WordReference tam bu tümceyi çeviremiyor ancak her bir kelimeye tıklayarak anlamını görebilirsiniz.

it figures


Aradığınız tam cümleyi bulamadık.
"it" için olan girdi aşağıda gösterilmektedir.

Ayrıca bakınız: figures

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
it pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (inanimate thing) (cansız nesne)o zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 Your book? It's on the table.
 This sentence is not a translation of the original sentence. Kitabımı gördünüz mü? Nerede o?
it pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (direct object)onu zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 He brought it to the party.
it pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (after preposition)ona zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 She put the book on it.
it pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (indirect object)ona zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 I gave it a push.
it nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (circumstances)durumlar çoğ i
 How is it going?
 Durumlar nasıl?
it pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (impersonal subject of to be) (olmak)-dır, -dir, -dur, -dür ek f
 It is important to remember who your friends are.
 Dostlarının kim olduğunu bilmen önemlidir.
it pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (weather)hava i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It's raining.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
it adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (fashionable)moda, moda olan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  revaçta olan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  rağbette olan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
it nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (player in children's game: tag) (oyunda)ebe i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You're it!
it pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (animal) (hayvan)o zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 From the size of the footprints, it must be a big one.
it pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (person) (kişi)o zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 Who is it?
it pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (group)o zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 The crowd dispersed once it left the main square.
it pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (emphasis in anticipation) (vurgu)o zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 It was at that moment that I realized my mistake.
it pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." informal (person: special) (kişi)özel s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 That girl really thinks she's it.
it pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." informal (special quality)özel nitelik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There's something special about this singer; the boy just has it.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
IT nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. initialism (information technology) (bilişim teknolojisi, kıs.)BT i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There were no IT lessons at school when I was a boy.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
information technology nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (field of computing)bilişim teknolojisi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (kıs.)BT i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The programmer works in information technology.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
it | IT | information technology
İngilizceTürkçe
get off,
also US: get it off
vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up."
vulgar, slang (have an orgasm)orgazm olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (gündelik dil)gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It takes me a long time to get off when we have sex in the missionary position.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
it | IT | information technology
İngilizceTürkçe
as it is advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." colloquial (as the situation stands)bu durumda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  şu halde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 As it is, we'll be lucky to arrive before dark!
as it is advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in its current state)şimdiki haliyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bu şekliyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We'll have to make do with the vehicle we have, as it is.
as it turns out advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (as has transpired)görünen o ki
 The candidate I offered the job to is, as it turns out, my boss's cousin!
as it were advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." idiom (so to speak)bir bakıma z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  adeta z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  (resmi dil)tabiri caizse z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
be that as it may exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (despite [sth])öyle de olsa, öyle bile olsa
  buna rağmen
 The weather forecast says there will be heavy rain tomorrow. Be that as it may, we will not cancel the open-air concert.
beat it interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (go away) (argo)defol, defol git ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 No, I won't give you any money. Now, beat it!
beat it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (leave, go) (argo)sıvışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The police showed up and we knew it was time to beat it.
Blast! Blast it! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (annoyance) (argo)kahretsin ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  lanet olsun ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Blast! I just went and spilled my coffee all over the floor!
Bring it on! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (eagerness)hodri meydan ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
Bring it on! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (challenge to fight)yap da görelim ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  (argo)sıkıysa yap ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 If you think you can do better, bring it on!
call it a day v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (stop doing [sth])işi bitirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  paydos etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I've been working for hours, I'm going to call it a day.
Can it! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang, impolite (shut up!)kes sesini ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  kapa çeneni ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Can it! I don't want to hear another word from you!
check it out interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" US, slang (look)baksana ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  bak ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  şuna bir bak ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Check it out, man! That car's just too cool.
Cut it out! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang, figurative (stop it) (argo)kes şunu, kes artık ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  uzatma ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Cut it out! - if you don't stop doing that, I'll have to punish you.
cut it out v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang, figurative (stop doing [sth](bir şeyi yapmayı)kesmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He keeps teasing me about my boyfriend. I wish he'd cut it out.
Damn it! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang, potentially offensive (expressing annoyance)lanet olsun, Allah kahretsin ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Damn it! I hit my knee on the desk again!
Deal with it! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (accept reality)gerçekleri kabul et ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 You don't like your job? Deal with it! - you need the money.
dish it out v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative, slang (be critical, abusive)sertçe eleştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo)giydirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You can dish it out well enough, but you don't like it when someone attacks you.
DIY nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. UK, colloquial, initialism (do-it-yourself)kendin yap, kendi (işini, vb.) kendin yap i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I'm staying at home this weekend for a little DIY on the house.
It doesn't matter interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (it's not important)önemli değil, mühim değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  zararı yok, ziyanı yok ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "I forget to buy the milk." "It doesn't matter. I'll stop by the supermarket on the way back from work."
don't mention it interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (you're welcome)rica ederim, bir şey değil, estağfurullah ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  önemli değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  lafı mı olur ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "Thanks so much for all your help." "Don't mention it! It was no trouble."
drop it interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal, figurative (stop talking about it)konuyu kapat ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 I don't want to discuss the subject any more – please drop it.
drop it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (stop talking about [sth])konuyu kapatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He kept mentioning my marriage problems so I asked him to drop it.
Easy does it interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (go slowly, be careful)yavaş, yavaş ol, acele etme/kendini yorma ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
floor it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (depress the accelerator)gaza basmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo)gazı köklemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When the light turned green, he floored it and the car sped away.
foot it vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (walk)yürümek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  yaya olarak gitmek, yayan gitmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The car has broken down, so we'll have to foot it.
for what it's worth advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (in my opinion)bence, benim fikrime göre z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  ne olursa olsun z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I know you won't change, but for what it's worth, I think that skirt looks awful on you.
Forget about it! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (don't mention it, you're welcome)bir şey değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Forget about it – it was nothing really. Forget about it! - you don't owe me a thing.
Forget about it! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (don't worry, it's not important)unut artık ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  sorun değil, problem değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Look, it's not such a big deal that I lied to you, so forget about it already!
Forget about it! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (stop thinking about it)unut gitsin ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  (argo)salla gitsin ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
Forget it! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (certainly not)unut gitsin ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 If you think I'm doing the dishes for you again tonight, forget it!
f*** it interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" vulgar, offensive, slang (annoyance) (argo)ha siktir ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Fuck it - I don't understand this question at all!
f*** it interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" vulgar, offensive, slang (dismissiveness) (argo)siktir et ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Fuck it – let's just stay in tonight as we can't make a decision.
get it vtr + pron slang (understand)anlamak, kavramak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He told a joke but I didn't get it.
get it over with v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (do the unpleasant task now)yapıp bitirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yapıp kurtulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It's best to get it over with now, rather than leave it to the last minute.
get it right v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (do [sth] correctly) (bir şeyi)doğru yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you can't get it right, don't bother trying!
Get over it! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (stop making a fuss! forget about it!)geç bunları ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  unut gitsin ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  (argo)salla gitsin ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 So he left you. Get over it. There are plenty of better men out there anyway.
give it a go exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (try)denemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  tecrübe etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Although Brian had never gone kayaking before, he suddenly decided to give it a go.
give it a second thought v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (rethink)bir daha düşünmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He dropped what he was doing and went to her without giving it a second thought.
Give it up! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (stop trying)vazgeç ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  bırak ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Helen is never going to date you--give it up!
give it up v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (stop trying)vazgeçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bırakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That's never going to work; I'd give it up, if I were you.
go for it! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (encouragement)haydi yap ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 You want to buy a new car? I say go for it!
go through with it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (do [sth] daunting)gerçekleştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Bethan had doubts about applying for the job, but eventually went through with it.
Good job,
It's a good job
interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!"
UK, informal (it is fortunate)iyi ki, neyse ki ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Good job you remembered your umbrella!
ham,
ham it up
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
informal (overact)(rolü) abartılı biçimde oynamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  şaka yapmak, muziplik yapmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Fred decided to ham his act up a bit when the audience didn't react.
have it,
have it that
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(declare, assert)bildirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  ifade etmek, söylemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Legend has it that the lakes are the footprints of a giant.
have at it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (attempt [sth])gidip yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you think you can do a better job, just have at it!
have had it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (have had enough)bıkmak, usanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  artık yetmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I am angry and have had it with his bad behavior.
have it easy v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (face no problems)hayatı/işi kolay olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 People born into money are considered to have it easy.
hit it off v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (get on well)iyi anlaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  iyi geçinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Me and my new roommate hit it off from the start.
hit [sb] where it hurts v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (attack [sb]'s weak spot)yaraya tuz basmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 His divorce hit him where it hurts, in his wallet. When he said I was ugly he hit me where it hurts.
Hold it! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (wait!)olduğun yerde kal ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  bekle ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Hold it! I want to say one more thing before you go.
Hold it! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (stop!)dur, orada dur ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Hold it, everybody! Don't go near that bull.
hoof it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (walk, go on foot)yaya gitmek, yürümek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Hannah had a flat tire, so she had to hoof it to work.
hoof it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (walk, go on foot)yürüyerek gitmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  yayan gitmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Our car ran out of petrol so we had to hoof it to the petrol station. We lost our subway passes, so we had to hoof it thirty blocks in high heels.
how is it that...? (explain why)nasıl oluyor da, nasıl olur da
 How is it that all of your hats are black?
how it is (reality, the way life is)olduğu gibi
 You might think it's unfair that you didn't get the job, but that's just how it is.
I got it interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (I understand)anladım ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Ah, I got it. Thanks for the explanation!
I got it interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" US, slang (I have the matter in hand)ben yaparım ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  (argo)bende ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Don't worry about washing the dishes. I got it.
I like it interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (I find it appealing)beğendim ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  sevdim ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  hoşuma gitti ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 What a lovely dress! I like it.
isn't it? (question tag)değil mi? edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
 This is your book, isn't it?
it does not matter,
it doesn't matter
interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!"
(it is unimportant or irrelevant)önemli değil, mühim değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  fark etmez ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 It doesn't matter what you say; I'm still going to do what I want.
it may be (it is possible)olabilir
  mümkün
 It may be that the weather will improve tomorrow.
it means,
it means that
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(this signifies)demek olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  anlamına gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  demek ki
 If I have a bruise, it means something has hit me.
it must be [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (has to be true)olmalı
 The cat has just had kittens, so it must be female.
it must be [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (it is very probably) (büyük ihtimalle)olmalı
 If the newspaper says it's true, it must be. The dog is barking; it must be the mailman.
it must be v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (it is fated)olması gerekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 No sane man seeks his own death; but if it must be, let it be swift and painless.
it seems (it appears that)görünen o ki
  öyle görünüyor ki
 It seems like Mikey is getting along very well with his new classmates. It seems obvious that you don't like her.
it stands to reason,
It stands to reason that
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(it is logical)tabii, tabii ki edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
 It stands to reason that if an employee is suffering from stress, then their productivity will decrease.
it's contractioncontraction: Shortened form of word or words--for example, "I'd" = "I had," "can't" = "cannot." colloquial, abbreviation (it is)-dır, -dir, -dur, -dür sonek
Not: Not to be confused with the possessive pronoun "its"
 It's almost time for us to leave.
it's contractioncontraction: Shortened form of word or words--for example, "I'd" = "I had," "can't" = "cannot." colloquial, abbreviation (it has)-du, -du, -dı, -di sonek
 It's been a difficult year for the whole family.
It's a fair distance exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (It's quite a long way.)oldukça uzak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
it's a given exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (it's a fact)(olacağı, vb.) kesin/belli
 There is going to be a big line-up for tickets: it's a given. It's a given that junk food is not good for your health.
It's a piece of cake! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (it's very easy)çocuk oyuncağı ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  çok kolay, çok basit ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 I don't think that arithmetic problem is difficult. It's a piece of cake!
It's about time interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (impatience)zamanı geldi ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  hadi artık ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 It's about time you returned my book!
It's about time! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (impatience)hele şükür ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "I'm going to apply for a job." "It's about time!"
It's all the same to me exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (I have no preference.)benim için farketmez, bana göre hava hoş ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 You can stay or leave; it's all the same to me.
it's been a long time exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (a lot of time has passed)uzun zamandır z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  çoktandır z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It's been a long time since I last saw him.
it's been ages since preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." (it's been a very long time since)çok uzun zamandır, uzun zamandan beri z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It's been ages since we all sat down together.
it's child's play exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (it's extremely easy)çok kolay, çocuk oyuncağı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It's so easy to do -- it's child's play, really.
It's high time exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (urgency)tam vakti, tam zamanı deyim
 It's high time I went to the doctor; I've postponed it four times. It's high time you found a job.
It's none too soon,
it is none too soon
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
informal (it is overdue)geç bile deyim
  hiç de erken değil
 It seems like spring has finally arrived, and it is none too soon for me.
it's nothing exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (it is not important)önemli değil, mühim değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "What's the problem?" "Oh, it's nothing."
just do it interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (take action, do not hesitate)yapman gerekeni yap ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  yap gitsin ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Don't procrastinate over the possible consequences, just do it!
keep it up viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." informal (maintain at same pace or level)devam etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sürdürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You got straight A's this term - keep it up! Good work, Alan - keep it up!
Knock it off! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (stop it)kes şunu ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  kes artık ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Knock it off! Go and play somewhere else--I'm trying to do some work!
knock it off v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (stop: doing, saying)yapmayı kesmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Gary was whistling tunelessly until Dave told him to knock it off.
know-it-all,
also UK: know-all
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
pejorative, informal (person: clever, arrogant)çok bilmiş kimse i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  ukala i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 That kid who got 100 percent in science and math is such a know it all!
lay it on the line v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (speak frankly)açık söylemek, açık konuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The CEO laid it on the line: "The business needs to reform or it will face dire consequences."
let it be interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (don't try to change it)bırak, oluruna bırak ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  varsın olsun ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 You shouldn't get involved in their quarrel - just let it be.
live it up v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (lead hedonistic life)gününü gün etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hızlı yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Live it up while you are still young and beautiful.
live it up v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (celebrate extravagantly)eğlenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo)dağıtmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It's all right to live it up once in a while; a few beers won't hurt you.
make a go of it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (make it successful)başarı kazanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  başarılı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If we work hard on our relationship, we can make a go of it.
make it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (succeed)başarılı olmak, başarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 In Hollywood, an Oscar nomination is a sign that you've made it.
make it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (with adjective: ensure it is)yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You owe Keith an apology and you'd better make it good; he's really upset.
make it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (arrive on time)zamanında varmak, vaktinde varmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I thought I would miss the bus, but I made it!
make it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (do [sth] in time)zamanında bitirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yetiştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I didn't think we'd get all the work finished by the deadline, but we made it in the end!
make it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (survive)hayatta kalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sağ kalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  atlatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The doctors did all they could, but the accident victim didn't make it.
make it clear v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be unambiguous about [sth])netleştirmek, belirginleştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Sandra likes to make it clear who's boss.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

it figures' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'it figures'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.