WordReference tam bu tümceyi çeviremiyor ancak her bir kelimeye tıklayarak anlamını görebilirsiniz.

take the rap


Aradığınız tam cümleyi bulamadık.
"take" için olan girdi aşağıda gösterilmektedir.

Ayrıca bakınız: the | rap

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
take vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (accept, receive)almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 His friend took the TV from him.
 Arkadaşı televizyonunu aldı.
take vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (transport)götürmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  taşımak, nakletmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He took the radio to his friend's house.
 Radyoyu arkadaşının evine götürdü.
 Tüm eşyalarını babasının evine taşıdı.
take vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (grasp)kapmak, almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 She took the money and ran to the store.
 Parayı kaptığı gibi alışveriş merkezine koştu.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (steal)çalmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (gayri resmi)aşırmak, yürütmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He didn't have the money to pay for the candy, so he just took it.
take vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (train, bus, taxi)(bir taşıt) ile gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We take a taxi home at the end of the night.
 Geceleri eve taksiyle gidiyoruz.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (snatch)kapmak, kapkaç yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The robber took my purse and ran away.
take vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (accept: form of payment)kabul etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Do you take credit cards?
 Ödeme için kredi kartı kabul ediyor musunuz?
take vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (time required)(zaman) almak, sürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 How long did it take?
 Bu iş ne kadar zaman aldı?
take [sth] from [sb] vtr + prep (snatch, confiscate) (bir şeyi birisinden)almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  el koymak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 His friend took the TV from him.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (serve yourself) (kendisi için)almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Please, take a cake from the tray.
take vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (require)gerekmek, gerektirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 What will it take to convince you?
 Seni ikna etmek için ne yapmam gerekiyor?
take [sb/sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (convey, transport)götürmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  bırakmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Will you take me to the bus station?
take vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (extract, quote)alıntılamak, alıntı yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 This line of poetry is taken from Dante's Inferno.
 Şiirin bu kısmı, Cahit Külebi'nin 'Yangın' adlı eserinden alıntılanmıştır.
take nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (cinema: record scene) (sinemada)çekim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 OK, everybody. This is going to be our fifth take. Let's get it right now. Action!
 Tamam, arkadaşlar. Bu beşinci çekimimiz olacak. Bu sefer doğru oynayalım.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
take nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (fish, game caught)tutulan balık sayısı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Your take is limited to three fish per month.
take nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. slang (money: earnings, takings)kazanç i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  getiri i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The take for tonight's show was three thousand dollars.
take nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (sound recording)ses kaydı, kayıt i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The second take had too much bass.
your take on [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (opinion, view)fikir, görüş, düşünce i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 What's your take on the issue?
a take on [sth],
[sb]'s take on [sth]
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
mainly US (version, interpretation)yorum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  anlatış i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This movie is the director's take on the classic love story.
take viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (machine: function) (makine)çalışmak, işlemek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 We had to oil it four times before the machine would take.
take viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." informal (adhere)yapışmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 I couldn't get the stamp to take no matter how many times I licked it.
take viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." informal (work as desired)işe yaramak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  etkili olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The serum doesn't always take the first time, and a second inoculation may be needed.
take viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (plant: take root, grow) (bitki)köklenmek, kök salmak, tutunmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 I do hope the lilac takes as I'd love a lilac hedge.
take viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." figurative (be established, absorbed) (akla, vb.)yerleşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 I've tried to learn a few words of Japanese but they just don't seem to take.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (get control) (yönetimi, kontrolü, vb.)ele geçirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  iktidara gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The generals took power and exiled the President.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (seize, capture)ele geçirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The army took the town after forty-eight hours of fighting.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (fish, game: catch)avlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (balık)tutmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 We took ten brace of pheasants at the shoot.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (move)götürmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The conveyor belt takes the part to the next station.
take [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (arrest)yakalamak geçişi f.
 The police took the criminal without any problems.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." informal (cost)mal olmak, tutmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 How much will it take to buy this car?
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (money: win, earn) (kumarda, vb.)kazanmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He took thousands of dollars at the casino.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (use, run on)kullanmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  ile çalışmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 This camera takes long-life batteries.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (sit down on) (koltuğa, vb.)oturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Please come in and take a seat.
take [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (admit, accept) (okula, vb.)kabul etmek, almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 We only take the most intelligent students in this college.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (enrol in, study) (ders)almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I decided to take French next term.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (wear: shoe size) (ayakkabı, vb.)giymek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I take a size six in boots, but a size five in shoes.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (wear: clothing size) (giysi bedeni)giymek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 What size do you take?
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (ingest) (ilaç, vb.)almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yutmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He takes the medicine without complaining.
take [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." informal, figurative (cheat, rob)kandırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yutturmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  oyuna getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He realized that he had been taken when the camera he bought had no working parts inside.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." informal (endure)katlanmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  dayanmak, tahammül etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I can't take it any more! Let me out of here!
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (amount: accept as payment) (ödeme, vb.)kabul etmek, almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Will you take three hundred pounds for the table?
take [sth] from [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (derive from)almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  kaynaklanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 This musical takes its inspiration from a Shakespeare play.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (bath, shower: use)duş almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  banyo yapmak, yıkanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I am so dirty. I really need to take a bath.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (use for flavour)almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I take two sugars in my coffee.
 Kahveme iki şeker alıyorum.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (go on: vacation)tatil yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We took a holiday in Argentina last year.
take [sth] away vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (remove)alıp götürmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  çıkarmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Yes, please take the rubbish.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (kill, end: a life)can almak, öldürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The murderer has taken many lives.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (game: capture) (oyunda)almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He took one of his opponent's pawns in the chess game.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (do, sit: a test, exam)sınava girmek, imtihana girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'm taking my chemistry exam on Wednesday.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (view in a certain way)anlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yorumlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I don't know how to take what you just said. This is important work; we need to take it seriously.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (image: capture) (resim)çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The photographer took several shots of the bride and groom. I always take loads of photos when I'm on holiday.
take [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (interpret)yorumlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
Not: followed by an adverb or adverbial phrase
 Don't take it like that! That's not what I meant.
take [sth] from [sth] vtr + prep (confiscate)elinden almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  el koymak
 The teacher took the magazine from the student.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
take [sb] aback vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." (surprise)şaşırtmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  şoke etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
Not: Often in passive.
 She declined his offer of a job, which took him aback. I was really taken aback when she reacted so angrily.
take after [sb] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] informal (parent: resemble)(birisine) benzemek/çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Many people say that Maria takes after her grandmother. Sam really takes after his father.
take after [sb] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] US (chase)peşine düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  peşinden gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The boys took after the dog when it ran off with their ball.
take [sth] apart,
take apart [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(dismantle, disassemble)sökmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ayırmak, parçalarına ayırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She was a good mechanic and could take an engine apart in less than three hours.
take [sth] apart,
take apart [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(analyze)analiz etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ayrıntılı incelemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
take [sb] aside,
take aside [sb]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(talk to privately) (birisini)kenara çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  özel olarak konuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My dad took me aside and told me I'd better not do that again.
take [sth] away,
take away [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(number: subtract from another) (sayı)çıkarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
take away [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] UK (buy to consume off premises) (yiyecek, vb.)paket yaptırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Shall we buy some chips to take away?
take [sth] away vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." figurative (glean, learn)ders çıkarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The lesson to take away from this story is that everyone is special in some way.
take away from [sth] vi phrasal + prep informal (detract)gölgelemek, gölge düşürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  azaltmak, eksiltmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Her foul mouth takes away from her attractiveness.
take [sth] back,
take back [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(retract [sth])geri almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I wish I could take back what I said in anger. You can never really take back an insult once you've made it.
take [sth] back,
take back [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(reclaim [sth])geri kazanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  geri almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
take [sth] back,
take back [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(return bought item) (satın alınan malı)iade etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
take [sth] down,
take down [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(make a written note of)not etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yazmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kaydetmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The policeman took down his name and address and told him not to leave town.
take [sb] down vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." figurative (reduce [sb]'s self-esteem)haddini bildirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kibrini kırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Frank was a bit pompous at first, but the new teacher took him down a notch.
take [sth] for [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (consider to be)zannetmek, sanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yanında götürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I will take that for an answer.
take [sth/sb] for [sth/sb] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (mistakenly believe to be)zannetmek, sanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yanında götürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She took me for her servant! Do you take me for a fool?
take from [sb] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (steal from) (birisinden bir şey)çalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yürütmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Before being caught, he took from his employer at every opportunity.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
take a battering,
get a battering,
receive a battering
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(be beaten, damaged)dövülmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dayak yemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  şiddet görmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
be in the driver's seat,
take the driver's seat,
have the driver's seat,
be in the driving seat
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (have control) (mecazlı)kontrolü eline almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kontrolü elinde tutmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If he thinks he can lead the team better, let him have the driver's seat.
catch a cold,
catch cold,
take a cold
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(contract cold virus)nezle olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  üşütmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (mecazlı)şifayı kapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you go out in this rain without a coat you're liable to catch a cold.
catch fire,
catch on fire,
also UK: catch light,
catch alight,
also US: take fire
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(ignite)alev almak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  tutuşmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Gasoline can catch fire very easily. If you knock that candle onto the rug, it will catch on fire.
double take,
also UK: double-take
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(surprised response)sonradan anlama, geç anlama i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Dan thought no one noticed his double take when the eccentrically dressed man passed him in the street, but I did.
get a thrashing,
take a thrashing
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
informal (be beaten physically)aşağılanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ceza görmek, cezalandırılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Petros regularly took a thrashing from his violent father.
give and take,
give-and-take
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
informal (compromise)uzlaşma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  karşılıklı özveri i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Marriage is all about give and take between the partners.
give or take [sth] exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (plus or minus)az ya da çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I've been away from home for three months, give or take a few days.
give or take exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (more or less)aşağı yukarı z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  takriben z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yaklaşık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 My new car cost $9000, give or take.
take [sth] lying down adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal, figurative (not resisting or fighting back)sineye çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  alttan almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  karşı gelmeden kabul etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The worker refused to take his dismissal lying down, vowing to take his employer to court.
not take kindly to [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not welcome)hoş karşılamamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I do not take kindly to people who don't know me calling me 'honey'.
outtake,
out-take
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(TV, cinema: deleted scene) (TV, film)çekim hatası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  çıkarılan sahne i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
take a bath,
also UK: have a bath
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
mainly US (bathe)banyo yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I prefer to take a shower, while others like to take a leisurely bath.
take a bow v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (bow for applause) (alkış için)eğilerek selam vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 At the end of a play it's customary for the actors to take a bow at the front of the stage.
take a break v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have a rest)ara vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  mola vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Take a break - we'll finish painting the door frames later.
take a call v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (accept a telephone call)telefona cevap vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'm sorry to interrupt but I need to step outside to take a call. I may need to take a call during the meeting.
take a chance v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (act on a possibility)şansını denemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Yes, it's possible I won't win, but I'll take a chance.
take a chance v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (gamble, risk [sth])riske girmek, risk almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She took a chance on him, promoting him despite his lack of experience.
take a course,
take a course in [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(attend classes, study)kurs almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I once took a course in physics - I couldn't understand a word of it!
take a crack at [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (attempt [sth])denemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  girişimde bulunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I can't finish this crossword puzzle - do you want to take a crack at it?
take a crack at [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (criticize [sb])eleştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  eleştiri yöneltmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It's easy to take a crack at his new girlfriend- she's ugly, stupid, and unemployed.
take a look v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (look casually at [sth/sb])bakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  göz atmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  göz gezdirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 There's a sale on at this gallery; shall we take a look?
take a look v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (inspect, investigate [sth/sb])incelemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  araştırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I don't know much about engines but I'll take a look.
take a nap v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have a short sleep)şekerleme yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kestirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My father usually takes a nap in the afternoon. I often take a nap after lunch.
take a peek v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (look briefly, furtively)göz atmak, şöyle bir bakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  göz gezdirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Julia knew the food was ready on the table in the dining room, and couldn't resist taking a peek.
take a peek at [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (look briefly, furtively)-e göz atmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I want so badly to take a peek at my presents, but I'll wait till Christmas.
take a photograph v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (capture [sb] or [sth] on camera)fotoğraf çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  resim çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
take a picture v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (capture [sb] or [sth] on camera)fotoğraf çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  resim çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You look lovely in that dress – wait there, I'll take a picture.
take a raincheck v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative, informal (postpone [sth])ertelemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I can't meet you tonight; can I take a raincheck for next week?
take a reading v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (measurement: observe, record)ölçüm yapmak/değeri okumak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The electric company meter reader takes a reading at our house every month.
take a rest v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have a break)dinlenmek, istirahat etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You can't just stop and take a rest when you're running a marathon!
take a second look v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (re-examine)bir kez daha bakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Let's take a second look: we may have missed some important clues.
take a shot at [sth],
have a shot at [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
informal, figurative (attempt [sth](mecazlı)denemek, tecrübe etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'd like to learn to play golf, so one day I think I'll take a shot at it.
take a shot at [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (fire at, try to hit [sth/sb])bir el ateş etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When you see the target appear, aim your gun and take a shot at it. I took a shot at the deer, but I missed.
take a shower v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (wash under a water spray)duş almak, duş yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  banyo yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'm sweating like a horse – I'd better go and take a shower.
take a stand,
make a stand
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(state your opinion clearly)fikrini söylemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  düşüncesini belirtmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You have the choice of taking a stand or not having your views heard.
take a stand against [sth/sb],
make a stand against [sth/sb]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(maintain opinion against opposition) (birisine/bir şeye)tavır almak, tavır takınmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  karşı durmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Are you going to take a stand against the government's crackdown on the press?
take a test v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (sit an exam or quiz)sınava girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  imtihana girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I have to take a test in biology next week.
take a toll,
take its toll
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (have a negative impact)olumsuz etkilemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Stress has really taken a toll on David's health lately.
take a trip v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (go on a journey)-e yolculuk etmek, -e seyahat etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yolculuğa çıkmak, seyahate çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Next spring my husband and I are going to take a trip to New Zealand.
take a turn v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have one's chance, have a go)denemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The teacher said the kids had to wait if they wanted to take a turn on the rides.
take a turn v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (change)değişmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  şekil almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
take a vacation (US),
take some holiday,
take time off (UK)
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(take time away from work)tatile çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  izne çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
take a walk v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (go for a stroll)yürüyüş yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yürüyüşe çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I asked my girlfriend if she would like to take a walk with me.
take a walk interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (go away) (argo)defol git ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  git başımdan ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 He started getting on my nerves, so I told him to take a walk.
take a while v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be fairly time-consuming)çok zaman almak, çok vakit almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  uzun sürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
take a wild guess v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (make an uneducated estimate)atmak, kafadan atmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo)sallamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I've no idea how many beans are in the jar, but I'll take a wild guess and say 5000.
take account of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (take into consideration)hesaba katmak, dikkate almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you use a pesticide, you must take account of various health and safety considerations.
take action v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (act, do [sth] practical)harekete geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  duruma el koymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We can't just ignore the situation - we must take action.
take advantage of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (make the most of)istifade etmek, yararlanmak, faydalanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I took advantage of the situation.
take advantage of [sb/sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (exploit)istismar etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kullanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 People who run scams try to take advantage of gullible internet users.
take advantage vtr + n (exploit [sb](birisini)kullanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sömürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I know she's very generous, but you shouldn't take advantage!
take advice v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (receive guidance)tavsiye almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  danışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She's a very independent young woman: she refuses to take advice from anyone.
take aim vtr + n (point a weapon) (silah)nişan almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He raised his gun and took aim.
take aim at [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (point a weapon at) (silahı birisine/bir şeye)doğrultmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  -e nişan almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I saw a sniper taking aim at us from a second-story window.
take an oath v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (pledge)yemin etmek, ant içmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The president took an oath to defend our constitution.
take [sth] away vtr + adv (confiscate)el koymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you take away people's guns, they won't be able to kill you.
take [sth] away vtr + adv (remove)uzaklaştırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  götürmek, alıp götürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Will you take the dog away before he knocks everything over?
take away preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." (minus)eksi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Eight take away three is five.
take [sth/sb] by storm v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (attack and conquer)aniden saldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kasıp kavurmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  fethetmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
take care vtr + n (be cautious or attentive)özen göstermek, dikkat etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dikkatli olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bakmak, gözetmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You have to take care when crossing a busy street during rush hour.
take care interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (be cautious)dikkatli ol ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  kendine iyi bak ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Take care - that spider could be poisonous!
take care with [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be careful)dikkatli olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dikkat etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Take care with that wedding cake; you don't want to drop it!
take care of [sb/sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (tend)bakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bakımıyla ilgilenmek, bakımını üstlenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I took care of my mother in the final months of her life.
take care of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (handle)halletmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ilgilenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Phil will take care of the travel arrangements.
take care interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (said on parting)kendine iyi bak ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  sağlıcakla kal ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Take care, and see you next week!
take charge vtr + n (take command, control)idareyi almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kontrolü ele geçirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
take charge of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (take command or control of [sth])sorumluluğunu üstlenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  idaresini yüklenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
take control of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (take charge or command of)-in yönetimini eline geçirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kontrol altına almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The cops had a rough time taking control of the situation once the riot broke out.
take cover v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (seek shelter)sığınmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It was raining so hard we had to take cover in a shop doorway.
take credit v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (accept recognition: for [sth])iltifat almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The researcher did all the work, but the professor took credit for it. He takes credit for my work.
take [sth] down,
take down [sth]
vtr + adv
(disassemble, dismantle)sökmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  parçalarına ayırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The campers took the tent down and packed it away in the car.
take effect v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (work, have an influence)etkisini göstermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Within half an hour the tablets took effect and the pain disappeared. The poison quickly began to take effect.
take [sb] for a ride v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative, informal (deceive, fool [sb](mecazlı)üçkağıda getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo)söğüşlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When he discovered his wallet was missing, he realized she'd taken him for a ride.
take [sb] for a ride v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (transport [sb] in a car)arabayla gezdirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He took her for a ride along the coast at sunset.
take [sb/sth] for granted v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not value fully)kıymetini bilmemek, değerini bilmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Children often take their parents for granted.
take fright vtr + n (be scared off)korkmak, ürkmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When the radio went on, the burglar took fright and leaped out the window.
take fright at [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be scared off by)(birşeyden) korkmak, ürkmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Stock markets fell after investors took fright at the weak manufacturing reports.
take heart v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (feel encouraged)cesaretlenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  cesaret almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You can take heart in the improvements we see in the economy.
take heed of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (pay attention to [sth])dikkat etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  aldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kulak asmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
take hold v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (become established)yerine oturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yerleşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kökleşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It took years for the new system to take hold.
take hold of [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (grasp, seize [sth])tutmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kavramak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yakalamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The horse wouldn't move so I took hold of the reins and pulled.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

take the rap' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'take the rap'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.