little

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈlɪtəl/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/ˈlɪtəl/ ,USA pronunciation: respelling(litl)


Inflections of 'little' (advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."):
less
adv comparative (When talking about amount)
lesser
adv comparative (To modify an adjective—e.g. "That is a little-known work of art, but this is an even lesser-known one.")
least
adv superlative
Inflections of 'little' (adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."):
littler
adj comparative (For size or age—e.g."That tree is little, but the tree next to it is even littler.")
littlest
adj superlative (For size or age—e.g. "Theo is the littlest of my three little brothers.")
less
adj comparative (For amount—e.g. "I have little money. Certainly less money than him.")
lesser
adj comparative (For degree or intensity—e.g. "She has little love for him. Certainly, her love for him is lesser than her love for her mother.")
least
adj superlative (For amount—e.g. "I have little money, but Jim is the one who has least money out of all of us.")

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
little adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (small in size)küçük, ufak, minik s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This TV is big, but the one in our bedroom is little.
 Bu televizyon büyük, yatak odamızdaki ise bayağı ufak.
little adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not much)biraz, birazcık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I am only a little upset, so don't worry.
 Endişelenme, sadece biraz kızgınım.
little advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (slightly)hafif, hafiften s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I am a little drunk, but in no way incapacitated.
 Hafiften sarhoşum, ama kendimi bilmez halde değilim.
little advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (small amount)az, az miktarda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The child ate little at dinnertime.
little adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (sibling: younger) (daha genç)küçük s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I have three little brothers and one big sister.
 Üç küçük erkek kardeşim bir de ablam var.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
little adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (person: short) (kişi)kısa boylu, kısa s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She is too little to date a basketball player, isn't she?
little adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (trivial)küçük s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  önemsiz, ehemmiyetsiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  değersiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It is such a little thing. Why do they argue about it so much?
little adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (mind: narrow) (görüş, vb.)dar s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 As Emerson said, "A foolish consistency is the hobgoblin of little minds."
little adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (endearingly small)ufacık, küçücük, minicik s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  (gayri resmi)minnoş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Oh, what a beautiful little puppy!
little advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (almost not at all)çok az z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She was very shy, and spoke little.
little advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." formal (not very)fazla değil, çok değil, pek de değil z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I am little inclined to accept such an offer.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
a little advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (slightly)biraz z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir parça z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She was a little angry with me. The doctor says your blood pressure is a little high.
a little adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (small amount)biraz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I just want a little salt on my potatoes.
a little nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (short time)kısa süre i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  kısa zaman i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I'll be there in a little.
a little nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (a small amount)az miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  bir parça i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Chocolate? I'll just have a little.
a little bit nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (small amount)az miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  bir parça i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There wasn't enough salt in the soup so I added a little bit. Could I please have a little bit of cheese?
a little bit advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (slightly)biraz, birazcık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  azıcık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I'm just a little bit dizzy. It was a little bit cheeky of me to ask … but I asked anyway.
a little more nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (a small additional quantity)biraz daha z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I already added salt to the potatoes, but I think they could use a little more.
a little more adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (slightly more)biraz daha s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 May I have a little more tea, please?
a little more advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (for a short while longer)bir süre daha, bir müddet daha z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The girls asked her mother if she could continue playing outside a little more.
a little more advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (slightly more often)biraz daha sık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 You need to exercise a little more if you want to get fit.
a little thing nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal ([sth] trivial)önemsiz şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I know it's just a little thing, but I find the constant tapping of your foot annoying.
a nice little earner nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. UK, slang ([sth] which generates income) (gelir getiren şey)karlı iş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I'm setting up a website to sell my photos; it should be a nice little earner.
 Fotoğraflarımı satmak için bir web sitesi kuruyorum; karlı bir iş olacak.
as little as exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (a quantity as small as)kadar az s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  kadar küçük s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 As little as 2 grammes of it is enough to kill you.
little bugger nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. UK, slang, pejorative, vulgar (little bugger: annoying child)yumurcak i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  afacan i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Did you see that little bugger who ran down the hall?
little bugger nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. slang, vulgar (affectionate term: boy, animal)tatlı çocuk, sevimli çocuk i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  şirin hayvan, şeker hayvan, tatlı hayvan i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Look at this possum; he's a cute little bugger, isn't he?
for a little while,
a little while
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(for a short time)kısa bir süre z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir müddet, bir süre z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  biraz z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I'll stay for a little while, if you don't mind. We'll have to wait for a little while before the train comes.
have a little talk v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (discuss [sth] sensitive) (hassas bir konuyu)konuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Young lady, I think it's time you and I had a little talk.
have little in common v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have few similarities or shared interests)ortak birşeyi olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The rich have little in common with the poor.
have no stomach for [sth],
have little stomach for [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (lack appetite, courage for [sth])isteği olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  için isteksiz olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  iştahı olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 John had little stomach for the task at hand.
have little to say v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (speak little)söyleyecek fazla birşeyi olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 His teacher had little to say about the incident.
in a little bit advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." UK, informal (soon)az sonra, biraz sonra z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  birazdan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yakında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Please set the table because dinner will be ready in a little bit.
in a little while advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (soon) (kısa zamanda)birazdan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  biraz sonra, az sonra z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Olivia said that she would be there in a little while.
little beggar nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative, informal, euphemism (child: annoying)yumurcak i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Kyle told the kid to leave him alone, but the little beggar wouldn't back off.
little bit nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (small amount)biraz, birazcık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  azıcık/bir parça z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I generally add a little bit of sugar to my coffee.
little boy nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (young male child) (erkek)küçük çocuk i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  oğlan i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I've known you ever since you were a little boy!
little brother nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (younger male sibling)küçük erkek kardeş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I have one big sister and two little brothers.
little by little advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (gradually, a bit at a time)azar azar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yavaş yavaş z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Add the sugar little by little and your meringue will be perfect. He became better at tennis little by little.
little finger nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (smallest digit of the hand)serçe parmağı, serçe parmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I broke my little finger playing cricket last week. The ring's too small for my ring finger so I wear it on my little finger.
little girl nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (young female child)küçük kız i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 When I was a little girl I loved to play with dolls.
little sister nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (younger female sibling)küçük kız kardeş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 My little sister was born three years after me. I have a big brother and a little sister.
little thing nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (detail)detay i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  ayrıntı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The little things in life are important; take time to stop and smell the flowers. Just one little thing: your socks don't match.
little thing nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. ([sth] inconsequential)önemsiz şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Don't focus on the little things; set a goal and work toward it.
a little while nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (short time)kısa bir zaman i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  kısa bir süre i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It will only take me a little while to finish this book.
My little one. interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (affectionate term for a child)yavrum, yavrucuğum ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  küçüğüm ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Come here, my little one, and I'll tell you a story.
not a little advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (a lot, a great deal)çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hayli, bir hayli z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I was not a little upset by his remarks.
of little consequence adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (barely significant)fazla önemi olmayan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Some error messages require immediate intervention, but others are of little consequence.
of little importance adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (barely significant)fazla önemi olmayan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Though his role is of little importance, he feels useful.
little toe,
pinky toe,
pinkie toe,
baby toe,
pinkie,
pinky
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
US, informal (smallest toe) (ayak)küçük parmak i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
pinky,
pinky finger,
pinkie,
pinkie finger,
little finger
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
US, informal (smallest finger)serçe parmağı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The ring's too small for my ring finger so I wear it on my pinky finger.
quite a little adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." US, informal (striking, outstanding)çok iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  fevkalade, müthiş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Jackie was quite a little dancer when she was young.
Red Riding Hood,
Little Red Riding Hood
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fairytale character) (masal kahramanı)Kırmızı Başlıklı Kız i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The wolf disguised itself as Red Riding Hood's grandmother.
too little advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not enough)çok az z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She was cold outside because she wore too little clothing.
too little adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not enough)yetersiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çok az s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
too little nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (an insufficient amount)çok az miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
very little advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (hardly anything)çok az z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We have very little in common.
very little nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (a small quantity)çok az miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
very little adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not much)çok az s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  azıcık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The news report provided very little useful information.
white lie,
little white lie
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fib)masum yalan i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  beyaz yalan i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 His baby was ugly, but I told a little white lie and said it was cute.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'little' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: (the) little [girls, children], my little [brother, sister, boy, girl], poor little thing, daha fazlası...

little' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'little'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.