rushed

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈrʌʃt/

Bu sayfada: rushed, rush

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
rushed adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (done too fast)aceleyle yapılmış s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It was obviously rushed work, containing a lot of mistakes.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
rushed adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (person: under pressure) (kişi)çok yoğun s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çok meşgul s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  işi başından aşkın s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Audrey had taken on too much work and was feeling rather rushed.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
rush viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (move with speed)koşturmak, koşuşturmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  hızla yürümek, aceleyle yürümek, acele etmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 He rushed through the airport to catch the plane.
 Uçağına yetişmek için havaalanının bir ucundan diğerine koşturdu.
 Uçağını kaçırmamak için hızla yürüyordu (or: aceleyle yürüyordu).
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (haste)acele i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I left in a rush, and I forgot my keys.
 Acele ile çıktım; anahtarlarımı unutmuşum.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (intensity of activity)haraketlilik, haraketlenme, koşuşturma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There was a sudden rush of activity as the guests began to arrive. I miss the rush of city life.
 Misafirlerin gelmeye başlamasıyla aniden bir haraketlenme baş gösterdi.
 Şehir hayatının haraketliliğini özledim.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (onslaught)hücum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There was a rush of customers on the first day of the sale.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (American football: running play)hücum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The quarterback was tackled, and the pass rush was complete.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (hostile attack)saldırı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  hücum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The mugger's rush at him was sudden and violent.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (migration)telaş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Flight prices skyrocket during the winter rush to the tropics.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (sudden appearance)aniden belirme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The spring flowers have appeared with a rush this year.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. usually plural (marsh plant) (bitki)saz i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The fishermen stopped the boat among the rushes.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (strong demand for commodity)rağbet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There was a rush for the popular doll before Christmas.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (sudden intense emotion)duygu seli i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Mark felt a rush of anger when he saw his enemy.
rush viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (appear rapidly)atılmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The star rushed onstage.
rush viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (American Football: run with ball) (Amerikan futbolu)topla koşmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The team rushes for an average of two hundred yards a game.
rush [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (American Football: tackle)müdahale etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He rushed the player with the ball.
rush [sb/sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (transport with haste)koşturmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yetiştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The paramedics rushed Fred to the hospital.
rush [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (hurry)aceleye getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I rushed my decision, and later regretted it.
rush [sb/sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (charge)saldırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  hücum etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The army rushed the enemy.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'rushed' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: had to make a rushed [choice, decision], did a rushed job [with, on] the [painting, repairs, preparations], made a rushed job of [the painting, it], daha fazlası...

rushed' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'rushed'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.