run across



Bu sayfada: run across, run
'run across' 'run' için alternatif bir terimdir. Aşağıdaki satırlardan birinde veya birkaçında bulabilirsiniz.'run across' is an alternate term for 'run'. It is in one or more of the lines below.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
run across [sb/sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (encounter by chance)rastlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  tesadüf etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I ran across this quote by Oscar Wilde while studying another author. On the writers' weekend, I ran across a guy with a lot of useful contacts in the publishing world.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (sprint, jog)koşmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 How fast can you run?
 Bu cümle, İngilizce cümlenin çevirisi değildir. Futbolcu çok hızlı koşuyordu.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (cover a distance) (bir mesafeyi)koşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He runs three miles every morning.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (operate a machine) (makina)çalıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Do you know how to run a gas generator?
run vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (maintain)kullanmak, çalıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 It costs more and more to run this car each year.
 Bu arabayı kullanmak, her geçen yıl daha da pahalı hale gelmektedir.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (maintain a business)işletmek, çalıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Gina runs a gluten-free bakery in California.
run vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (computer, etc.: use) (bilgisayar programı)yürütmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Abby runs three computers at the same time in her office.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (operate, work)çalışır halde olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Maria left the computer program to run overnight.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (jog)koşma, koşu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I'm going for a run.
 Koşuya çıkıyorum.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (race) (yarış)koşu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 We're organizing a run for charity this weekend.
 Bu haftasonu, yardım kuruluşu yararına bir koşu düzenleyeceğiz.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (short trip)gezinti, gezi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Let's go for a run in the country.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (route)güzergah i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The Paddington to Penzance run is almost six hours long.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US (tights, stockings: rip)çorap kaçığı, kaçık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I have a run in my tights.
 Çorabımda kaçık var.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (series)dizi, sıra i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 We've had quite a run of bad luck lately.
 Bu cümle, İngilizce cümlenin çevirisi değildir. Son günlerde yaşanan olaylar dizisi herkesi çok şaşırttı.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (series of cards) (iskambil)seri i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A "run" in cards is a sequence of the same suit.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (cricket, baseball: score) (spor)sayı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They scored twelve runs in the first over.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (election campaign)seçim kampanyası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 His run for office ended in failure.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (fish: migration)balık göçü i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He's gone up to Alaska for the salmon run.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (track)parkur i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They built a new bobsled run for the Olympics.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (print run)baskı adedi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This book will have a run of 10,000 copies.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (length)uzunluk i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You'll need a two-metre run of cable.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (fenced area) (çitle çevrili alan)bahçe i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They put up a chicken run in the back yard.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (music: roulade) (müzik)nağmeleme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He played the run beautifully.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (strong demand)yoğun istek, yoğun talep i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 We've had a run on these teapots since they went on special offer.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (direction of change) (olay, vb.)seyir, gidişat i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The run of events has not been favourable.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (typical kind)genel tür, genel çeşit i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 She's different from the typical run of candidates.
run nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (dash)koşuş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  hamle i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 His run for the bus was clearly pointless - he was much too far away to stand a chance of catching it.
the runs nplplural noun: Noun always used in plural form--for example, "jeans," "scissors." slang (diarrhoea)ishal i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (argo)cırcır i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Those greasy tacos I ate at 2 in the morning gave me the runs.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (flee)kaçmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  kaçıp kurtulmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Run for your lives!
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (spread) (renk, mürekkep, vb.)akmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Her tears fell on the letter and made the ink run. Don't wash that new shirt with the sheets, the colour will run.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." informal (keep company with)arkadaşlık etmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  (gayri resmi)takılmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 He runs around with the wrong kind of people.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (migrate) (balık)göç etmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The salmon run in the spring.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (race)yarışa katılmak, yarışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He likes to run in competitions.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (horse racing: finish)yarışı bitirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (yarışta birinci, vb.)gelmek, olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 My horse ran third.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (transport: be in action) (otobüs, vb.)çalışmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The bus runs every day but Sunday.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (climb)tırmanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 We're trying to get the roses to run along the trellis.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (sail) (gemi ile)yol almak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  seyretmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 We ran along the shore before pulling into the port.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (thread: unravel) (çorap, vb.)kaçmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 My stockings are starting to run.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (continue)devam etmek, sürmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The programme runs for two years.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (extend) (iki yer arasında)uzanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The cable runs between the walls.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (be worded)yazılmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The agreement runs as follows...
 Sözleşme şu şekilde yazılmış:
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (stand for office) (seçimlerde)aday olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  adaylığını koymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He's running for the presidency.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (transport: depart) (otobüs, vb.)yola çıkmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 When does the bus run?
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (travel)geçmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  uzanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  boyunca gitmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The highway runs along the valley.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (glide, pass freely)geçmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The cable runs through this pulley.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (flow strongly)akmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The blood ran down his back.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (empty)dökülmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The wastewater runs into the gutter.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (range)kapsamak, içermek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  arasında değişmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Our product line runs from basic to luxury.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (discharge fluid) (gözyaşı, burun, vb.)akmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  dökmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 His eyes ran with tears.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (become)duruma gelmek, haline gelmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The tap ran dry.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (business, etc.: operate)işlemek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  çalışmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 It requires a lot of energy to keep this business running.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (be printed)basılmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The ad will run in tomorrow's paper.
run viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (be of a given dimension) (küçük, büyük, vb.)olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Peaches are running small this season.
run to [sb] vi + prep figurative, informal (have recourse to)-e koşmak, -e gitmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 He always runs to the teacher if you make fun of him.
run to [sth] vi + prep (go to, hurry to) (bir yere/şeye)koşturmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Will you run to the shops with me?
run over [sth],
run across [sth]
vi + prep
(glide over) (ellerini bir şeyin üzerinde, vb.)gezdirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Larry let his fingers run across the tactile surface of the sculpture.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (livestock: make run)koşturmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  götürmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 It's time to run the cattle to their new pasture.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (errand) (getir götür işleri)yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  işi olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 I have a few errands to run.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (chase)kovalamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The dogs were running a fox.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (make compete)yarıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He runs greyhounds on the weekends.
run [sb] [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (cost) (servete, vb.)mal olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That new roof could run you several thousand.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (follow)seyrini izlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (doğal akışını, vb.)sürdürmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 We should just let events run their course.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (extend)döşemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 They ran a telegraph cable under the Atlantic.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (traverse)uzanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  geçmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The mountain range runs over half the country.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (act unsupervised)idare etmek, yönetmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 She is quite capable of running the whole firm alone.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (cause to ply a route)çalıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 They should run a bus to this town.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (convey)iletmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  götürmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Can you run this letter to the post office?
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (pass quickly)hızla geçirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 She ran a brush through her hair. Rob ran a hand through his thick, dark hair.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (get past) (kırmızı ışıkta, vb.)geçmek, durmadan geçmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The police stopped him for running a red light.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (smuggle) (sigara, vb.)kaçakçılığı yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They used to run alcohol across the border during Prohibition.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (print, publish)basmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yayınlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 All the papers are running the story about the political scandal this morning. This magazine runs a lot of ads for cars.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (process)işlemden geçirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  çalıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Let's run the numbers and see if it will work. The computer seems to be running the program without a problem.
run [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (sponsor a candidate)aday göstermek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The party wanted to run her for the senate seat.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (manage)yönetmek, idare etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (gayri resmi)çekip çevirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Helen is the one who really runs the office.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (expose yourself to danger) (tehlike, risk, vb.)göze almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 We don't want to run the risk of being sued.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (let liquid flow) (banyo)hazırlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (sıvı)akıtmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Let me run you a bath.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (accumulate a debt)borçlanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  borç yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He runs a tab at the local bar. This business has been running a large overdraft for the last year.
run [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (add to an account)eklemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  bitiştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Can you run it to my tab?
run [sth] over [sth],
run [sth] across [sth]
vtr + prep
(glide over) (ellerini bir şeyin üzerinde, vb.)gezdirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She ran her fingers over the fine silk.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

run across' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'run across'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar
Uygunsuz bir reklamı rapor et.