much

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈmʌtʃ/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/mʌtʃ/ ,USA pronunciation: respelling(much)


Inflections of 'much' (adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."):
more
adj comparative
most
adj superlative

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
much advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (greatly)epeyce, çok daha, fazlaca s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He looks much older now.
 Şimdi çok daha yaşlı görünüyor.
much adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (of great degree)çok fazla, epey fazla s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 They ate much more than usual yesterday.
 Dün normalden çok fazla yemek yediler.
much adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (of great quantity)çok fazla, epey fazla s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: colloquial usage in negatives and questions; more formal in other contexts
 We heard much laughter coming from the room.
 This sentence is not a translation of the original sentence. Geçen yıldan beri çok fazla kilo aldı.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
much adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (in comparisons) (bir şeye kıyasla)çok daha s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He felt much better after taking an aspirin.
much nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (great amount)büyük kısım, büyük bölüm i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Much of his reasoning was illogical.
much nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. often negative (notable thing)önemli şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It wasn't much of a lunch - just a few snacks.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
as much exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (the same thing)o kadarını
 So, you're pregnant. I thought as much.
as much exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (an equal amount)aynı miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Joe was praised for his work on the project, but I did just as much.
as much [sth] as [sb/sth] exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (an equal amount of)aynı miktarda s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  onunki kadar s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I can't eat as much cheese as my sister.
as much as exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (even though)rağmen edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
  karşın edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
 As much as I love Mel Gibson, this movie is just too violent for me.
as much as exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (equally)eşit şekilde, eşit olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I love you as much as I love your sister.
as much as exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (an equal amount)kadar, kadar çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Nobody can eat as much as my brother!
as much as possible exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (to greatest extent)olabildiğince çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I try to exercise as much as possible.
as much as possible nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (greatest amount)mümkün olduğu kadar çok i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I always eat as much as possible at Thanksgiving dinner.
how much advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (what amount) (miktar)ne kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It's not important how much effort you put into the job - it's results that count!
how much advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (what price, cost) (fiyat)ne kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 How much does this sandwich cost?
 Bu sandviç ne kadar tutuyor?
how much advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (to what extent)ne kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It doesn't matter how much I try to please my boss, he still isn't satisfied.
I love you so much interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (great affection)seni çok seviyorum
 I love you so much that I can't stand to be apart from you.
leave much to be desired v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be inadequate)yetersiz olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ihtiyacı, vb. karşılamamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Your table manners leave much to be desired. The house was cute on the outside, but inside left much to be desired.
much as conjconjunction: Connects words, clauses, and sentences--for example, "and," "but," "because," "in order that." (in the same way as)gibi edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
 He was scrabbling away at the earth, much as a dog buries a bone.
much as conjconjunction: Connects words, clauses, and sentences--for example, "and," "but," "because," "in order that." (however much)ise de
  her ne kadar
 Much as I like James as a friend, I could never date him.
much better adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (greatly superior)çok daha iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çok daha üstün s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
much better adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (greatly improved)çok daha iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  daha da iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Your chances of getting a job are much better if you have computer skills.
much less nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (a considerably smaller quantity)çok daha az miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  çok daha azı zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 Men have fought wars for much less.
much less advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (to a lesser degree)çok daha az z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 If I liked her much less I wouldn't like her at all!
much like preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." (in the same way as)aynı şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  aynı yolla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
much like preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." (very similar to)benzer şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
much more nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (a considerably larger quantity)daha çok miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Much more will have to be done if we want to succeed.
much more advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (to a greater degree)daha çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  daha fazla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I like him much more now than I did when he was younger.
much the same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (very similar)hemen hemen aynı, neredeyse aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I will use much the same method as George did to make these changes.
much the same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (unchanged)hemen hemen aynı, neredeyse aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  değişmemiş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The doctors say he is in much the same condition as yesterday. My hometown looks much the same as it did when I left 10 years ago.
not much adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (very little)çok az s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
not much to look at adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (unattractive or unimpressive)bakılacak bir tarafı olmamak, güzel olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He's not much to look at, but he's got a good job and he's very nice. It's not much to look at, but it's home.
not so much adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (less)çok değil
 It's not so much that you are cruel, more that you don't think things through.
not so much adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (little)pek de
 No, there was not so much singing at the show.
not think much of [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be unimpressed by)fazla üzerinde durmamak/düşünmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I did not think much of that artist's new exhibit, I thought it was trite.
nothing much nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (not a lot)fazla bir şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There is nothing much happening downtown today.
pretty much advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (mostly)oldukça fazla, büyük ölçüde
  aşağı yukarı z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  neredeyse z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 When you visit the South, you'll pretty much eat only fried food.
pretty much the same adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (very similar)hemen hemen aynı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çok benzeyen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It hardly matters which candidate you vote for; they're all pretty much the same.
pretty much the same advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (unchanged from earlier)hemen hemen aynı z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  değişmemiş olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The state of the patient's health has stayed pretty much the same.
so much adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (a large amount of)çok miktarda s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I'm bound to get my shoes wet with so much water on the ground. There's so much to do I don't know where to start.
so much adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (this amount of)bu kadar s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Showing her son the cup, Paige said, "You take so much flour and add it to the mixing bowl."
so much advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (a lot)bunca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bu kadar çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I wish my sister didn't talk so much.
so much as advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (even)bile, dahi edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
 Cross that line by so much as a hair and you'll see what anger means.
so much as advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (merely, no more than)sırf z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  sadece, sade z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
so much for that interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (enough discussion)hiç de işe yaramadı, hiç de iyi değilmiş ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Well, so much for that! Maybe we can talk about something else now.
so much for that interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (disappointment, failure)çok üzüldüm ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 I failed my entrance exam yet again. So much for that!
so much so that exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (to such a degree that)öyle ki z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  o denli z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  o kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
Thank you so much interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (Many thanks)çok teşekkür ederim ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  çok teşekkürler ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
thank you very much interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (many thanks)çok teşekkürler ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
too much,
too much [sth],
too much of [sth]
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(an excess of)fazla miktarda s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  fazla s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Too much coffee makes me jittery.
too much advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (excessively, to excess)çok fazla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  aşırı z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He loved her too much to leave her.
too much nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (an excessive amount)fazla miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I can't possibly eat all that – it's too much.
too much for [sb] preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." (overwhelming)çok fazla gelmek/gücünü aşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Caring for six children was too much for the exhausted young mother.
too much for [sb] preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." (intolerable)çok fazla gelmek/gücünü aşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Losing his wife was too much for him to bear.
twice as much nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (double the amount)iki katı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  iki misli i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I've decided to give twice as much to charity this year.
twice as much exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (double the amount of [sth])iki katı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  iki misli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It can take twice as much effort to make dinner without a stove.
very much advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (greatly)çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  pek çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I like him very much.
very much nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (a large amount)çok miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
way too much adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (an excess of)çok fazla s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  aşırı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
way too much advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (excessively)fazlaca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  aşırı derecede z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  ziyadesiyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'much' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: it isn't much, but, was not much like, she's very much like [you, my sister], daha fazlası...

much' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'much'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.