WordReference tam bu tümceyi çeviremiyor ancak her bir kelimeye tıklayarak anlamını görebilirsiniz.

mess around or about (with)


Aradığınız tam cümleyi bulamadık.
"mess" için olan girdi aşağıda gösterilmektedir.

Ayrıca bakınız: around | or | about | (with)
Bu sayfada: mess, mess hall

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
mess nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (dirty condition)pislik, kirlilik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Most of the house was spotless, but the bathroom was a mess.
a mess (of [sth]) nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (disorder)düzensizlik, dağınıklık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 His desk was a mess of papers and books.
mess nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (jumble)karışıklık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  düzensizlik, intizamsızlık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Look at the mess on your desk!
mess nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (disorder) (mecazlı)karmaşıklık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  kargaşa i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This project is a mess. It is going to take me days to fix it.
mess nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (difficult situation) (mecazlı)zor durum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The most famous line from Laurel and Hardy is, "That's another fine mess you've got me into!"
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
a mess nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal, figurative ([sb]: emotional, confused) (duygusal yönden, mecazlı)berbat hal i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  altüst durum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He was such a mess after his wife died.
mess,
dog mess
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
informal (dog, etc.: faeces) (gayri resmi)kaka, pislik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Puppies are cute, but if you want one, you have to be prepared to clean up mess sometimes.
mess [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." US, informal (soil)kirletmek, pisletmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 You didn't mess your diaper did you?
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
mess hall,
mess
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(military dining hall)(askeri) yemek salonu, yemekhane i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 All the soldiers were eating in the mess hall.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
mess | mess hall
İngilizceTürkçe
mess around,
UK: mess about
vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up."
informal (be frivolous)oyalanmak, iş yapmadan oturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Stop messing around and let's discuss this seriously.
mess around,
also UK: mess about
vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up."
informal (be unproductive)oyalanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My husband is messing around in the garage - I've no idea what he's doing in there.
mess around with [sth],
also UK: mess about with [sth]
vi phrasal + prep
informal (tamper, play with) (bir şey ile)oynamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kurcalamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He enjoyed messing around with boats.
mess around with [sth],
also UK: mess about with [sth]
vi phrasal + prep
informal (spoil by fussing)oynamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kurcalamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Your painting is fine now; don't mess around with it any more or you will ruin it.
mess around with [sb],
also UK: mess about with [sb]
vi phrasal + prep
slang (tease)dalga geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  takılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Why are you so upset? We were just messing around with you.
mess around with [sb],
also UK: mess about with [sb]
vi phrasal + prep
slang (have an affair)düşüp kalkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  oynaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Helen caught her husband messing around with another woman.
mess [sb] around,
also UK: mess [sb] about
vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S]
slang (treat disrespectfully)saygısız davranmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  rahatsız etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'm sorry to mess you around, but I need to change the date of our meeting.
mess [sth] up,
mess up [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(make untidy)dağıtmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  darmadağın etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The wind messed up the neat piles of papers, scattering them all over the room.
mess [sth] up,
mess up [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
figurative, informal (spoil, botch)bozmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  karıştırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  eline yüzüne bulaştırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo)bok etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 This is important, so try not to mess it up.
mess up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." figurative, slang (make serious mistake)berbat etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo, mecazlı)sıçmak, içine sıçmak, içine etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 This is your last chance, so don't mess up!
mess [sb] up,
mess up [sb]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
figurative, slang (cause emotional problems)altüst etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The death of Charlotte's boyfriend really messed her up.
mess with [sb] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] slang (anger)dalaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sinirlendirmek, kızdırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't mess with Stan because he'll smash your face in.
mess with [sb] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] slang (tease)dalga geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo)taşak geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  alay etmek, takılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It's just so much fun to mess with him!
mess with [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] slang (meddle with)burnunu sokmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  karışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  müdahale etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'm sick of you messing with things that don't concern you!
mess with [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] slang (tamper)karıştırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't mess with those papers – I've just put them in order.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
mess | mess hall
İngilizceTürkçe
make a mess v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (create disorder or dirt)ortalığı batırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ortalığı dağıtmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You can have your mates round for the evening so long as you promise not to make a mess. The kids have been making chocolate cake and they've made a mess with the batter in the kitchen.
make a mess of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (make [sth] disordered or dirty)kirletmek, pisletmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dağıtmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't make a mess of my nice clean living room.
make a mess of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (get [sth] wrong)berbat etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  eline yüzüne bulaştırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The new guy has made a mess of this project; I'm going to have to redo it all.
mess kit nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (military: cooking utensils)sefer tası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The troops were standing in line with their mess kits, waiting to eat.
mess with [sth] vi + prep informal (become involved with)-e bulaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  karışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When he started messing with drugs, everything went downhill.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

mess around or about (with)' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'mess around or about (with)'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar
Uygunsuz bir reklamı rapor et.