'one o'clock' 'one' için alternatif bir terimdir. Aşağıdaki satırlardan birinde veya birkaçında bulabilirsiniz.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
one nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (first cardinal number)bir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 She can already count from one to ten.
 Birden ona kadar sayabiliyor.
one,
1
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(symbol for number 1)bir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
one,
1
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(1 in number)bir, bir tek, bir tane s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I only need one onion for this recipe.
 Bu tarif için sadece bir tane soğana ihtiyaç var.
one pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (single: item)biri, birisi zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 One of the books costs twice as much as the other.
one pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (single: group member) (içimizden, vb.)biri, birisi zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 The taxi will only take four passengers; one of us will have to walk.
one pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." formal (I, we: impersonal)insan i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  kişi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 One doesn't like to criticize, but it's rather unattractive.
one adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." ([sth], [sb] unspecified)biri, birisi zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 One car looks pretty much like another to me.
one adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (the same)tek bir s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 There should be one law for everyone in the land.
the one adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (unique)tek s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 My manager is the one person who can operate this system.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
one,
1
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(time: 1 o'clock) (saat)bir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It's already one; how am I ever going to finish everything today?
one,
1
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(1 year of age)bir yaşında s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Tragically, the elephant died when it was only one.
one nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (single unit)bir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The odds are ten to one against him.
one,
1
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(die: with 1 pip) (zar, vb.)bir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I rolled a one and a two and lost the game.
one nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (banknote: £1, $1) (kağıt para)bir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I have a ten and three ones.
the one about nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (joke)şaka i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  espri i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 When I told the one about the horse and the bar, nobody laughed.
the [adj] one nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (particular item)olanı zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 I don't like the blue sweater; I prefer the red one.
the one nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (soulmate, true love)gerçek aşk i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  gerçek sevgili i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  ruh ikizi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Christine believed Richard was the one, but he dumped her in the end.
1 nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, written (first day of specified month) (ay)1 i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: The example would be spoken "April first".
 In many countries, it's traditional to play pranks on each other on April 1.
1 nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. mainly UK, written (first day of specified month) (ay)1 i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: The example would be spoken as "(the) first of June". This date format is most commonly used in the UK, though it is gaining popularity in the US.
 My date of birth is 1 June 1990.
the one pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (specific person) (belirli bir)kimse, kişi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Jackie's the one I love.
one pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (partner: true love)gerçek aşk, gerçek sevgili i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The first time I met Paolo, I knew he was the one.
one pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." formal (+ who: unspecified person)kişi, kimse i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 One should always take care not to offend others.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
another one nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (one more)bir tane daha i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You can never have too many credit cards so I applied for another one.
another one nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (a different one)başka bir tane i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  başkası zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 I lost my teddy bear so my parents bought me another one.
any one pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (no matter which one)birini, birinden birini zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
  hangisi olursa
 Just take any one. It doesn't matter which.
any one adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (no matter which)-dan herhangi biri zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
  herhangi bir s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Any one of those cakes will surely be delicious.
at one advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (at one o'clock)saat 1'de z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We went for lunch at one.
at one point advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (at a given moment)bir an z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 At one point, I thought we might even get married.
at one time exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (once, at some point in the past)bir zamanlar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 At one time you were allowed to buy milk straight from the farmer.
at one time exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (at once: simultaneously)aynı anda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I was trying to do three things at one time, and failed the three.
billion,
a billion,
one billion,
1,
000,
000,
000
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
invariable (cardinal number: thousand million)milyar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: "a billion" is used generally; "one billion" is used to emphasize the precise amount
 I bet you can't count to two billion!
a billion,
one billion,
1 billion,
1,
000,
000,
000
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
invariable (one thousand million in number)milyar s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 One celebrity donated one billion dollars to charity last year.
billion,
a billion,
one billion,
1,
000,
000,
000
pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday."
invariable (people, things: thousand million of them)milyarlarcası zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
a billion,
one billion,
1 billion,
1,
000,
000,
000
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
invariable (sum: thousand million pounds or dollars) (miktar)milyar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The profits last year topped one billion. The government has pledged two billion to finance a new sports stadium.
billion,
a billion,
one billion
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
UK, dated (million million in number)milyarlarca s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 There are thought to be a billion bacteria in the human intestine.
billion,
a billion,
one billion
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
UK, dated (million million)bir milyar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Max thinks he can easily make a billion and retire early.
dozen,
a dozen,
one dozen
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
invariable (twelve)düzine i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A dozen plus 10 makes 22.
dozen,
a dozen,
one dozen
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
invariable (twelve)düzine, onikilik s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 If you're going to the shop, could you get me two dozen eggs?
dozen,
a dozen,
one dozen
pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday."
invariable (people, things: 12 of them)bir düzine s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The old lady had lots of cats; I'd say she had at least a dozen.
each and every one pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (all)tümü, hepsi, tamamı zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 Each and every one filed in and sat down.
each one pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (every individual one)her biri, her birisi zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 Each one of them is different. Examine each one in turn.
eighth,
an eighth,
one eighth,
1/8
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fraction: 8th part)sekizde birlik kısım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: "an eighth" is used generally; "one eighth" is used to emphasize the precise amount
 Cut the pie into eighths.
fifth,
a fifth,
one fifth,
1/5
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fraction: 5th part, 20 per cent)beşte biri i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: "a fifth" is used generally; "one fifth" is used to emphasize the precise amount
 Only a fifth of people with hearing problems wear hearing aids.
fifth,
a fifth,
one-fifth,
1/5
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(extent: 1/5)beşte biri z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
Not: "a fifth" is used generally; "one-fifth" is used to emphasize the precise amount
 Our apartment block is one-fifth empty.
fiftieth,
a fiftieth,
one fiftieth,
1/50
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fraction: 50th part)ellide bir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: "a fiftieth" is used generally; "one fiftieth" is used to emphasize the precise amount
fifty-one,
51
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(51: of [sth])elli bir s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I have fifty-one pairs of shoes.
for one thing exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (the first reason is)bir kere z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  öncelikle, evvela z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 No, you can't go out! For one thing, you can't afford it.
fourth,
a fourth,
one fourth,
1/4
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fraction: fourth part, quarter)dörtte bir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: "a fourth" is used generally; "one fourth" is used to emphasize the precise amount
 A fourth of the company's profits are donated to a charity.
fourth,
a fourth,
one-fourth,
1/4
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(extent: 1/4, a quarter)dörtte biri z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
Not: "a fourth" is used generally; "one-fourth" is used to emphasize the precise amount
get to know one another v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (become better acquainted)birbirini tanımaya başlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The two men got to know each other while they were both at college.
go one step further v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (do [sth] more extreme)bir adım öteye geçmek/gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 This year the team went one step further and won both domestic cup competitions.
groom each other,
groom one another
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(animals: clean each other) (hayvan)birbirini temizlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Kate's cats groom each other often, and produce a lot of hairballs.
half,
a half,
one half
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fraction: 50 per cent)yüzde elli i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yarı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: "a half" is used generally; "one half" is used to emphasize the precise amount
 All of these groups combined add up to half.
a heck of a [sth],
one heck of a [sth]
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
slang, euphemism (intensifier) (vurgu)acayip s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çok büyük s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 That was a heck of a thunderstorm.
hole in one,
hole-in-one
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(golf: one stroke)(golf) bir vuruşta isabet, topu bir vuruşta deliğe sokma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 At 103 years old, Gus Andreone is the oldest golfer to ever record a hole in one.
hundred,
a hundred,
one hundred,
100
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
invariable (cardinal number: 100)yüz rakamı, yüz sayısı, yüz i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: "a hundred" is used generally; "one hundred" is used to emphasize the precise amount
 She lost count just after a hundred.
hundred,
a hundred,
one hundred,
100
pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday."
invariable (people, things: 100 of them)yüzü zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
  yüz tanesi zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
hundredth,
a hundredth,
one hundredth,
1/100,
100th
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fraction: 100th part)yüzde bir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: "a hundredth" is used generally; "one hundredth" is used to emphasize the precise amount
 The profits are one hundredth of what we predicted. The horse won the race by two hundredths of a second.
kill two birds with one stone v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (do 2 things at once)bir taşla iki kuş vurmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I can stop by your house on the way to the grocery store, so I'll kill two birds with one stone.
loved one,
loved ones
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(close family member or friend)aile üyesi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yakın arkadaş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The loss of a loved one is hard to bear.
be made for each other,
be made for one another
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
informal, figurative (be ideally suited to each other)biçilmiş kaftan olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  birbirleri için yaratılmış olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 What a lovely couple; they're made for each other. Those two business partners are equally nasty; they're made for one another.
million,
a million,
one million,
1,
000,
000
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
invariable (cardinal number: 1,000,000)milyon i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: "a million" is used generally; "one million" is used to emphasize the precise amount
 Three million is a very big number.
million,
a million,
one million,
1,
000,
000
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
invariable (sum: 1,000,000 pounds or dollars) (tutar)milyon i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The movie star's house cost around three million.
million,
a million,
one million,
1,
000,
000
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
invariable (1,000,000 in number)milyon s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Some houses cost a million dollars or more.
 Bazı evlerin fiyatı bir milyon dolardır.
million,
a million,
one million,
1,
000,
000
pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday."
invariable (people, things: 1,000,000 of them)milyonlarcası zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
more than one nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (a number greater than one)birden çok sayı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He says he has only had one beer, but the way he is behaving, it looks like he's had more than one.
more than one adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (greater than one: of [sth])birden fazla s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  birden çok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 We will need more than one table as there are 12 people coming to dinner.
My little one. interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (affectionate term for a child)yavrum, yavrucuğum ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  küçüğüm ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Come here, my little one, and I'll tell you a story.
nice one interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" UK, informal (expressing congratulations or admiration)aferin ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  çok iyi ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 You won the lottery? - nice one, mate!
ninth,
a ninth,
one ninth,
1/9
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fraction: 9th part)dokuzda birlik bölüm, dokuzda bir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: "a ninth" is used generally; "one ninth" is used to emphasize the precise amount
 Can you cut a pie into ninths?
nobody,
no one,
also UK: no-one
pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday."
(not one person)hiç kimse zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
Not: "Nobody" is slightly more informal than "no one"
 Peter threw a party, but nobody showed up. I thought I heard someone, but there was no one there.
not a bit,
not one bit
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
informal (not at all)zerre kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hiç, hiç de z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Am I bothered about missing the show? Not a bit. I'm not a bit worried about this exam because I've revised really hard for it.
number one nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (numeral, cardinal number: 1)bir numaralı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: hyphen used when term is an adj before a noun
 Please look at paper number one in your packet.
number one nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (song: biggest-selling) (şarkı)bir numara i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It made number one on the charts in the first week.
number one nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. slang, dated (oneself)kendi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Take care of number one.
number one,
number-one
n as adjnoun as adjective: Describes another noun--for example, "boat race," "dogfood."
(leading, most successful)önde gelen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  en önemli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 For a long time, Ford was the number one automaker in America.
number one,
number-one
n as adjnoun as adjective: Describes another noun--for example, "boat race," "dogfood."
(favorite)en sevilen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  gözde s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  favori s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Ron is my number one person.
odd one out nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. ([sth] or [sb] that does not belong)aykırı tip i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  farklı olan şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Study the people in the photo for 15 seconds then tell me which is the odd one out.
on one hand advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (from one point of view)bir yandan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir taraftan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 On one hand, the restaurant serves excellent food, but on the other, it's very expensive.
on one side advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (unilaterally)tek tarafta, tek yanda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We are all on one side.
on one side advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (on one surface only)tek bir yüzünde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  tek bir tarafında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 An image of George Washington can be found on one side of a US dollar bill.
on the one hand advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." figurative (from one point of view)bir yandan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir taraftan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 On the one hand, it would be quicker to fly to Manchester; on the other, it would be more expensive than the train.
one after the other advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (one at a time)birbiri ardına/ardından/ardınca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  arka arkaya, peş peşe, üst üste z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  birer birer z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I couldn't believe it! He sat there and ate ten habanero peppers, one after the other!
one and the same nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (same person or thing)aynı kişi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  aynı şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 At the end of the story, the boy and his twin were revealed to be one and the same!
one another pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (each other)birbiri zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
  birbirleri zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
  birbirine zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
  birbirlerine zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 The lovers liked nothing better than to be with one another. Lisa believes that women in academia should help one another to get ahead.
one at a time advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (one by one)birer birer z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
one by one advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (one at a time, singly)birer birer z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  teker teker z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The clerk searched through the records one by one until she found the one she wanted. One by one the nations of Europe fell before Napoleon's advance.
one day advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (at a point in the future)ileride z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  gelecekte z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir gün z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 One day I'll be rich.
one day,
one of these days
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(someday: an unspecified day in the future)bir gün z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  günün birinde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 One day I hope to travel to South America. I would like to have children one day.
one day advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (an unspecified day in the past)geçmişte bir gün z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 There was one day last winter when it snowed heavily.
one hundred,
100
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(cardinal number: 100) (sayı)yüz i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 In Roman numerals, C means "one hundred".
one hundred,
100
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(100 of [sth])yüz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 None of us will be here one hundred years from now.
one hundred,
100
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(group of one hundred)yüz tane i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yüz adet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
one hundred,
100
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(one hundred years old)yüz yaşındaki s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
one hundred or so adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (about a hundred)yüze yakın, yüz civarında, yüz kadar s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It's a middle-sized plane, with one hundred or so seats.
one hundred thousand,
100,
000
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(100,000 in number)yüz bin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
one in a million nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal, figurative (person: unique)eşsiz, benzersiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I love you so much! You are one in a million.
one in a million adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (1 out of 1,000,000)milyonda bir s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Sue suffers from a rare condition that is seen in perhaps one in a million people.
one in a thousand adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (1 out of 1000)binde bir
 One in a thousand births have some sort of birth defect.
one more adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (another)ikinci bir s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  başka bir s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I'll give you one more chance.
one more pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (another one)bir tane daha zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 Can I have one more, please?
one more time advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (once more)bir kez daha, bir kere daha, bir defa daha z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Please, repeat the question one more time.
one of exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (out of many)biri zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
  birisi zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 One of my coworkers is from Barbados.
one of a kind nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. ([sb] or [sth] unique)eşsiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  kendine özgü s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  nevi şahsına mahsus s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 My aunt is one of a kind; there's nobody else quite like her.
one thing leads to another exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (one action begins a series)olaylar peş peşe gelir/birbirini kovalar
 One thing led to another, and now she's pregnant.
one thousand,
1000
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(cardinal number: 1000) (sayı)bin i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
one thousand,
1000
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(1000 of [sth])bin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
one time advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (on one occasion)bir keresinde, bir defasında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir seferinde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I remember when my brother came home drunk one time.
one-to-one,
also UK: one-on-one
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
informal (private talk)özel konuşma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
one-to-one,
also UK: one-on-one
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(between individuals) (kişiler arasında)bire bir s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Can we have a one-to-one chat soon? I had a one-to-one meeting with my manager at work.
one-to-one adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (having only one match)bire bir s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 In database structure, a one-to-one relationship means an entity in one table maps only to a single entity in another table.
one to one,
also UK: one on one
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(on an individual or personal basis)bire bir z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  teke tek z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 You will have the opportunity to speak to an advisor one to one.
one way or another advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (somehow, by some means)bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  öyle ya da böyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  ama öyle ama böyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
one-armed bandit nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. slang (gambling: fruit or slot machine)(kollu) kumar/slot makinası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He lost all his money trying to win on the one-armed bandit.
one-night stand,
one night stand
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(isolated sexual encounter with [sb])bir gecelik ilişki i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  tek gecelik ilişki i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
one-of-a-kind,
one of a kind
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(unique)benzersiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  emsalsiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  eşsiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  türünün tek örneği s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: hyphens omitted when term is an adj after a noun
 This is a handcrafted, one-of-a-kind piece of jewellery.
one-off nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal ([sth] done once only)bir defaya mahsus şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  sadece bir kez yapılan şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
one-off adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (happening only once)bir defalık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  tek seferlik s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  bir defaya mahsus s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I had a one-off chance to hear Sixto Rodriguez sing.
one-sided adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not reciprocated)tek taraflı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  karşılıksız s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
one-sided adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (single viewpoint) (fikir, görüş)tek taraflı, tek yanlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
one-sided adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (contest: unequal)eşitsiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
one-time adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (one-off, occurring once only)bir defalık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  bir kerelik s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  tek seferlik s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This is a one-time only offer, the price will go back up tomorrow.
Sonraki 100 Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'one o'clock' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:

one o'clock' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'one o'clock'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.