live

Listen:

UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations verb: /ˈlɪv/, adjective: /ˈlaɪv/

US:USA pronuncation: IPAUSA pronuncation: IPA/lɪv/

US:USA pronunciation: respellingUSA pronunciation: respelling(v. liv; adj., adv. līv)



Inflections of 'live' (adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."):
liver
adj comparative
livest
adj superlative
Inflections of 'live' (v): (⇒ conjugate)
lives
v 3rd person singular
living
v pres pverb, present participle: -ing verb used descriptively or to form progressive verb--for example, "a singing bird," "It is singing."
lived
v pastverb, past simple: Past tense--for example, "He saw the man." "She laughed."
lived
v past pverb, past participle: Verb form used descriptively or to form verbs--for example, "the locked door," "The door has been locked."

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
live viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (reside)oturmak, ikamet etmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Luca lives on the second floor.
 Leman, ikinci katta oturuyor.
live viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (manage your life)yaşamak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Two full time jobs is no way to live.
 İki tam zamanlı işte çalışmak iyi yaşamak değildir.
live viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (be alive)yaşamak, hayatta olmak, sağ olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The king is not dead! He lives!
 Kral ölmedi! Yaşıyor.
live viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (remain alive)hayatta olmak, hayatta kalmak, sağ kalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Yes, he still lives. He must be ninety years old.
 Doksan yaşında olduğu halde hâlâ hayattadır.
live viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (exist)varlığını sürdürmek, yaşamını sürdürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Cockroaches have lived for millions of years.
 Hamamböcekleri, milyonlarca yıldır varlıklarını sürdürmüşlerdir.
live adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (living)canlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 We bought live crabs for dinner.
 Akşam yemeği için canlı yengeç aldık.
live adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (broadcast: direct) (yayın)canlı, naklen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Is this broadcast live or pre-recorded?
live advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (perform: in front of people) (gösteri, vb.)canlı olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  seyirci karşısında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The comedian loved performing live.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
live adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (coals: burning) (kömür, vb.)sönmemiş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  yanan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Don't touch the coals from the fire; they are still live.
live adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (weapons) (mühimmat, vb.)hakiki s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 In training, the army uses blanks instead of live ammunition.
live adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (electrical: with current)elektrik yüklü, elektrikli, cereyanlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  akımlı, akım taşıyan, akım geçen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  aktif s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Don't touch the wires; they are still live with electricity.
live adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (sports: in play) (top, vb.)oyunda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The ball was still live because it had not gone out of bounds.
live adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (audience: present at performance) (seyirci)canlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The comedian loved performing in front of a live audience.
live advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (broadcast: direct)canlı olarak, naklen z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We are broadcasting live from the scene of the protest.
live viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (subsist)geçinmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  varlığını sürdürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ile yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Many people around the world live on less than a dollar per day.
live viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (enjoy life)hayatın tadını çıkarmak, hayattan zevk almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You can't work all your life; you have to live!
live [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (lead a certain life)yaşam sürmek, ömür sürmek, ömür geçirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Many monks live a Spartan life.
live [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (experience)deneyimlemek, deneyim yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (hayalinde, vb.)yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He still lives the war in his imagination.
live [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (way of life)hayat yaşamak, hayat sürdürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He lives a moral life, as he speaks a moral life.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
live apart vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (not cohabit)ayrı yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They are still married, but they live apart, in different towns.
live [sth] down vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." informal (embarrassment: get over) (kötü bir olay, utanç, vb.)unutmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 His friends ensured that he could never live down the day he accidentally wore his sister's pants.
live in vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (reside in your workplace) (çalıştığı yerde)yaşamak, oturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The hotel staff live in so they don't have to travel home after work.
live off [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (survive on, be supported by)ile geçinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ile geçimini sağlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The widow lives off her late husband's pension and Social Security checks.
live on [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (use for money)ile geçimini sağlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ile geçinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ile yaşamını idame ettirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My mother gives me a monthly allowance but I couldn't live on just that.
live on vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (continue to exist indefinitely)sonsuza kadar yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yaşamaya devam etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Although a great performer has died today, his memory will live on.
live out [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (live for the duration of)sonuna kadar yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She lived out her last years in the same small town.
live out vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." US (domestic, etc; not reside in house of employer) (çalıştığı yerde)oturmamak, yaşamamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
live out [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (enact, fulfill) (hayallerini, vb.)gerçekleştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He urged his students to live out their dreams.
live through [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (experience or endure)görüp geçirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  -i yaşamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Our grandparents lived through the War and know what it is like to lose everything.
live up to [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] informal (be as good as)-e uygun yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ulaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She made every effort to live up to her ideals.
live with [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (accept or endure: [sth])ile yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kabullenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 His disease is incurable - he'll just have to live with it.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
go live viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (be broadcast directly, go on air)canlı yayına bağlanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The new website went live last week.
live and learn v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (gain knowledge and experience)yaşayarak öğrenmek, yaşadıkça öğrenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Live and learn is my motto; we all learn from our own mistakes. I never knew that was possible! Well, you live and learn.
live and let live v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be tolerant of others)hoşgörülü olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Those two men used to fight a lot, but now they have decided to live and let live.
live as husband and wife v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (cohabit as a couple)karı koca hayatı yaşamak, karı koca gibi yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They might as well be married; they've been living for years as husband and wife.
live by [sth] vi + prep figurative (take as a rule for life)ile yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Never give up is a good rule to live by if you hope to have success in life.
live by [sth] vi + prep (use for survival)ile hayatta kalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
live high v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (live extravagantly)lüks içinde yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  zengin bir hayat sürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They lived high while in Thailand because everything was so cheap there.
live it up v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (lead hedonistic life)gününü gün etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hızlı yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Live it up while you are still young and beautiful.
live it up v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (celebrate extravagantly)eğlenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo)dağıtmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It's all right to live it up once in a while; a few beers won't hurt you.
live music nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (performance by musicians)canlı müzik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There's something special about seeing live music instead of just listening to a recording.
live on the edge v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (take risks)tehlikeli bir hayat sürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bıçak sırtında yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Louise likes to take risks and live on the edge.
live show nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (tv, radio: live broadcast)canlı yayın i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I prefer edited programs rather than live shows.
live show nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (stage: live performance)canlı gösteri i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This tape was recorded at his live show in New York.
live with [sb] vi + prep (share a home)birlikte yaşamak, beraber yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I once lived with someone who would never wash the dishes.
Long live exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (cheer in support)yaşasın ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  çok yaşa ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 The crowd shouted with one voice: "Long live the king!".
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'live' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: live in [New York, France], [has, keeps] live animals, live in [the city, the country, an apartment], daha fazlası...

live' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'live'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.