true

UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈtruː/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/tru/ ,USA pronunciation: respelling(tro̅o̅)

Inflections of 'true' (adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."):
truer
adj comparative
truest
adj superlative
Inflections of 'true' (v): (⇒ conjugate)
trues
v 3rd person singular
truing
v pres pverb, present participle: -ing verb used descriptively or to form progressive verb--for example, "a singing bird," "It is singing."
trueing
v pres pverb, present participle: -ing verb used descriptively or to form progressive verb--for example, "a singing bird," "It is singing."
trued
v pastverb, past simple: Past tense--for example, "He saw the man." "She laughed."
trued
v past pverb, past participle: Verb form used descriptively or to form verbs--for example, "the locked door," "The door has been locked."

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
true adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (factually correct)doğru s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Yes, it is true that I went to the shop yesterday.
 Evet, dün dükkâna gittiğim doğru.
true adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (genuine, authentic) (sahte/taklit olmayan)hakiki, sahici s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Yes, this is a true Picasso.
 Evet, bu hakiki bir Picasso tablosu.
true (to [sb/sth]) adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (loyal)sadık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  halis s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Yes, I trust him. He is a true friend.
true (to [sth]) adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not deviating)sadık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 You must remain true to your ideals.
true adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (conforms to expectations)hakiki, gerçek s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  esaslı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She has proved to be a true nurse, and has a real vocation.
true adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (level, straight)düzgün s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  düz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 We need to make sure that this wall is true.
true adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (in tune) (çalgı)akortlu s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  ahenkli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Play that note again - it didn't sound true the first time.
true adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (of a compass bearing) (yön)doğru s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 From here, we need to go true north for ten kilometres.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
true adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (accurate, on target)doğru s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  tam s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It was a true shot and hit its target.
true adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (logically necessary)doğru s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  gerçek s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 If it costs a hundred dollars, it's true that we'll have to borrow the money.
true advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (admittedly)gerçekte z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  kuşkusuz, şüphesiz z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 True, I'm not an expert in finance.
true advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (accurately)tam olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  doğruca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The arrow hit true to its mark.
true advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." US, UK literary (honestly)dürüst olarak, dürüstlükle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 You can trust him. He always talks true.
true [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." US (straighten, align)düzeltmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  hizalamak, aynı hizaya getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 We have to true the beams, or the barn will lean to one side.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
true [sth] up vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." (make level, align)doğrultmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hizalamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The wall is five degrees out of line; we have to true it up.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
bug,
true bug
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(insect: hemiptera)böcek i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Lisa is an entomologist; she studies bugs and beetles.
come true v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (become reality, happen for real) (hayaller, vb.)gerçek olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  gerçekleşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 When she was young she believed that all her dreams would someday come true.
dream come true nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (desire becomes reality)gerçekleşen hayal i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Getting promoted was a dream come true for her.
ring true v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (sound or seem genuine)doğru gibi gelmek, mantıklı gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Her explanation rings true, however strange it may seem.
true believer nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (devoutly religious person)(birşeye) yürekten inanan kimse i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  iman sahibi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There's no swaying my neighbor's faith: she's a true believer.
true love nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (romantic infatuation)gerçek aşk i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  gerçek sevda i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Anyone could see it was true love between the couple; they couldn't take their eyes off each other.
true love nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (fated romantic partner) (kişi)gerçek aşk i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 After eighteen years apart she was reunited with her true love.
true story nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (account of a real-life experience)yaşanmış hikaye i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  gerçek hikaye i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
true to form adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (typical)beklenildiği gibi, beklenildiği üzere z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Jennifer was true to form in being late for school.
true to form advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (as usual)beklenildiği gibi, beklenildiği üzere z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 True to form, he won't tell me where he was last night.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'true' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: true the [edges, corners] (of), true and [correct, complete, accurate, false], true up the [edges], daha fazlası...

true' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'true'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar
Uygunsuz bir reklamı rapor et.