rush

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈrʌʃ/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/rʌʃ/ ,USA pronunciation: respelling(rush)

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
rush viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (move with speed)koşturmak, koşuşturmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  hızla yürümek, aceleyle yürümek, acele etmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 He rushed through the airport to catch the plane.
 Uçağına yetişmek için havaalanının bir ucundan diğerine koşturdu.
 Uçağını kaçırmamak için hızla yürüyordu (or: aceleyle yürüyordu).
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (haste)acele i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I left in a rush, and I forgot my keys.
 Acele ile çıktım; anahtarlarımı unutmuşum.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (intensity of activity)haraketlilik, haraketlenme, koşuşturma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There was a sudden rush of activity as the guests began to arrive. I miss the rush of city life.
 Misafirlerin gelmeye başlamasıyla aniden bir haraketlenme baş gösterdi.
 Şehir hayatının haraketliliğini özledim.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (onslaught)hücum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There was a rush of customers on the first day of the sale.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (American football: running play)hücum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The quarterback was tackled, and the pass rush was complete.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (hostile attack)saldırı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  hücum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The mugger's rush at him was sudden and violent.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (migration)telaş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Flight prices skyrocket during the winter rush to the tropics.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (sudden appearance)aniden belirme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The spring flowers have appeared with a rush this year.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. usually plural (marsh plant) (bitki)saz i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The fishermen stopped the boat among the rushes.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (strong demand for commodity)rağbet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There was a rush for the popular doll before Christmas.
rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (sudden intense emotion)duygu seli i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Mark felt a rush of anger when he saw his enemy.
rush viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (appear rapidly)atılmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The star rushed onstage.
rush viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (American Football: run with ball) (Amerikan futbolu)topla koşmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The team rushes for an average of two hundred yards a game.
rush [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (American Football: tackle)müdahale etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He rushed the player with the ball.
rush [sb/sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (transport with haste)koşturmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yetiştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The paramedics rushed Fred to the hospital.
rush [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (hurry)aceleye getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I rushed my decision, and later regretted it.
rush [sb/sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (charge)saldırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  hücum etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The army rushed the enemy.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
rush around,
also UK: rush about
vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up."
(go about things hurriedly)koşuşturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 James was rushing around, trying to get everything organized for the party.
rush in vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (enter in a hurry)aceleyle girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (gayri resmi)içeri dalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He rushed in before we could stop him.
rush into [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] informal (do hastily)hızla girişmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hızla yapmak f
 Don't rush into a decision which you may regret later.
rush off vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (leave in a hurry)aceleyle çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I hate to rush off, but I am late for work.
rush over vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (approach in a hurry)aceleyle yaklaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hızla yanına yaklaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I rushed over to the woman who fell down to see if she was okay.
rush up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (come over in a hurry)aceleyle yanına sokulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She rushed up to me and grabbed my hand.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
adrenaline rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (flush of excitement or panic)adrenalin yükselmesi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  heyecan hali i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  panik hali i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Roller coasters give him an adrenaline rush.
gold rush nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (mass migration to goldmine)altın akını i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The gold rush of the early 20th century became a symbol of the American Dream.
in a rush advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (hurrying, making haste)aceleyle, acele ile z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  telaş içinde, telaşla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Isabella was running around in a rush trying to get everything ready.
in a rush adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (hurrying, making haste)aceleyle, acele ile z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  telaş içinde, telaşla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Ava was in a rush to get to work on time.
rush hour nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (peak traffic times)trafiğin en yoğun olduğu saat i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  iş çıkışı saati i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The city roads are in chaos during the rush hour.
rush hour,
rush-hour
n as adjnoun as adjective: Describes another noun--for example, "boat race," "dogfood."
(peak traffic times) (trafik)en yoğun s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  iş çıkışı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: A hyphen may be used when the adjective precedes the noun
 Stan left work early to avoid the rush hour traffic.
rush out vi + adv (exit in a hurry)aceleyle çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  fırlayıp çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We rushed out to get some medicines before the pharmacy closed.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'rush' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: rush to [the store, work, school], a [crazy, mad, sudden, mighty] rush, the rush hour [traffic, tailbacks, transit], daha fazlası...

rush' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'rush'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.