same

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈseɪm/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/seɪm/ ,USA pronunciation: respelling(sām)


WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
the same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (identical)aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 We go to the same place for our holidays every year.
 Tatilimizi her sene aynı yerde geçiriyoruz.
same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (unchanged)hiç değişmemiş, aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Laurie looked the same after all these years.
 Leman, bu kadar sene sonra bile yine aynı (or: hiç değişmemiş) görünüyor.
the same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." ([sb]: same one) (kişi)aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The same man designed the Eiffel Tower and the armature for the Statue of Liberty.
same pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (the same person or thing) (kişi veya nesne)aynısı, aynı, tıpkısı zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
  (argo)tıpkısının aynısı zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 She chose the same as I did.
 O da benim seçtiğimin aynısını seçti.
 Kadına bak, gidip benim çantamın tıpkısının aynısını almış.
the same advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (equally)aynı derecede, eşit ölçüde, eşit olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 A mother loves all her children the same.
the same as exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (saying two things are similar)aynısı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
same interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (showing agreement)aynen ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  ben de ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "I'm so tired I could fall asleep at my desk." "Same."
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
all the same exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (even so)buna karşın, buna rağmen z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yine de z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Max promised to change, but all the same I decided to end the relationship.
at the same time advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (simultaneously)aynı anda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  aynı zamanda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It was fortunate that we both arrived at the same time.
at the same time advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in unison)hep birden z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hep birlikte z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We all screamed for more ice cream at the same time.
by the same token exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (similarly)aynı şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  benzer şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bunun gibi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
hors d'oeuvre,
plural: same or hors d'oeuvres
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
French (food: appetizer)meze i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  ordövr i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 If you fill up on hors d'oeuvres, you will have no room left for dinner
in the same breath advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." figurative (at same moment)aynı zamanda, aynı anda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The Prime Minister denies climate change and advocates carbon tax in the same breath.
in the same way,
the same way
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(similarly)aynı şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She never cooks that dish in the same way, so it is different every time.
It's all the same to me exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (I have no preference.)benim için farketmez, bana göre hava hoş ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 You can stay or leave; it's all the same to me.
just the same advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (even so)yine de, buna rağmen edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
 Although Davina probably won't mind, just the same we ought to ask her before we borrow her bike.
just the same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (exactly alike)birbirinin aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  aynısı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Are those new boots? Ed has a pair that are just the same.
much the same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (very similar)hemen hemen aynı, neredeyse aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I will use much the same method as George did to make these changes.
much the same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (unchanged)hemen hemen aynı, neredeyse aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  değişmemiş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The doctors say he is in much the same condition as yesterday. My hometown looks much the same as it did when I left 10 years ago.
of the same mind adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (having a similar opinion)aynı görüşü paylaşmak, hemfikir olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We've reached a consensus. The whole committee is of the same mind on this issue.
one and the same nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (same person or thing)aynı kişi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  aynı şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 At the end of the story, the boy and his twin were revealed to be one and the same!
pretty much the same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (very similar)hemen hemen aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çok benzeyen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It hardly matters which candidate you vote for; they're all pretty much the same.
pretty much the same advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (unchanged from earlier)hemen hemen aynı z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  değişmemiş olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The state of the patient's health has stayed pretty much the same.
stay the same viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (not change)aynı kalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  değişmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
the same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (identical)aynı, tıpkısının aynısı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
the same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (the very, the exact)aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The same man was seen at the dock the next day.
the same nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (the same thing)aynı şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 She's having the fish special and I'll have the same.
very same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (exact or identical)aynısı olan, tam aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 At 15 Jacques enrolled at the very same school that his late father had attended.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'same' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: the same or [similar, better], [said, is] the same thing, would want the same in return, daha fazlası...

same' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'same'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.