WordReference tam bu tümceyi çeviremiyor ancak her bir kelimeye tıklayarak anlamını görebilirsiniz.

turn aside


Aradığınız tam cümleyi bulamadık.
"turn" için olan girdi aşağıda gösterilmektedir.

Ayrıca bakınız: aside

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
turn viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (rotate)çevrilmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The man's head turned and he spotted me.
turn vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (right or left) (sağa veya sola)dönmek, sapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 At the end of the block, turn left.
 Caddenin sonuna gelince sola dön (or: sap).
turn viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (rotate on an axis) (bir eksen etrafında)dönmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 It is amazing how the world keeps on turning.
turn vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (revolve)(üzerinde, etrafında) dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Vinyl records turn on a turntable.
 Plaklar, pikaptaki döner tabla üzerinde dönmektedir.
turn to [sth] vi + prep (move to face: a direction)-e dönmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Everyone, turn to your screens. Please turn to the right to see the monument.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (change position of, rotate)döndürmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  çevirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He turned the vase to make it face the room.
turn to [sth] vi + prep (become)dönmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  dönüşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The leaves turned to mush underfoot.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (bend, curve in a road)dönemeç i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  sapak i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (change of direction) (yön değişikliği)dönüş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The car shook off its pursuers with a sudden turn to the right.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (rotation)dönüş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  dönme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A few turns of the handle of the vice will give you a good grip.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (revolution)devir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  deveran i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Every turn of the wheel provides power to the mill.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (page: flip) (sayfa)çevirme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The novel was over in a turn of the page.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (opportunity, change) (mecazlı)fırsat i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  değişiklik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  değişim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This is a fortunate turn, which I am not going to waste.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (game: go) (oyun, vb.)sıra i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It is your turn, so roll the dice.
 Sıra sende, haydi zarı at.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (time, date: change) (zaman, tarih, vb.)değişim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  dönüm i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 That car is from the turn of the century.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (single winding)sarım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Another turn and the coil should be all wrapped around the reel.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (change of position) (yatakta, vb.)dönme, dönüp durma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 For all her turns, she just couldn't get comfortable.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (turned position)çeviriş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  döndürüş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A turn of that vase would allow us to see the pattern.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (trend, direction)yön i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  istikamet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A turn in the conversation to political issues caught Dan's interest.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (modification) (mecazlı)değişim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  değişiklik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The forecast is warning of a turn in the weather next week.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (twist)bükme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  kıvırma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Another two turns of the cable around the pole should be enough.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (style) (mecazlı)tarz, stil i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  biçim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The stylist gave the dress a modern turn.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (short trip)kısa gezinti i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  dolaşma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A turn around the block will give us a break from work.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (shift)değişme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  değişim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Another strange turn in our lives was when Grandma started seeing fairies at the bottom of the garden.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal, figurative (period of illness) (hastalık)kötüleşme, kötüye gitme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The turn left him weak and disoriented.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (service or disservice)kötülük i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  zarar, ziyan i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  hizmet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  iyilik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 His former partner did him a bad turn.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal, dated (fright, shock)şok i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  korku, dehşet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It was such a turn to see Bill when we all thought he was dead.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (finance: purchase and sale) (finans)alım satım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The trader lives on quick turns of volatile equities.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (music: embellishment)abartı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You are inserting too many turns. Try to keep it simple.
turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (military drill: change of position) (askeri)pozisyon değiştirme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The squad executed a turn.
turn from [sth] into [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (change shape) (bir şeyden başka şeye)dönüştürmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  dönüşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  şekil değiştirmek, biçim değiştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 With exercise, she turned herself from a couch potato into a honed running machine.
turn viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (sour, ferment) (süt, vb.)ekşimek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  bozulmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The milk has turned.
turn viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (change, become [sth] new)dönüşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  haline gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The leaves have all turned.
turn viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (set a course)rota belirlemek, yol belirlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We will be heading north after we turn.
turn viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (change course)yön değiştirmek, rota değiştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The boat is starting to turn.
turn viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (change position)posizyon değiştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (yatakta, vb.)dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She is constantly turning in bed.
turn viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (bend, curve)kıvrılmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  dönmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The road turned.
turn into [sth] vi + prep (become)dönüşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 She turned into a fine young woman.
turn into [sth] vi + prep (change form)haline gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dönüşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The caterpillar will turn into a butterfly.
turn to [sb/sth] vi + prep (direct attention toward)dikkatini çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dikkatini yöneltmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Let's turn to the agenda for next week's meeting.
turn into [sth] vi + prep (enter by turning)-e dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 At the end of the road, turn into the driveway.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (flip)çevirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 She turned the paper so that he couldn't see what was written on it.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (shape)şekil vermek, şekillendirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  biçim vermek, biçimlendirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 That sculptor turns wood beautifully.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (execute, finish)yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (görev, vb.)icra etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  bitirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 You should be able to turn this job in two hours.
turn [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (upset)üzmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  keyfini kaçırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 His words turned her, and she began to cry.
turn [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (influence)aklını çelmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  etkilemek, etki etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Are you trying to turn me to your point of view?
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (change colour)renk değiştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (başka bir renge)dönmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 In autumn, the leaves turned brown.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (change temperature)dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The day turned hot.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (sell)satmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  satışını yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 We can turn thirty cases of that item this week.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (profit: earn) (kazanç, vb.)elde etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  kazanmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Our business hopes to turn a profit.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (twist)kıvırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  bükmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Turn the threads to make a rope.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (pass: a time)yaşına girmek, yaşına basmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It's just turned twelve.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (shape on a lathe) (torna tezgahında)işlemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The carpenter turned four table legs.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (phrase well)hoş bir üslupla yazmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Shakespeare knew how to turn a phrase.
turn [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." slang (cause to change allegiance)saf değiştirtmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  saptırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 A foreign government turned one of our agents.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (gymnastics: do, perform) (takla, vb.)atmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Marla turned somersaults across the lawn.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (reach an age) (yaş)basmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My great-grandmother turned 99 last week.
turn [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (ankle: twist)burkmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
turn [sth] to [sth],
turn [sth] into [sth]
vtr + prep
(transform)dönüştürmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  haline getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 You turn my sadness to joy.
turn [sth] into [sth] vtr + prep (render)haline getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The brewer turns the grain and hops into beer.
turn [sth] into [sth] vtr + prep (translate)tercüme etmek, çevirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Please turn the English into French.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
turn [sth] around vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." figurative (transform, reform)düzeltmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  değiştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 My sister has turned her life around.
turn [sth] around vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." figurative (provide or do [sth])teslim etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bitirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The factory turns orders around within a week. The translator turned the project around in three days.
turn away vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (face opposite way)geriye dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn away from [sb/sth] vi phrasal + prep (face opposite way) (birisinden)yüzünü çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sırtını dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Jane turned away from Peter after she told him to go to hell.
turn away from [sth/sb] vi phrasal + prep (move further from [sth], [sb])ayrılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bırakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I turned away from the town and set my eyes on new horizons.
turn away vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (avert your gaze)gözlerini kaçırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bakışlarını çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn away from [sth] vi phrasal + prep (avert your gaze from [sth])gözlerini kaçırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bakışlarını çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Witnesses had to turn away from the grisly sight.
turn away from [sth] vi phrasal + prep figurative (reject)reddetmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (mecazlı)yüz çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't turn away from my love. You must turn away from a life of crime if you want to stay out of jail.
turn back vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (retrace one's route)geri dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  geriye gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The mountain climber was exhausted, but he refused to turn back.
turn [sth/sb] down,
turn down [sth/sb]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(decline, refuse)reddetmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kabul etmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  geri çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The bank turned down my application for a loan.
turn [sth] down,
turn down [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(sound: reduce volume) (ses)kısmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  alçaltmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I wish you'd turn down that music!
turn [sth] down,
turn down [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(reduce by turning a knob)kısmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn [sth] down,
turn down [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(fold back: blankets on bed)kıvırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  katlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The hotel cleaner had turned down the sheets and left a chocolate on the pillow.
turn from [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] figurative (reject)yüz çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  reddetmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn [sb] in vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." (inform on to the police) (gündelik dil)polise vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ihbar etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She knew her brother had committed a crime, but she refused to turn him in.
turn in vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal (go to bed)yatmaya gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  uyumaya gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It's getting very late, I'm going to turn in.
turn [sth] in,
turn in [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(submit, hand in)teslim etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn into [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (become)dönüşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  haline gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 A caterpillar will eventually turn into a butterfly.
turn off [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (exit: a road) (yoldan, vb.)dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We turned off the main road and drove into the country.
turn off vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (exit a road) (yoldan, vb.)dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn [sb] off vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." (disgust)iğrendirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  tiksindirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn [sb] off [sth/sb] vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." (cause to dislike)nefret ettirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Getting drunk on whisky turned Ben off alcohol completely.
turn [sth] on,
turn on [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(switch on) (cihaz, vb.)açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn on [sb] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (become hostile to)saldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  düşmanca davranmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We were getting along well and then suddenly he turned on me.
turn [sb] on,
turn on [sb]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
slang (excite sexually)tahrik etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  cinsel arzu uyandırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (cinsel açıdan)heyecanlandırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He turned me on and I just couldn't resist.
turn out vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (be present, attend [sth])hazır bulunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  katılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Not many people turned out to vote on election day.
turn out vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (conclude: well, badly)sonuçlanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sonuç vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The forecast is good, but it is too soon to say how it will turn out.
turn [sth] out,
turn out [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(light: switch off)kapatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  söndürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn [sth] out,
turn out [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(company, etc.: produce)üretmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  imal etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn [sth] out,
turn out [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(tip out contents of)boşaltmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn [sb] out,
turn out [sb]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(expel)kovmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  atmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn over vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (roll, flip over)dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you can't sleep turn over onto your other side and try again.
turn over [sth] vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." (earn)kazanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kazanç elde etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The company turns over 3 million dollars a year.
turn [sth] over vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." figurative (ponder)düşünüp taşınmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  üzerinde düşünmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kafa yormak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She turned the idea over in her mind.
turn round vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (spin, rotate, revolve)dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çevrilmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn to [sb] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (seek help from [sb])yardım istemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'm in such a bad situation that I don't know who to turn to. Don't turn to him for help, he can't be trusted.
turn to [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] figurative (resort to: a course of action)başvurmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (arrive, be present)gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  katılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hazır bulunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I didn't expect him to turn up at my party as he wasn't invited. No telling when he'd turn up, he was never on time.
turn up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (be found)bulunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çıkıp gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't worry about your glasses: they'll turn up. I often lose my keys but they usually turn up somewhere in the kitchen.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
hairpin turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (road: sharp bend)keskin viraj i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 That mountain road is full of hairpin turns next to sheer cliffs.
in turn advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (one at a time, in rotation)sırayla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  teker teker z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  birer birer z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He looked at all the horses in turn until he found one he wanted to ride.
in turn advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (by turns, alternately)sırayla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  nöbetleşe z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The two of us drank from the bottle in turn until it was empty.
in turn,
in your turn
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(connector: subsequently)daha sonra z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 John gave me the book and I, in turn, gave it to Sandy.
no adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (forbidding [sth])yasak s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: Used on public notices to forbid an activity or thing.
 There are signs saying "No smoking" all over the construction site.
nowhere to turn nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (no help or support available)yardım isteyecek kimsesi olmamak/çaresiz kalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When he lost his job, his insurance, and his wife, he had nowhere to turn.
take a turn v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have one's chance, have a go)denemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The teacher said the kids had to wait if they wanted to take a turn on the rides.
take a turn v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (change)değişmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  şekil almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn a blind eye v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (pretend not to see [sth])görmezden gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  görmemezlikten gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I knew exactly what she was up to but decided to turn a blind eye.
turn against [sb] vi + prep figurative (become hostile to)-e düşman olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  aleyhine dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The dog inexplicably turned against his owner and had to be put down.
turn [sb] against [sb] vtr + prep (prejudice [sb] against [sb](birisine)düşman etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  -den soğutmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The family turned her against me.
turn around,
also UK: turn round
vi + adv
(move to face away)arkaya dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you turn around, you'll see a beautiful sunset.
turn around,
also UK: turn round
vi + adv
(spin, rotate, revolve)etrafında dönmek, çevresinde dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn around [sth] vi + prep (rotate around [sth])etrafında dönmek, çevresinde dönmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The Earth turns around its axis.
turn [sth] away from doing [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (avoid involvement)vazgeçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He turns away from dealing with beggars.
turn [sth] away from [sth] vtr + prep (cause to move away)geri döndürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  başka yöne çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It was hard to turn the cattle away from the broken fence.
turn [sb] away vtr + adv (deny entry)içeri sokmamak, içeri almamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kapıdan döndürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Turn them away at the gate.
turn back the clock v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (restore youth)geçmişe geri dönmek/zamanı tersine çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  saati geri almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When she reached the age of 80 she became desperate to turn back the clock. Nora hoped that plastic surgery would turn back the clock for her.
turn back the clock v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (revert)geçmişe geri dönmek/zamanı tersine çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  saati geri almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The restore function in my computer turns back the clock to reset the software.
turn left viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (go round a left-hand corner)sola dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn of phrase nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (expression, wording)anlatım tarzı/üslup i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He read over the letter, savouring every turn of phrase.
turn of the century nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (point when one century becomes another)yeni yüzyılın başlangıcı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 At the turn of the century Queen Victoria was still on the throne.
turn [sth] off,
turn off [sth]
vtr + adv
(switch off, extinguish)kapatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kapamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  devre dışı bırakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (ışık)söndürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Before I go to sleep I turn off the T.V.
turn on the light v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (switch the light on)ışığı açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ışığı yakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I always turn on the light when I walk into the room.
turn [sth] out,
turn out [sth]
vtr + adv
(move to face outward)dışa döndürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Stand with your legs hip-width apart and turn your feet out.
turn out right v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (end well)doğru çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Annie hoped her project would turn out right so she'd get a good grade.
turn [sth/sb] over vtr + adv (roll, flip over)döndürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn [sth/sb] over to [sb],
turn over [sth/sb] to [sb]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(deliver, surrender [sth])teslim etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She turned the money over to her boss.
turn red viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." informal (blush)kızarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kırmızılaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (trafik ışığı) kırmızı yanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Audrey turned red when her 3-year-old son vomited over the bus driver. His compliments made her face turn red.
turn red viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." informal (go red in the face)kızarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kırmızılaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (trafik ışığı) kırmızı yanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Harry turned red with anger when he saw the scratch down the side of his new car.
turn right viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (go round a right-hand corner)sağa dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When you reach the traffic lights turn right onto Buck Street.
turn tail vtr + n figurative (run away) (gündelik dil)sıvışmak, tüymek, toz olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Seeing the criminal with a gun made her turn tail.
turn the other cheek v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (not retaliate)karşılıkta bulunmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  öteki yanağını çevirmek/kötülüğe kötülükle karşılık vermemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She was being extremely rude but I decided to turn the other cheek.
turn the tables v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (take revenge) (mecazlı)külahları değişmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
turn the tide v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (change the course of [sth])akıntıyı tersine çevirmek, olayların akışını tersine çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  işleri yoluna koymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The USA's decision to enter the war helped to turn the tide and enabled the Allies to gain victory.
turn [sth] up,
turn up [sth]
vtr + adv
(increase output, volume) (ses, vb.)açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We turned the TV up to drown the noise of our neighbours arguing.
turn-up nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. UK, usually plural (hem of pants: cuff)pantolon paçası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
turn-up nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. UK, informal (surprise)sürpriz i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
turn [sth] upside down,
turn [sth] upside-down
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(invert)baş aşağı çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ters çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I turned the Jell-O mold upside down to get the Jell-O out.
turn [sth] upside down,
turn [sth] upside-down
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (rummage through roughly) (mecazlı)altını üstüne getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The house was turned upside down as the burglars searched for valuable items.
turn [sth] upside down,
turn [sth] upside-down
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (change dramatically) (mecazlı)alt üst etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The terrible news turned his world upside down.
turn your back on [sb/sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (abandon, reject)sırt çevirmek, sırtını dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (birisine) yardım etmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Shame on you for turning your back on your friends after such a small disagreement.
a turn-off,
a turnoff
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
informal ([sth] causing sexual repulsion) (cinsel açıdan)itici şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
a turn-off,
a turnoff
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
informal ([sth] causing repulsion)iğrenç şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
turn-on nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (aphrodisiac)cinsel istek uyandıran şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  cinsel uyarıcı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (cinsel açıdan)tahrik edici şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
turn-on nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (arouses interest)merak uyandıran şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
turnout nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (number of people gathered)katılım sayısı, katılan/iştirakçi sayısı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The turnout was much better than we expected.
turnout nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (number of people voting)seçmen katılımı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Voter turnout was much higher than at the last general election.
u-turn,
U-turn
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(180-degree turn)u dönüşü i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 We came to a dead end and had to make a u-turn.
u-turn,
U-turn
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
figurative (reversal of opinion)çarketme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  fikir değiştirme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
wait your turn v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be patient)sırasını beklemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You should wait your turn.
 Sıranızı beklemeniz gerekli.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'turn aside' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:

turn aside' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'turn aside'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.