other

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈʌðər/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/ˈʌðɚ/ ,USA pronunciation: respelling(uᵺər)

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
other adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (different)öteki, öbür, diğer s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Not that shirt, the other one.
 Bunu değil, öbür (or: diğer) gömleği istiyorum.
other adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (additional)daha, başka s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  diğer s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 How many other people are coming? The other four students will join the class after the Christmas break.
other adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (remaining)daha s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  geri kalan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I just have one other thing to do. We need to interview the three other candidates before we make a decision.
other pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (other persons)diğeri, diğerleri zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 The others will arrive in a few minutes.
 Diğerleri de birkaç dakika içinde gelecek.
others pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (remaining things) (nesne)diğerleri zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
  öbürleri zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 I received some books today, and the others will come tomorrow.
other advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (otherwise)başka türlü z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  başka biçimde, başka şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I don't know what we'll do if the day turns out other than expected.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
other adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." rare (former)önceki, evvelki s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  geçmiş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 In other days, people did it differently.
the other,
the Other
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
sometimes capitalized (person or thing perceived as alien)yabancı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
other pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (distinct person or thing)diğeri zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
  öbürü, ötekisi zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 Some person or other must have left this phone behind.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
above all,
above any other,
above all others
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(more than any other)herşeyden önce, herşeyden önemlisi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  herşeyin ötesinde/üzerinde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  herşeyden çok, herşeyden fazla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Peter is a clever, handsome and, above all, honest man.
among other things exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (one of a number)bu arada z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  diğer şeyler arasında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I cleaned out the junk drawer and found, among other things, my old slide rule.
any other adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (an alternative, another)başka s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  farklı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Is there any other solution to the problem?
each other pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (one another)birbiri zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
  birbirini, birbirlerini zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
  birbirine, birbirlerine zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 They always help each other out when things get rough.
every other adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (alternate)her iki (haftada, vb.) bir z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The parents share custody; the father gets to see his daughter every other weekend.
every other day advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (on alternate days)gün aşırı z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The medication should be taken every other day.
have other fish to fry v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (have [sth] else to do)yapacak daha iyi/önemli bir işi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I can't wait around here, I've other fish to fry.
have other things to do v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be busy already)yapacak başka işleri olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I can't make it to the movies; I have other things to do.
in other words advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (that is to say)başka bir deyişle, başka bir ifadeyle, yani z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I would love to go but I have a lot to do...in other words, I don't have time.
like no other advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (incomparably)kıyaslanamaz bir biçimde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Her love for him was like no other.
like no other adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (incomparable, unique)benzersiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  eşsiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This holiday offers tourists a holiday like no other.
look the other way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (look in the opposite direction)bakışlarını çevirmek, başka tarafa bakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't just look to your right when you cross the street; look the other way as well.
look the other way v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (ignore [sth] bad)görmezlikten gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That judge looks the other way when members of his own staff commit minor crimes.
be made for each other,
be made for one another
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
informal, figurative (be ideally suited to each other)biçilmiş kaftan olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  birbirleri için yaratılmış olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 What a lovely couple; they're made for each other. Those two business partners are equally nasty; they're made for one another.
none other than [sb] exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." ([sb] well known) (birisinden)başkası değil deyim
  ta kendisi deyim
 We have with us today a man we all know, none other than the champion racer of the entire league.
nothing other than exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (actually, in fact)(ondan, vb.) başka birşey değil
 Some Americans think government oversight of health care is nothing other than socialism.
on the other hand advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (from the opposing point of view)diğer yandan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  diğer taraftan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  öte yandan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
one after the other advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (one at a time)birbiri ardına/ardından/ardınca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  arka arkaya, peş peşe, üst üste z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  birer birer z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I couldn't believe it! He sat there and ate ten habanero peppers, one after the other!
other than adj + prep (apart from)dışında, haricinde s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  -den başka s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 There were no applications, other than the internal ones received earlier. Other than a couple seated at a table by the window, the restaurant was deserted.
other than that exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (apart from this, otherwise)bundan başka z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
see each other v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be dating)flört etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  görüşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
significant other,
S.O.
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
US, informal (partner, spouse)i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  hayat arkadaşı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
somehow or other advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in an undetermined way)bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  nasılsa z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Jan studied the cliff face, determined to scale it somehow or other.
the other day advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (several days ago)geçen gün, geçenlerde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The other day we went snowboarding and we had a great time. // We're still good friends; just the other day we met for coffee.
the other way around (US),
the other way round (UK)
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(physically reversed)aksi yönde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
the other way around (US),
the other way round (UK)
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(opposite situation)tam tersi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
turn the other cheek v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (not retaliate)karşılıkta bulunmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  öteki yanağını çevirmek/kötülüğe kötülükle karşılık vermemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She was being extremely rude but I decided to turn the other cheek.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'other' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: in other words, in other [countries, schools, offices], other people [say, think believe], daha fazlası...

other' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'other'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.