WordReference tam bu tümceyi çeviremiyor ancak her bir kelimeye tıklayarak anlamını görebilirsiniz.

make an arrangement


Aradığınız tam cümleyi bulamadık.
"make" için olan girdi aşağıda gösterilmektedir.

Ayrıca bakınız: an | arrangement

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
make vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (construct)yapmak, inşa etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The children made houses with blocks.
 Çocuklar, oyuncak bloklardan evler yaptılar.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (manufacture)imal etmek, imalat yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That factory makes bolts.
 O fabrika, cıvata imalatı yapmaktadır.
make vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (fashion)yapmak, meydana getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The weavers made a hat from palm fronds.
 Dokumacılar, palmiye yapraklarından şapka yaptılar.
make vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (cause)neden olmak, sebep olmak, yol açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The dogs made a commotion in the street.
 Köpekler, sokakta kargaşaya neden oldular.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (prepare)hazırlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 My mother wants to make a cake for my party.
make vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (decision)(karar) vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Tess must make a decision.
 Tuğba'nın artık bir karar vermesi gerekiyor.
make [sb] do [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (compel)zorla yaptırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 My parents make me eat vegetables.
make [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." informal (force)zorlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  mecbur etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I won't go! You can't make me!
make [sb] do [sth],
make [sth] do [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(cause to)yaptırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (yapmasına, vb.)sebep olmak, neden olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He never fails to make me laugh.
make [sb] [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (+ adj: cause to be) (mutlu, vb.)etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 You make me happy.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
make nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (brand)marka i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 What make of car do you drive? Toyota? What make is your computer?
make nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (build, stature)vücut yapısı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  endam i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He is of a lean make, and could be an excellent athlete.
make [sth] of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (interpret)yorumlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  anlam çıkarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  anlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I don't know what to make of his actions. What do you make of this car?
make for [sth] vi + prep (move towards) (bir yere doğru)yol almak, gitmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The fleet made for port.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (bring into existence)yaratmak, oluşturmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  var etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (bebek, vb.)yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Let's make a baby!
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (perform: a speech) (konuşma, vb.)yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 All of the candidates made speeches.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (enter into: agreement, deal) (anlaşma, vb.)yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The parties involved made an agreement.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (fix: date, appointment) (randevu, vb.)almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yaptırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Please call first to make an appointment.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (train, plane: reach in time) (otobüse, vb.)yetişmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I have to run if I want to make my train.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (put down: a payment) (ödeme, vb.)yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Adam makes a payment on his car each month.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (bed: make tidy) (yatak, vb.)düzeltmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The girls must make their beds every morning.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (establish: name) (isim, vb.)yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (şöhret, vb.)kazanmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Bill is trying to make a name for himself in the business.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (appoint)atamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The president is going to make Chris a vice-president.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (achieve, reach)ulaşmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  erişmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The sales team hopes to make its numbers this month.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (establish, set)oluşturmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  kurmak, tesis etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Legislatures make laws.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (commit: a mistake, etc.) (hata, vb.)yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I made a mistake when I spent that money.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (attain: position, rank)erişmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  elde etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Francis is trying to make Captain.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." informal (earn acceptance into) (takıma, vb.)alınmak, kabul edilmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Only half of people at tryouts made the team.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (equal)eşit olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Two and two makes four.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (be the essence of)yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 What makes a good writer?
make [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." US, slang (seduce)baştan çıkarmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  cinsel ilişkiye ikna etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He may try to make her, but he won't succeed.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (reach, form)yaratmak, oluşturmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (hüküm, vb.)vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Leanne is always quick to make judgments.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (arrive at)ulaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  varmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The ship made port early in the morning.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." informal (appear on) (haber programında, vb.)yer almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (programa, vb.)çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The disaster made the evening news.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (score: a goal, etc.) (puan, sayı, vb.)kazanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (gol)atmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The player made a goal in the second period.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." informal (manage to attend)katılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hazır bulunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Sorry I couldn't make yesterday's meeting.
make [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (earn)kazanmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Jeff makes $80,000 a year.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
make for [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] informal (head towards)-e doğru gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yolunu tutmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  -e yönelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We turned the boat around and made for the nearest harbour.
make for [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] informal (produce, create: situation)meydana getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gerçekleştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yaratmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  neden olmak, sebep olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Good teamwork makes for greater productivity in the workplace.
make for [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] informal (be, count as)sayılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That reply makes for a good example of sarcasm.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
make an honest woman of [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." dated, humorous (marry) (bir kadınla)evlenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Sara's father was happy because Tom had made an honest woman of her.
kiss and make up v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (be reconciled)öpüşüp barışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The pair kissed and made up after a nine-year feud.
make a bed v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (arrange bed linen)yatağı toplamak/düzeltmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Every morning, my mom insists that I make my bed before I leave for school.
make a beeline for [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (head directly towards)doğruca gitmek, dosdoğru/hemen gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kestirmeden gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Whenever I'm in a candy store I make a beeline for the chocolates.
make a bet on [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (wager, gamble)iddiaya tutuşmak, bahse girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Do you want to make a bet on this fight?
make a bid for [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (offer to buy [sth])fiyat teklif etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I made a bid on the stuffed moose in the auction and ended up winning it.
make a botch of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (do [sth] poorly)kötü yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  baştan savma yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make a break for [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (run towards)kaçmaya çalışmak, kaçmayı denemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Six monkeys jumped the electric fence and made a break for freedom.
make a call v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (phone [sb])telefonla aramak, telefon açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çağrı yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Do you mind waiting five minutes while I make a call?
make a call to [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (phone [sb](telefonla birisini)aramak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Hold on a second, I just have to make a call to my supervisor.
make a case v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (argue in favour: of [sth])lehinde delil göstermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (iddiayı, fikri, vb.)savunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He had a tough job making a case for being a vegan.
make a change v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (amend [sth])değişiklik yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  değiştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  değişikliğe gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make a comeback v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (popular again)geri dönmek, geri gelmek, dönüş yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  eski ününe yeniden kavuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The pop singer made a comeback after appearing on a reality TV show.
make a comeback v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (active again)eski gücüne/formuna kavuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He made a comeback, taking silver in the Olympics after four years in retirement.
make a date v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (arrange [sth] for a specific day)randevulaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I made a date with her for Friday; we are going out to dinner.
make a deal v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (do business)ile iş yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The businessman took his partner out to lunch to make a deal.
make a deal v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (agree on [sth])anlaşma sağlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ile anlaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We made a deal that I'd do the laundry if he did the dishes.
make a decision v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (decide, choose)karar vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We couldn't agree on where to eat, so I had to make a decision.
make a dent in [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (metal: leave an indentation)çentik yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gedik açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The hailstones made dents in the roof of the car.
make a dent in [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative, informal (reduce noticeably)azaltmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Paying for a new roof has really made a dent in my savings. Despite all the interruptions, I managed to make a dent in the work.
make a difference v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have a significant impact)fark yaratmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Please give generously; your donations will make a difference. Josie is trying to make a difference by doing charity work.
make a fool of yourself v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (do [sth] stupid)kendini aptal durumuna düşürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kendini gülünç duruma düşürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kendini rezil etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I don't mind being wrong, but I hate making a fool of myself.
make a fortune v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (win, earn a vast amount of money)servet kazanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That businesswoman has made a fortune in retail.
make a funny face,
pull a funny face
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
informal (make silly facial expression)komik yüz ifadeleri yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 To make me laugh, my dad made funny faces at me.
make a fuss v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (complain about [sth])şikayet etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yaygara koparmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sorun çıkarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 One of the customers was making a fuss at the teller's counter.
make a fuss v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (fret over trivial things)sorun etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  problem etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Oh, it's only a grazed knee – stop making a fuss!
make a fuss over [sb/sth] (US),
make a fuss of [sb/sth] (UK)
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
informal (pay a lot of attention to)üzerine titremek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The boss brought his dog to work yesterday and everyone made a fuss of it.
make a fuss over [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (show great admiration for)çok beğenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hayranlık duymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Nina got engaged yesterday! All the women in the office were making a fuss over her ring.
make a go of it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (make it successful)başarı kazanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  başarılı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If we work hard on our relationship, we can make a go of it.
make a killing nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. slang, figurative (make a large profit) (mecazlı)büyük kar etme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (mecazlı)vurgun vurma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (argo)parsayı toplama i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They made a killing last year buying up apartment buildings.
make a living,
earn a living,
make your living,
earn your living
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(earn money)geçimini sağlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  geçinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hayatını kazanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Sergei earns a living by driving a taxi. Stephen made his living by trading in stocks and shares.
make a loss v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (lose money)zarar etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  para kaybetmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My company made a loss last year and had to lay off three employees.
make a mark on [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (write, draw or paint)işaret koymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He made a mark on the pavement to show where to turn.
make a mark on [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (have an impact) (mecazlı)iz bırakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Dick Button made his mark on figure skating when he performed the first double axel jump.
make a mess v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (create disorder or dirt)ortalığı batırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ortalığı dağıtmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You can have your mates round for the evening so long as you promise not to make a mess. The kids have been making chocolate cake and they've made a mess with the batter in the kitchen.
make a mess of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (make [sth] disordered or dirty)kirletmek, pisletmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dağıtmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't make a mess of my nice clean living room.
make a mess of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (get [sth] wrong)berbat etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  eline yüzüne bulaştırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The new guy has made a mess of this project; I'm going to have to redo it all.
make a mistake v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (commit an error)hata yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yanlış yapmak, yanlışlık yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hata etmek, hata işlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Don't be afraid to make a mistake.
make a motion v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (gesture, move)el işareti yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (elle)işaret etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The old man made a motion to the children to come closer.
make a motion v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (at meeting: propose [sth])teklif sunmak, önerge vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She made a motion to adjourn the meeting.
make a move v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (leave)gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ayrılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  terketmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He was tired of this town, so he decided to make a move.
make a move v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative, informal (begin, act)harekete geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Jane thought it was the right time to make a move and open her own restaurant.
make a move on [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (try to seduce) (birisine)asılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yazılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make a point v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (say [sth] significant)önemli bir şeye değinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  önemli bir noktaya parmak basmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Will you stop interrupting me? I'm trying to make a point here!
make a point of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (emphasize)özellikle vurgulamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (bir şeye)dikkati çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make a practice of doing [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be in the habit of)(birşeyi) adet edinmek, adet haline getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Most doctors do not make a practice of calling on patients in their homes.
make a speech,
give a speech
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(address an audience)konuşma yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 At the birthday party everyone asked Grandpa to make a speech. The father of the bride gave a speech, welcoming his new son-in-law to the family.
make a visit to [sb/sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (go to)ziyaret etmek, ziyarette bulunmak, ziyaret yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My tooth hurts; I need to make a visit to the dentist.
make amends vtr + npl (compensate for a wrong)değişiklik yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (yanlışı, vb.) düzeltmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  özür dilemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  karşılamak, telafi etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'm sorry for what I did to you; how can I make amends?
make amends for [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (compensate for [sth])telafi etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  -den özür dilemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Henry wanted to make amends for his rude behaviour towards James.
make amends to [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (compensate [sb] for a wrong)kendini affettirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When he became sober, he decided to make amends to those he had hurt by his drinking.
make an appointment v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (patient, client)randevu almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make an appointment with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (patient, client)-den randevu almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make an appointment for [sb],
make [sb] an appointment
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(secretary: for [sb] else) (birisi için)randevu ayarlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make an ass of yourself v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (do [sth] stupid)kendini rezil etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  salakça davranmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Jim made an ass of himself when he turned up at work wearing differently coloured socks.
make an effort v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (try hard)çaba sarf etmek, çaba göstermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çabalamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  uğraşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gayret etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You could give up smoking if you just made an effort. Let's all make an effort to get along.
make an entrance v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (into room) (oda, vb.)girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Charles made an entrance into the study.
make an entrance v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (onstage) (sahneye)çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When she says "Ah, Romeo, Romeo!" it's time to make your entrance.
make an entrance v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (grandly)gösterişli bir biçimde girmek/giriş yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The red carpet is the place for celebrities to make an entrance before awards ceremonies.
make an entry v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (in log, diary)not düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kaydetmek, kayıt etmek, kayıt yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Dennis made an entry in his diary.
make an impression v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have impact)izlenim yaratmak, intiba uyandırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yer etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  izlenim bırakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you want to make an impression socially, it is very important to remember people's names.
make an impression on [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have impact on [sb](birisini)etkilemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  izlenim bırakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Lily has certainly made an impression on Alan.
make as if to do [sth],
make as though
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
informal (pretend, feint)yapar gibi görünmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He made as if to throw the ball, but he actually ran with it instead.
make available v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (provide)sağlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  temin etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The government will make £50 million available to support the project.
make [sb] aware of [sth] vtr + adj (bring [sth] to [sb]'s attention)haberdar etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I don't know how to make him aware of how much he is hurting her feelings.
make [sb] aware vtr + adj (notify, tell)bildirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  haber vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  söylemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The office isn't open today. Someone should make him aware.
make [sb] aware that v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (notify, tell)-i bildirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  -i haber vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make-believe nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (pretending, esp. by children)hayal i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  hayal ürünü i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
make believe,
make believe that
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(with clause: pretend)-miş gibi yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gibi davranmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make-believe adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not real)hayali s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  hayal ürünü isim s.
make [sth/sb] better vtr + adj (heal)iyileştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  iyi etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Let me rub your aching back and make it better.
make [sth/sb] better vtr + adj (improve)geliştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  iyileştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ilerletmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make [sth] clear vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (clarify, state clearly)açıklık getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  açıklamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  açıklığa kavuşturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Let me make clear that I don't object to the person, only to his policies. I just want to make it clear that I won't accept any swearing.
make common cause with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (join forces)(ortak bir amaç için) birisiyle birlikte hareket etmek/işbirliği yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The union made common cause with the government in an effort to keep the factory from leaving town.
make contact with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (contact, communicate with)iletişim kurmak, temas kurmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bağlantıya geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  irtibat kurmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  iletişime geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Perhaps one day aliens will make contact with the Earth.
make conversation v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (difficult dialogue)sohbet etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  konuşmaya başlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Making conversation can be one of the toughest aspects of going on a first date.
make do v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be content with what is available)yetinmek, idare etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We don't have much, but we'll make do.
make do with [sth/sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." informal (content oneself with)ile yetinmek, ile idare etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The shop had sold out of chocolate ice-cream, so Sally had to make do with vanilla instead.
make do with [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (do [sth] using limited resources)ile yetinmek, ile idare etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You'll have to make do with what you can carry with you.
make ends meet v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (have enough money to live on)ay sonunu getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kıt kanaat geçinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  geçimini sağlamak, geçinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 In the current economic crisis, a lot of families are finding it hard to make ends meet. I can't make ends meet with what you pay me.
make [sb] feel at home v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be welcoming) (birisine)kendini evinde hissettirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make friends v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (get to know people)arkadaş edinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çevre edinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When you move to a new city, it can be hard to make friends. Jenny was so shy that she found it difficult to make friends at school.
make friends with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (befriend [sb])arkadaşlık kurmak, dostluk kurmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  arkadaş olmak, dost olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I find it easy to make friends with new people.
make friends v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be reconciled after a quarrel)barışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 After breaking up the fight, Miss Leonard told the kids to shake hands and make friends.
make fun of [sb/sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." informal (mock, ridicule)alay etmek, dalga geçmek, alaya almak, dalgaya almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (gündelik dil)gırgır geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The comedian tried to make fun of the man wearing glasses.
make good v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (become successful)başarılı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Phil certainly made good as co-founder of a successful IT company.
make good [sth] vtr + adj (compensate for)tazmin etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  karşılamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make good for [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (compensate [sb] for [sth](zarar, vb.)ödemek, telafi etmek, karşılamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The driver should make good for the damage he has caused to the other vehicle.
make good use of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (utilize fully or effectively)iyi kullanmak/değerlendirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He made good use of the time he was allotted.
make [sb] happy vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (please, satisfy)mutlu etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  memnun etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I agreed to attend the wedding to make my mother happy, although I utterly detest her new husband.
make haste v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (hurry)acele etmek, çabuk olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He made haste to finish the job before nightfall.
make headway v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (make progress)ilerleme kaydetmek, ilerlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  mesafe almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gelişmek, gelişme göstermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It's hard to make headway when you're bicycling into the wind.
make him see [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (help him to understand)anlamasına/görmesine yardım etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I wish I could make him see how much I love him.
make it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (succeed)başarılı olmak, başarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 In Hollywood, an Oscar nomination is a sign that you've made it.
make it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (with adjective: ensure it is)yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You owe Keith an apology and you'd better make it good; he's really upset.
make it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (arrive on time)zamanında varmak, vaktinde varmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I thought I would miss the bus, but I made it!
make it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (do [sth] in time)zamanında bitirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yetiştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I didn't think we'd get all the work finished by the deadline, but we made it in the end!
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Eş anlamlılar: agree on, daha fazlası...

make an arrangement' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'make an arrangement'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.