WordReference tam bu tümceyi çeviremiyor ancak her bir kelimeye tıklayarak anlamını görebilirsiniz.

not particularly


Aradığınız tam cümleyi bulamadık.
"not" için olan girdi aşağıda gösterilmektedir.

Ayrıca bakınız: particularly

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
not advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (negation)değil z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 This apple is not green; it's red.
 Bu elma yeşil değil kırmızıdır.
not advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (denial)değil
 I am not guilty.
not advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (refusal) (olumsuzluk)-mamak, -memek sonek
 I do not want any sugar, thank you.
not advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (that it is not so)olmaz
  değil
 "Will your ex be at the party?" "I hope not!"
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
not interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (ironic denial)hiç de bile, hiç değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Yeah, she's so smart. NOT.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
blink at [sth] vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (be shocked, disapproving)şaşırmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  hayret etmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  şoke olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
absolutely not advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not in any way, not at all)kesinlikle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hiçbir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I will absolutely not have anything to do with him.
absolutely not interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (not under any circumstances)kesinlikle hayır ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  kesinlikle olmaz, hayatta olmaz ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 You're not going to the party. Absolutely, not!
not blink at [sth],
not blink an eye at [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative, informal (not react to) (tepki göstermemek)gözünü bile kırpmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
not be called for v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be inappropriate)uygunsuz olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  lüzumsuz olmak, gereksiz olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Your comment about your neighbor's wife was not called for.
not care v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be unconcerned)umurunda olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  umursamamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 So, what if you're upset? I don't care.
certainly not interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (expressing refusal)elbette ki hayır ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  elbette ki değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "Could I borrow your car?" "Certainly not!"
certainly not interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (expressing denial)elbette ki hayır ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  (gündelik dil)hiç de bile ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "Did you drink the bottle of beer I left in the fridge?" "Certainly not!"
forget-me-not nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (plant with small blue flowers)unutmabeni çiçeği i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
not give a damn v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang, potentially offensive (not care)takmamak, iplememek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sallamamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
Not: most commonly used in the negative and in questions
 I don't give a damn that my ex has a new girlfriend!
not give a f*** v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." vulgar, offensive, slang (not care) (argo)siklemek ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  takmak ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 I don't give a f*** what you think.
not give a s*** v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." vulgar, slang (not care) (argo)siklememek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  iplememek, takmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
Not: Most commonly used in the negative and in questions.
 Sally said she doesn't give a s*** what her unfaithful ex-husband does with his time.
if not conjconjunction: Connects words, clauses, and sentences--for example, "and," "but," "because," "in order that." (if this is not the case)olmazsa, yoksa z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  aksi halde, aksi takdirde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  değilse z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Let's see if Pete is free this evening. If not, we can always go without him.
it does not matter,
it doesn't matter
interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!"
(it is unimportant or irrelevant)önemli değil, mühim değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  fark etmez ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 It doesn't matter what you say; I'm still going to do what I want.
last but not least advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (lastly)son olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Last but not least, don't forget to ring me when you get there.
more often than not advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (usually)çoğu zaman z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  çoğu kez, çoğu defa z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  çoğunlukla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  genellikle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Our children's clothes are, more often than not, made in China.
no laughing matter,
not a laughing matter
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
([sth] serious)işin şakası yok
  şakası olmayan/şakaya gelmez durum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  gülünmeyecek şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Slipping on the ice is no laughing matter; you could break your neck.
 Buzda kayıp düşmek şakaya gelmez; boynun kırılabilir.
not a big deal,
no big deal
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
informal (a matter of little importance)önemli değil, mühim değil
 It is not a big deal that your brother likes to drink a beer now and then. Knitting a sweater is not a big deal for Jane; she has been knitting since she was eight years old.
not a bit,
not one bit
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
informal (not at all)zerre kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hiç, hiç de z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Am I bothered about missing the show? Not a bit. I'm not a bit worried about this exam because I've revised really hard for it.
not a bit adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (not at all)hiç s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I'm not a bit worried about this exam because I've revised really hard for it.
not a chance nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (no possibility)imkânsız olmak, olanaksız olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 There is not a chance he would ever win a foot race.
not a chance,
no chance
interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!"
(impossible)imkânsız, olanaksız ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  olamaz ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "Do you think Phil will lend us the money?" "Not a chance!"
not a few adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (quite a lot)birçok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çok sayıda s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 There were not a few vegetarians among us.
not a hint nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (no sign, no indication)en ufak bir izi/belirtisi bile yok
 There was not a hint of any sugar in that sour pie.
not a little advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (a lot, a great deal)çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hayli, bir hayli z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I was not a little upset by his remarks.
not a soul nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (nobody)hiç kimse, kimsecikler
 It was two o'clock in the morning and not a soul was on the streets. They got married and not a soul knew until a year later.
not a trace nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (no sign)en ufak bir izi bile yok
 Come April, there is not a trace left of the snow. There is not a trace of any sugar in this tea.
not again interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (expressing exasperation)yine mi
 Not again! I told you tomato sauce is hard to remove from white shirts!
not allowed adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (forbidden, not permitted)yasak s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  izinsiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Dogs are not allowed in the park.
not applicable adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (irrelevant, not the case)yok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  uygulanamaz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  ilgisiz, alakasız s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
not at all advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in no way, to no extent)hiç z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  katiyen z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  zerre kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hiç bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 My boss was not at all pleased with my work, so he fired me.
not bad,
not half bad
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(reasonably good)fena değil, şöyle böyle
 That sauce isn't very good, but it's not bad, either.
not be moved v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (not change opinion)taşınmayacak olan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Anne is completely against the idea, and will not be moved from her position.
not be worth the effort v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be a waste of time)zaman kaybı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (harcanan zamana, vb.)değmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
not by any means exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (in no way, by no method)hiçbir şekilde, hiçbir yolla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I will not by any means allow you to borrow my car.
not do justice to [sth/sb],
not do [sth/sb] justice
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(not show well)hakkını vermemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That photograph does not do justice to her beauty.
not enough adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (insufficient, too few or little)yetersiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The doctors tried everything they knew, but it was not enough to save him.
Not even! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (no!)hayır ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  hiç de değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
not get along v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not be friends)anlaşamamak, geçinememek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My sister and I never really got along when we were growing up.
not give up v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (persevere)vazgeçmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  pes etmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 John got tired in the middle of the race, but he did not give up.
not have a care v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not worry about anything)dertsiz olmak, hiçbir derdi/tasası olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He strolls through life as though he does not have a care.
not have anything to do with v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be unrelated to)hiç ilgisi/alâkası olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Baking a cake does not have anything to do with repairing a car. Being smart doesn't have anything to do with being strong.
not have anything to do with v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (avoid contact with)ilgisi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hiçbir ilgisi olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Since she stole my earings, I do not have anything to do with her anymore. I'll not have anything to do with my ex-wife's new husband.
not in the least advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not at all)hiç, hiç de değil
  zerre kadar bile
 Sure, you can borrow five dollars, I don't mind in the least.
not in the mood adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (disinclined, unwilling)canı birşey yapmak istememek, havasında olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'm not in the mood to listen to your lies.
not kosher adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not edible for Jews)(yahudiler için) kaşer/temiz olmayan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Observant Jews do not eat pork because it is not kosher.
not kosher adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative, slang (legitimate)kabul edilemez s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Hey! Hitting under the belt is not kosher.
not least advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (notably)özellikle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bilhassa z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The building is very impressive, not least because of its magnificent setting.
not lose sight of [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (keep in view)gözden kaybetmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Do not lose sight of your children around water.
not lose sight of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (remain focused on)akıldan çıkarmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't lose sight of your goal, you're almost there.
not make sense v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be illogical)anlam ifade etmemek, anlamsız/manasız olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  mantıksız olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It does not make sense to butter your bread with axle grease.
not make sense v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be incomprehensible)anlamsız olmak, manasız olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Ainsley was drunk and what he was saying was not making sense.
not many adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (few)az s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  birkaç s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
not matter v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be unimportant)önemli olmamak, mühim olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  önemli olmayan, mühim olmayan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It does not matter if you make a typing mistake; just back up and fix it. Don't be upset about what happened. It doesn't matter.
not mince words,
not mince your words
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (speak plainly)lafını esirgememek, sözünü esirgememek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That man does not mince words; he will say exactly what he thinks.
not mind v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not upset)aldırmamak, umursamamak, aldırış etmemek, umurunda olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I thought Dave might be upset that we didn't invite him, but he didn't mind.
not mind v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (no preference)fark etmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I don't mind which day we go to the cinema as I'm free all week.
not much adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (very little)çok az s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
not much to look at adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (unattractive or unimpressive)bakılacak bir tarafı olmamak, güzel olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He's not much to look at, but he's got a good job and he's very nice. It's not much to look at, but it's home.
not nearly advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (nowhere near)katiyen, hiç z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Two pounds of beef is not nearly enough to feed 50 people. The roast is not nearly cooked, so dinner will be delayed.
not of this world adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (otherworldly)bu dünyaya ait olmayan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Ghosts and goblins are not of this world.
not of this world adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." ([sb]; engrossed by spiritual matters)manevi yönü ağır basan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Ruth is not of this world, and refuses to compromise her religious convictions.
not often advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (infrequently, rarely)nadir olarak, nadiren z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  ender olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  seyrek z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
not only advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not being restricted to)bununla kalmayıp z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  üstelik z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
not quite advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (almost)pek sayılmaz
  pek değil
 The meat is not quite cooked enough.
not quite right adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (slightly wrong)tam doğru olmayan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It is a good translation, but that word choice is not quite right.
not shrink from [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (face bravely)çekinmemek, kaçınmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Soldiers need to not shrink from their duties even in the heat of battle.
not so bad adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (better than anticipated)fena değil
 I thought I was going to hate my new job, but it's not so bad.
not so much adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (less)çok değil
 It's not so much that you are cruel, more that you don't think things through.
not so much adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (little)pek de
 No, there was not so much singing at the show.
not sure adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (unsure of [sth])emin değilim
 "Do you know when the movie starts?" "I'm not sure."
not take kindly to [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not welcome)hoş karşılamamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I do not take kindly to people who don't know me calling me 'honey'.
not think much of [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be unimpressed by)fazla üzerinde durmamak/düşünmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I did not think much of that artist's new exhibit, I thought it was trite.
not to mention conjconjunction: Connects words, clauses, and sentences--for example, "and," "but," "because," "in order that." (as well as)ve bağ.bağlaç: Kendi başına bir anlam taşımayan, cümlede eş görevli sözleri ve cümleleri birbirine bağlayan sözcüktür (örnek: "kitabı aldı, fakat geri vermedi").
  ayrıca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  ilaveten z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I've got to take the kids to school, not to mention do the shopping.
not too bad adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (OK)fena değil, şöyle böyle
  (gündelik dil)eh işte
 "How's the new job going?" "Not too bad, thanks."
not until conjconjunction: Connects words, clauses, and sentences--for example, "and," "but," "because," "in order that." (only when, only after)-e kadar
  -den sonra
 Not until your homework and your chores are finished may you watch TV.
not up to preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." informal (not fit enough for)uygun olmayan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  yeterli olmayan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He tried hard, but he was not up to the challenge. Your performance is not up to the standards we are looking for.
not very advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (hardly, only a little)pek de
 That's not very nice of you. I'm not very interested in football.
not well founded adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not based on fact)haklı nedene dayanmayan f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gerçeklere dayanmayan f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The evidence against John was not well founded, so he avoided prosecution. Your optimism about the stock market was clearly not well founded.
not worth having adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (of no value)sahip olmaya/elde tutmaya değmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The standard version is not worth having because it lacks the most-desired functions on the deluxe version.
not worth mentioning adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (trivial, insignificant)sözünü etmeye değmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The slight inconvenience of having to wait is not worth mentioning. The tiny amount of sodium in grapefruit is not worth mentioning.
not yet advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not thus far)daha değil
  henüz değil
 I am not yet fluent in Spanish.
nowhere near,
not anywhere near
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
(not close to)hiç de yakın z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The bank is nowhere near the library.
nowhere near,
not anywhere near
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
figurative, informal (not at all)neredeyse hiç z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Your description is nowhere near accurate.
Of course not interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (emphatic: certainly not)tabii ki hayır ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "Would you kiss a frog?" he asked. "Of course not!" she replied.
whether or not,
whether or no
conjconjunction: Connects words, clauses, and sentences--for example, "and," "but," "because," "in order that."
(no matter if, even if)olsa da olmasa da z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  -sa bile edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
  -sa dahi edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
 We'll go to the game whether or not it rains (or: whether it rains or not).
not a whit advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." literary (in the slightest)hiç z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I care not a whit for your inane excuses.
Why not? exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (why is that not so?)niye ki ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  neden ki ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 You're not coming to the party? Why not?
why not interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (expressing openness to [sth])neden olmasın ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Yes of course you can come along – why not!
why not exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (expressing openness to [sth])bir sakıncası yok
  bir mahsuru yok
 A: Mum, can I stay over at Jess's house tonight? B: I can't see why not.
would rather not,
had rather not
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(prefer not to)yapmamayı tercih ederim, yapmasam iyi olur
 I'd rather not go to Spain again this year for our holidays. They would rather not have to make anyone redundant.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

not particularly' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'not particularly'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.