pressing

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈprɛsɪŋ/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/ˈprɛsɪŋ/ ,USA pronunciation: respelling(presing)

Bu sayfada: pressing, press

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
pressing adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative (urgent)acil, ivedi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This problem is pressing, so please could you deal with it as soon as possible.
pressing nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (act of pressing)presleme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They say that the olive oil from the first pressing is best.
pressing nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (CD, record: edition)sürüm i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  basım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Record collectors usually prefer first editions to later pressings.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
pressing adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (persistent)ısrarlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  ısrarcı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Sophie really didn't want to go out for dinner with Mark and ignored his pressing invitations.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
press vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (push on)dayanmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He pressed against the table to get it to move.
 Masayı itmek için iyice dayandı.
press vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (key)tuşa basmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He pressed the delete key.
 Sil tuşuna bastı.
press vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (button)düğmeye basmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He pressed the button to ring the doorbell.
 Kapı zilini çalmak için düğmeye bastı.
press nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (media)basın, medya i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The prime minister's memo was leaked to the press.
 Başbakanın memorandumu medyaya (or: basına) sızdırıldı.
press [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (compress)sıkmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  bastırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The more you press a wet sponge, the more water you will get out of it.
press nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (journalists)basın mensupları çoğ. i.çoğul isim: Birden fazla varlığı ya da kavramı ifade eder.
 The President spent an hour briefing the press on his latest policy.
 Başbakan bir saat süren bir toplantı ile hükümetin yeni politikası hakkında basın mensuplarına bilgi verdi.
press [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (squeeze) (portakal, vb.)sıkmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  sıkıp suyunu çıkarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Press the oranges onto the juicer to make a healthy drink.
press [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (push heavily on) (üstüne)bastırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Would you press on my suitcase so I can close it?
press nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (printing machine)baskı makinesi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Newspapers are produced on a printing press.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
press nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (device: flattens clothes)pres ütü i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There was a trouser press and an iron in the hotel room.
press nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (device: irons clothes)ütü i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A steam press takes the effort out of ironing clothes.
press nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (manufacturing device)pres i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Many metal components are stamped out of sheet metal on a giant press.
press nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (publicity, coverage)reklam, tanıtım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He got good press for the act of charity.
press nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (racquet protector) (tenis)raket koruyucusu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A tennis racquet should be stored in a press.
press nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (crowding together)kalabalık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  izdiham i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yığılma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There was a great press of people in the small lift compartment.
press nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (crease, pleat) (giysi)pile, plise, kıvrım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The sharp press in his trousers showed his concern for appearances.
press nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (urgency)baskı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  aciliyet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The press of executing transactions made the trader's job stressful.
press [sb] to do [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (hurry)acele ettirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  sıkıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Gabrielle pressed her assistant to finish addressing the envelopes.
press [sb] to do [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (harass)rahatsız etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  sıkıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The bill collector presses debtors to pay, calling at all hours of the day.
press for [sth] vi + prep figurative (insist)zorlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 When the witness evaded the question, the prosecutor pressed for an answer.
press [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (iron)ütülemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  ütü basmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I need to press these trousers. They're all rumpled.
press [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (hold close) (göğsüne, vb.)bastırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He pressed his lover to his chest.
press [sb] for [sth] vtr + prep (beg, entreat)yalvarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  rica etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He pressed the court for a decision.
press [sb] for [sth] vtr + prep (hurry)acele ettirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  sıkıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Time is running out, I'll have to press you for an answer.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'pressing' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: the [latest, most recent] pressing, the pressing of the [band's, group's] [CD, record], the pressing was a total [success, flop], daha fazlası...

pressing' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'pressing'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.