touched

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈtʌtʃt/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/tʌtʃt/ ,USA pronunciation: respelling(tucht)

Bu sayfada: touched, touch

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
touched adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative (emotionally moved)(duygusal olarak) etkilenmiş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  duygulanmış s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I was touched by how many people sent sympathy cards.
touched adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative, informal (mentally unstable)akli dengesi bozuk s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  (argo)çatlak, kafadan kontak, üşütük, kafayı üşütmüş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  (gündelik dil)kaçık, deli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He looks perfectly normal but he's actually a bit touched.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
touch vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (enter into contact with)dokunmak, değmek, temas etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He touched her shoulder.
 Omzuna dokundu.
touch vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (feel with the hands, etc.)dokunmak, ellemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 She touched the blouse to feel its fabric.
 Ne tür bir kumaştan yapıldığını anlamak için bluzu elledi (or: bluza dokundu).
touch vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (move emotionally)duygulandırmak, etkilemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  duygulanmak, etkilenmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 She was touched by the woman's life story.
 Kadının hayat hikâyesi onu çok duygulandırdı.
 Bize gösterdiği anlayıştan ötürü çok duygulandık.
touch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (contact)dokunuş, temas i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 His touch comforted him.
 Dokunuşu onu rahatlattı.
touch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (style)üslup, stil i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The designer from Milan added an Italian touch to the room.
 Milanolu tasarımcı, dekorasyonunu yaptığı odaya İtalyan stilini getirdi.
touch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (skill)beceri, yetenek, kabiliyet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He has a good touch with the football.
 Futbola karşı yeteneği vardır.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
touch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (sense)dokunma duyusu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He has no sense of touch in his fingers.
touch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (sensation, the way [sth] feels)dokunuş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Many people like the touch of silk.
touch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (communication)iletişim, irtibat i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I need to get in touch with him. Let me phone him now.
touch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (awareness)farkındalık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  bilinç i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  haberdarlık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The leader has lost touch with popular will.
touch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (manner) (mecazlı)üslup, tarz i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 She has a nice touch with the customers that they appreciate.
touch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (stroke of a pencil, etc.) (kalem, fırça, vb.)darbe i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The penman put a bold touch on every serif.
touch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (detail) (mecazlı)ayrıntı, detay i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They have added some nice touches to this kitchen. Look at those details.
touch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, informal, figurative (request for money) (birisinden)para isteme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 That was a touch for five thousand dollars! How rich does he think I am?
touch,
a touch of [sth]
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(small amount)az miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  biraz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  bir parça s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 John is staying home from work today because he has a touch of fever.
touch viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (be in contact)değmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The two tables touched.
touch [sth/sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (be in contact with)değmek, dokunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The table touches the wall.
touch [sth/sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (bring into contact)değdirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Move the sofa back so it touches the wall.
touch [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." figurative (rival) (mecazlı)boy ölçüşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (deyimsel)eline su dökmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She can't touch you for efficiency. You are so reliable.
touch [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." figurative (reach) (mecazlı)ulaşmak, erişmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I asked him to talk to me about his problems, but wasn't able to touch him.
touch [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (harm) (zarar vermek)el sürmek, dokunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't you touch her or I will kill you!
touch [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (eat)yemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The child hadn't touched his food.
touch [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (cover, deal with)bahsetmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 This article doesn't touch the problems in Sudan.
touch [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (concern, affect)ilgilendirmek, alakadar etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  etkilemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't worry. This matter doesn't touch you.
touch,
touch [sb] for [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(borrow money from) (birisinden)para sızdırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  borç almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He touched me for twenty pounds yesterday.
touch [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (be a tangent to)teğet geçmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The line touches the circle at point "A".
touch [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (damage slightly)hafif zarar vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The flowers have been touched by the frost.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'touched' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:

touched' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'touched'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.