piercing

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈpɪərsɪŋ/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/ˈpɪrsɪŋ/ ,USA pronunciation: respelling(pērsing)

From the verb pierce: (⇒ conjugate)
piercing is: Click the infinitive to see all available inflections
v pres pverb, present participle: -ing verb used descriptively or to form progressive verb--for example, "a singing bird," "It is singing."
Bu sayfada: piercing, pierce

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
piercing nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. uncountable (body modification) (kulak, vücut)delik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Piercing and tattoos are very popular these days.
piercing nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (hole for earring, etc.) (kulak, vb.)delik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Dan has an eyebrow piercing. After a few months of not wearing her nose stud, Erica's piercing closed up.
piercing adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative (pain, etc.: sharp) (ağrı, acı)keskin, bıçak gibi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The piercing cold was unbearable. John knew from the piercing pain in his leg that he could not go on.
piercing adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative (scream, etc.: high-pitched) (ses)tiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Samantha's piercing scream could be heard in the next street.
piercing adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative (penetrating) (bakış)keskin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  içe işleyen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  delici s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 David knew Hannah was lying and gave her a piercing look.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
piercing adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (that breaks surface)içe işleyen, delip geçen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The piercing arrows rained down on the enemy.
piercing adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (causing strong emotion)yoğun s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  delip geçen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Glenn was struck by a piercing memory of his former happiness.
piercing adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative (intense)keskin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çarpıcı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  etkileyici s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Aiden was tall and dark with piercing eyes.
piercing adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (incisive) (zeka)keskin, sivri s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Audrey is known for her piercing wisdom. Tania's piercing wit had everyone at the dinner table in stitches.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
pierce [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (make: a hole in [sth])delmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  delik açmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The drill pierced the wall.
pierce vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (earrings)(kulakları, vb.) delmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
pierce vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (enter below surface)içine işlemek, nüfuz etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
pierce viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (penetrate)içe işlemek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  nüfuz etmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 It was a cold wind of the kind that pierces.
pierce vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (feelings)(duygular, vb.) tesir etmek, etkilemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
pierce [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (stab, puncture)delip geçmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  bıçaklamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The spear pierced Henry's arm.
pierce [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." figurative (sound: travel)duyulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 A cry pierced the night.
pierce [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (light: penetrate darkness)aydınlatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 A dim light pierced the darkness in the room.
pierce [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (affect bodily) (fiziksel olarak)etkilemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The cold pierced Malcolm to his very bones.
pierce [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." figurative (affect emotionally) (duygusal olarak)etkilemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  işlemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Tom's unkind words pierced his father's heart.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'piercing' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: piercing jewelry, a piercing needle, a piercing [studio, salon], daha fazlası...

piercing' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'piercing'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.