roll

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈrəʊl/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/roʊl/ ,USA pronunciation: respelling(rōl)

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
roll viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (ball, hoop)yuvarlanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The ball rolled down the hill.
 Top tepeden aşağı yuvarlandı.
roll viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (move on wheels)ilerlemek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The car rolled along the street.
 Araba sokak boyunca ilerledi.
roll vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (ball, round object)yuvarlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He rolled the ball to the baby.
 Topu bebeğe doğru yuvarladı.
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (toilet paper)rulo i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Do we have any more rolls of toilet paper?
 Hiç tuvalet kağıdı rulosu kaldı mı?
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (culinary: side bread)yuvarlak küçük ekmek, tek kişilik ekmek i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  francala i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The restaurant served a roll with the meal.
 Lokantada yemeğinizin yanında bir de yuvarlak küçük ekmek veriyorlar.
 Öğlen yemeği francala içinde salam, kaşar ve domatesten ibaretti.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (ball of yarn) (iplik, yün, vb.)yumak i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The cat loved playing with the roll of yarn.
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (canister: camera film)film rulosu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I have three more rolls, with twenty-four exposures each.
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (wad of paper money) (kağıt para)tomar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The parking attendant pulled out a roll of Euros to give us change.
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (ball of wire) (tel)yumak i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There is a roll of wire on the construction site.
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (scroll)rulo i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The ancient rolls were fragile.
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (movement of ocean) (okyanus hareketi)dalgalanma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The constant roll of the ocean made him seasick.
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (boat, plane: tipping movement)yana yatma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  devrilme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The roll to the side really scared the passengers.
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (music, voice: trill)ses titremesi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  sesi titretme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 When she sang, her rolls were perfection.
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (throw of dice) (zar)atış i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It was a bad roll and he lost all his money.
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (throw of a bowling ball) (bovling topu)atış i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 That's a great roll - looks like it's heading for a strike!
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (roll call: register of names)yoklama i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The teacher called roll every morning.
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (fold of body fat)kıvrım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  katman i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You could see the rolls of fat when he lifted up his shirt!
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (gymnastic movement) (jimnastik)takla i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The gymnastics team practiced forward and backward rolls.
roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (act of rolling)yuvarlanma, yuvarlanış i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There's nothing the horse likes better than a roll in the mud.
roll viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (move by turning or revolving)dönmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The tank wheels rolled forward.
roll viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (move with undulations)salınmak, salınarak yürümek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 He loved to watch the way she rolled along the street.
roll viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." figurative (extend in undulations) (mecazlı)uzanmak, boyunca uzanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The hills of Tuscany roll for miles.
roll viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." figurative (time: elapse, pass) (zaman)geçmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Time rolls on.
roll viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (wallow) (çamurda, çimde)yuvarlanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The hippos loved to roll in the mud.
roll viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (thunder: sound) (gök)gürüldemek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 During the storm, the thunder rolled.
roll viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (drum: sound) (davul)gümbürdemek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The trumpets blared and the drums rolled.
roll viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." colloquial (get moving)gitmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Are you ready to go? Let's roll.
roll viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (throw: dice)zar atmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It's your turn to roll. Here are the dice.
roll [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (trill)vurguyla telaffuz etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Many Americans find it hard to roll their Rs.
roll [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (move up and down or side to side) (boya, vb.)sürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  rulo ile boyamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He rolled the paint onto the wall very quickly.
roll [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (make sway)salllamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The waves rolled the boat back and forth.
roll [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (wrap around a cylinder) (hortum, vb.)sarmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 We rolled the hose after washing the car.
roll [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (form into a tube)rulo yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I have seen photos of old Cubans rolling cigars.
roll [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (envelop)kaplamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Next, you need to roll the chicken in the bread till it is coated.
roll [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (flatten with a rolling pin) (hamur)açmak, oklava ile açmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 First you need to roll the pizza dough.
roll [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (roll metal)silindirle düzlemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The workers rolled the metal into flat sheets.
roll [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." US, slang (rob) (birisini)soymak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I wanted his watch, so I rolled him.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
roll around vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (sway this way and that)yuvarlanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The passengers were rolling around as the bus sped along the winding road.
roll around vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal (event, time: come again) (zaman, mevsim, vb.)gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When the opportunity rolls around, I will take the holiday I always dreamed of.
roll [sth] back vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." figurative (reduce: prices)(eski haline) geri dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They're not rolling back prices; they are still too high.
roll back to [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] figurative (revert) (bir şeye)geri dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  eski haline dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I rolled back to the previous version of the software and it worked fine.
roll [sth] down,
roll down [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(car window: open)aşağı indirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (cam)açmak, indirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Estelle rolled down the car window.
roll in vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal (arrive)gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  varmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You never know when some more bad news is going to roll in.
roll in [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] informal, figurative (have in abundance)içinde yuvarlanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (para, vb.)içinde yüzmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I grew so many potatoes that I was rolling in them.
roll [sth] out,
roll out [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(introduce [sth] new to public) (piyasaya, vb.)sunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The company plans to roll out its new product range in the spring.
roll over vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (turn to other side)yana dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 His back injury made it difficult for him to roll over in bed.
roll over vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal, figurative (surrender)teslim olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Do you think you can get me to roll over just by threatening me with a lawsuit?
roll [sth] up,
roll up [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(wind into a scroll)tomar yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He rolled up the certificates and kept them in a safe place.
roll up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (curl at edge)yukarı kalkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 This sheet of paper won't stay flat. The edges keep rolling up.
roll up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal, figurative (arrive)varmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Just then, he rolled up in a shiny new car.
roll up to [sth],
roll up at [sth]
vi phrasal + prep
informal, figurative (arrive somewhere)varmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The drivers rolled up to the starting line and waited for the race to begin.
roll up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal (make a cigarette)sigara sarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He finished rolling up and asked me for a light.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
bread roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (small loaf)küçük ekmek i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Liz is baking a tray of bread rolls.
drum roll,
drumroll
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fast continuous drumming)(önemli bir olay, anons, vb. için) davul vuruşu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  tremola i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There was a drum roll before the winners were announced.
egg roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US (Chinese food)Çin böreği i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Egg rolls filled with vegetables and shredded pork are a common appetizer in Chinese-American restaurants.
Heads will roll. exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." figurative (People will be fired.)çok kelle gidecek deyim
  çok canlar yanacak deyim
 Heads will roll when the manager finds out who broke the machine.
honor roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US (list: top students)(okulda) onur listesi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Chris often got on the honor roll in high school.
jelly roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, literal (rolled cake filled with jam)marmelatlı rulo kek i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I found a recipe for jelly rolls.
rock and roll,
rock 'n' roll
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(style of 1950s pop music)rock and roll müzik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Rock and roll was considered scandalous in the early 1950s. Elvis Presley was perhaps the most famous rock 'n' roll performer ever.
rock and roll,
rock 'n' roll
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(modern rock music)rock müzik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I don't care for hip-hop or rap - I prefer rock and roll.
rock and roll,
rock 'n' roll
n as adjnoun as adjective: Describes another noun--for example, "boat race," "dogfood."
(music, singer) (şarkıcı, müzik)rock s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
roll back time v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (return to earlier)zamanı geri döndürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You can roll back time only in your memory or in your imagination.
roll call nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (register of names read aloud)yoklama, sayım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  askerlik yoklaması i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The squadron turned out for roll call.
roll call nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (long list of names) (mecazlı)isim listesi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I'm a long way down the roll call so my chances of getting the job are small.
roll down [sth] vi + prep (droplet: move downwards) (gözyaşı, vb.)süzülmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 A tear rolled down the little girl's cheek.
roll down [sth] vi + prep (move down a slope)aşağı yuvarlanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The marble rolled down the ramp.
roll [sth] down,
roll down [sth]
vtr + adv
(window shade: close) (perde, vb.)kapatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  indirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Barbara rolled down the window shade.
roll [sth] down [sth] vtr + prep (push down a slope)aşağı yuvarlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Dan rolled the ball down the hill.
roll down nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (economy: lower strike price option) (ekonomi)kısa vadeli işleme dönüştürme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
roll off vi + prep (round object: fall off [sth])aşağı yuvarlanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The ball rolled off the porch.
roll [sth] off [sth] vtr + prep (cause [sth] round to fall off [sth])aşağı yuvarlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Roll the marble off the table—the cat will chase it!
roll on interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (impatience, longing)gelsin ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
Not: A hyphen is used when the term is or modifies a noun
 It's been a terrible week at work. Roll on Friday evening!
roll-on nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (product applied with a roller ball)bilyalı ürün i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This pain-relief gel is available as a roll-on.
roll-on adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (applied with a roller ball)bilyalı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I prefer roll-on deodorants to sprays.
roll out [sth],
roll [sth] out
vtr + adv
(unroll [sth])açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yaymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The geography teacher rolled out a map of the world on the desk.
roll out [sth],
roll [sth] out
vtr + adv
(flatten with a rolling pin) (hamur, vb.)açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Roll out the pastry thin and even.
rollout,
roll-out
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(aircraft: first public viewing)ilk kez beğeniye sunulma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
rollout,
roll-out
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(launch of a program or product) (plan, proje)lansman i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The supermarket's rollout of 500 self-checkout machines went smoothly.
rollout,
roll-out
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(American football maneuver) (Amerikan futbolu)çalım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
roll [sth] over vtr + adv figurative, often passive (jackpot: add to next draw) (piyango, vb.)devretmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If nobody wins the lottery, the prize is rolled over to the following week's draw.
roll over [sth] vi + prep (internet: move cursor over) (imleç, vb.)üzerine getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Roll over the image and you'll see it change.
roll [sth] over [sth] vtr + prep (cursor: move over) (imleci, vb.)üzerine getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The image changes when you roll the cursor over it.
roll over vi + prep (wheel, etc.: run over)ezmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  üstünden geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çiğnemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Ouch! Your bicycle wheel just rolled over my foot!
roll [sth] over into [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (profits: reinvest)(yana, vb.) yuvarlanmak/dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çevirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (krediyi, vb.) uzatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I took the money I made on my first rental property and rolled it over into a second.
roll over [sb] vi + prep figurative (sport: defeat) (spor)yenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 In the final game, Brazil rolled over Canada 15 to 2.
Roll up! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" dated (Come and see!)gel buraya ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 The stallholder called out, "Roll up! Roll up! All ladies' shoes now half price!"
roll-up adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (can be rolled up)sarılabilir s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Andrea takes a roll-up mat to her yoga class.
roll-up nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. UK, informal (cigarette)sarma sigara i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Jon smokes roll-ups because they are cheaper than manufactured cigarettes.
roll-up adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (investment fund)çeviri bulunamıyor
roll-up nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. AU informal (crowd at a gathering)kalabalık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
roll up your sleeves v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (sleeves: push, fold up)kollarını sıvamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I rolled up my sleeves so that they wouldn't get stained with paint.
roll up your sleeves v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (prepare for work)kolları sıvamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It's time to roll up my sleeves and get to work on my income tax returns.
spring roll nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (Asian food)çin böreği i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'roll' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: roll (around) on the [ground, floor], a [cheese, ham, hotdog] roll, took (the) roll call, daha fazlası...

roll' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'roll'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.