK)
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(opposite situation)tam tersi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
the way forward nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (how to progress, what to do next) (ilerisi için)izlenecek yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
this way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in this direction)bu taraftan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bu tarafa z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The room's this way, down the hallway. Come this way and I'll show you your new office.
this way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in this manner)bu şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  böyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Don't do it like that – do it this way.
thread your way through [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (make your way through: crowd, etc.) (kalabalığın arasından, vb.)geçmek, geçip ilerlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We threaded our way through the crowd.
underway,
under way
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(moving)hareket halinde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Finally, everyone was in the car and we were underway.
way around,
way round
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(route that bypasses [sth])kestirme yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
way back advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (a long time ago)uzun zaman öncesine z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  eskiye z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Chuck and I go way back: we were in high school together. Julie started playing guitar way back in the sixties.
way back advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (very much behind)çok geride z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Because he was driving so fast, he left his parents way back on the interstate.
way down advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (deep)derine z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 They drilled a well way down into the ground.
way down advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (very low)çok düşük z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 For some reason our sales are way down.
way of life nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (lifestyle)yaşam biçimi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  hayat tarzı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 For a lot of people the use of mobile computing devices has become a way of life.
way of putting it nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (turn of phrase, wording)ifade/anlatma tarzı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 That's a funny way of putting it. It's not what I thought you meant.
way of thinking nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (mentality, mindset)düşünce tarzı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  düşünce biçimi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  zihniyet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 If I talk to him he'll come round to our way of thinking.
the way out nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (exit)çıkış i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: A hyphen is used when the term is an adjective that precedes the noun
 The way out is at the back of the building. There didn't seem to be a way out of the Minotaur's maze.
way out,
way out of [sth]
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
figurative (means of escape)çıkış yolu, çıkış, çıkar yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 After he'd signed the contract, there was no way out.
way out,
way-out
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
figurative, informal (unconventional, bizarre)sıra dışı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  garip, tuhaf, acayip s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  alışılmadık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Keith came up with some way-out ideas in the brainstorming session.
way out advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (a long way)çok uzakta z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The hermit lived way out in the forest. We traveled way out west.
Way to go! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (Well done!)aferin ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
Sonraki 100 Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'way' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eş anlamlılar: door, viaduct, daha fazlası...
Eşdizimler: the [fastest, right, wrong, slowest] way, a one-way street, way out of [line, control], daha fazlası...

way' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'way'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.