have

Listen:

UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations full: /ˈhæv/, weak: /həv/, elided: /ˈhæd/

US:USA pronuncation: IPAUSA pronuncation: IPA/hæv; unstressed həv, əv; for 25 usually hæf/

US:USA pronunciation: respellingUSA pronunciation: respelling(hav; unstressed həv, əv; for 26 usually haf )



Inflections of 'have' (v): (⇒ conjugate)
have
v 1st & 2nd person singular
has
v 3rd person singular
have
v 1st, 2nd & 3rd person plural
had
v pastverb, past simple: Past tense--for example, "He saw the man." "She laughed."
having
v pres pverb, present participle: -ing verb used descriptively or to form progressive verb--for example, "a singing bird," "It is singing."
had
v past pverb, past participle: Verb form used descriptively or to form verbs--for example, "the locked door," "The door has been locked."

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
have to do [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (must)-meli, -malı sonek
 I have to finish my homework.
 Ödevimi bitirmeliyim.
have vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (own)sahip olmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He has a big house and two cars.
 Büyük bir eve ve iki otomobile sahiptir.
have vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (possess, relation)-si olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They have two daughters and a son.
 İki kızları, bir de oğulları vardır.
have [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (suffer from)(hastalığı) olmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  muzdarip olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She has the flu right now.
 Şu anda gribi vardır.
have [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (experience)geçirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (deneyim, macera)yaşamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My sons are having an adventure in South America.
have vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (possess: feature)sahip olmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  -si olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She has a very strong personality.
 Güçlü bir kişiliğe sahiptir.
 Programın 'sil' düğmesi vardır.
have vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (mentally)sahip olmak, -si olmak, -si bulunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She has a lot of plans.
 Bir sürü planı vardır.
have vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (obtain)almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Could I have another cup of tea, please?
 Bir bardak daha çay alabilir miyim lütfen?
have vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (cause to be done)yaptırmak, ettirmek y f
 I need to have my car fixed.
 Arabamı tamir ettirmem gerekiyor.
have [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (eat, drink)yemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  içmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I had a drink and a biscuit.
have v auxauxiliary verb: Helping verb--for example, "She is running." "It has been lost." (used in perfect tenses)-miş, -mış sonek
  -mekte, -makta sonek
 We have won the race. I've been waiting here for hours.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
have viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (be wealthy)zengin olmak, varlıklı olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Those who have, don't always understand those who have not.
have [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (receive)almak, teslim almak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  eline ulaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Have you had your exam results yet?
have [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." slang (have sex with) (cinsel anlamda)birlikte olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He's never had a girl before.
have [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (permit, allow)izin vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  göz yummak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He won't have such behaviour in his presence.
have it,
have it that
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(declare, assert)bildirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  ifade etmek, söylemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Legend has it that the lakes are the footprints of a giant.
have [sb] over vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (invite, entertain)misafir etmek, konuk etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  ağırlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 We're having his parents over for the holidays.
have [sth] to [sth] vtr + prep (position of body parts)çeviri bulunamıyor
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
appear to have done [sth] viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (person: seem) (kişi)gibi görünmek, gibi gözükmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I appear to have lost my umbrella.
have [sth] at heart v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (consider, be concerned with)alakadar olmak, ilgilenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I have your best interests at heart.
be in the driver's seat,
take the driver's seat,
have the driver's seat,
be in the driving seat
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (have control) (mecazlı)kontrolü eline almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kontrolü elinde tutmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If he thinks he can lead the team better, let him have the driver's seat.
claim to have done [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (achievement: assert)iddiada bulunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Weston claimed to have invented a new method for producing copper.
have your work cut out for you v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (have a hard task ahead)zor bir işi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The house Joe and Maggie have bought needs a lot of renovation; they certainly have their work cut out for them.
have got to do [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." informal (must)zorunda olmak, mecbur olmak, mecburiyetinde olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
Not: only in present perfect
 I have got to leave now.
have a baby v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (give birth)doğurmak, çocuk doğurmak, doğum yapmak, çocuğu olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The Apollo Hospital is the safest and best place to have a baby.
have a baby v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (become parents)çocuk sahibi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My good friend told me that he and his wife plan to have a baby soon.
have a ball v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (enjoy oneself immensely)çok eğlenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Thank you for a wonderful party; we all had a ball!
have a case v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (legal: have evidence)delili olmak, kanıtı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The judge has to decide if the prosecution have a case.
have a case of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be ill)hastalığı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Sue has a case of mild pneumonia.
have a chance at [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have opportunity)şansına/ihtimaline sahip olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Johnson has a chance at another world title.
have a cold v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be suffering from the cold virus)nezle olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I don't feel like going out today because I have a cold.
have a crush on [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be attracted to: [sb])aşık olmak, tutulmak, vurulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Wendy had a crush on a boy in her class.
have a drink v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (drink [sth] alcoholic)alkol almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He is quite talkative tonight; I wonder if he's had a drink.
have a drink v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (socialize in a bar, pub, etc.) (barda, vb.)içki içmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (gündelik dil)iki tek atmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Why don't we go and have a drink to remember the good old days?
have a feast v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (eat large meal)ziyafet çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The family had a feast to celebrate Chinese New Year.
have a feast v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (eat a lot)çok fazla yemek, tıka basa yemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We had a feast of homemade pasta and meatballs.
have a fight with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (physically: with [sb])kavga etmek, dövüşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Jack had a fight with another boy, and now he has a black eye.
have a fight with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative, informal (argue)münakaşa etmek, tartışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kavga etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He's in a bad mood because he had a fight with his wife.
have a flair for [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be talented)(birşeye) kabiliyeti/yeteneği olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Laura has a flair for garden design.
have a fondness for [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (like [sth])sevmek/beğenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  düşkün olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I have a fondness for chocolate chip ice cream.
have a go v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (try [sth])denemek, teşebbüs etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'd never been water skiing before so I decided to have a go.
have a go at [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (attack verbally) (argo)zılgıt atmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  paylamak, azarlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (gündelik dil)haşlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Elena had a go at her husband for being late.
have a go at [sth],
have a go at doing [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
informal (try)denemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  teşebbüs etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Harry was having a go at solving the crossword puzzle.
have a good chance v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be likely to succeed)olasılığı/ihtimali yüksek olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I have a good chance of winning the race.
have a good chat v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (converse at length)sohbet etmek, muhabbet etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I had a good chat with an old friend down at the market yesterday. They hadn't seen each other for years and welcomed the chance to have a good chat.
Have a good day. interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (pleasantry)iyi günler ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  hayırlı günler ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 The shopkeeper greeted me with a cheerful "Have a good day!"
have a good head on your shoulders v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (be sensible) (mecazlı)aklı başında olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sağduyu sahibi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I don't mind him dating my daughter. That boy has a good head on his shoulders.
have a good knowledge of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be informed about)iyi bilmek, derin bilgi sahibi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Taxi drivers have to have a good knowledge of all the local streets.
have a good time v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (enjoy yourself, have fun)iyi eğlenceler ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Whenever I go out with friends we all have a good time. I hope you have a good time in Spain!
Have a good trip interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (pleasant holiday)iyi tatiller ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
Have a good trip interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (safe journey)iyi yolculuklar ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
have a good weekend interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (used to wish [sb] a pleasant weekend)iyi hafta sonları ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Have a good weekend, and I will see you on Monday.
have a hand in [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be involved) (bir işte, vb.)parmağı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Wilson scored one goal and had a hand in two others.
have a hangover v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (after too much alcohol)akşamdan kalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Please don't breathe so loudly; I have a hangover.
have a hard time v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (experience difficulties)(birşeyi yapmakta) zorlanmak, zorluk çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Be kind to her - she's having a really hard time right now.
have a heart v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (be compassionate)merhametli olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Have a heart and consider making a donation to this worthwhile charity.
have a heart interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal, figurative (be more compassionate) (mecazlı)anlayış göstermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  anlayışlı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Have a heart! Timmy's only a child and didn't mean any harm.
have a hold on [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (grasp firmly) (bir şeyi)sıkıca tutmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Sally had a hold on the horse's reins.
have a hold on [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (account: be blocked) (hesap, vb.)bloke edilmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Any check I deposit has a hold on it for 7 days.
have a hold on [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (exert control) (birisi üzerinde)büyük etkisi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 In New Jersey, Democrats have had a hold on the Senate seats for many years.
have a hunch that,
have a hunch [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
informal (suspect, sense)içine doğmak/içine öyle gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I have a hunch that the show will be cancelled; they haven't sold many tickets.
have a laugh v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." UK, informal (enjoy a joke, be amused)gülmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  eğlenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We didn't mean to hurt his feelings, we did it just to have a laugh.
have a little talk v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (discuss [sth] sensitive) (hassas bir konuyu)konuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Young lady, I think it's time you and I had a little talk.
have a look at [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (look at)bakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 These family photos are great. Have a look.
have a look at [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (examine, inspect)muayene etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Let the doctor have a look at your rash.
have a lot to do with [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be due to)çok ilgisi/alâkası olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 His success has a lot to do with his father's business connections.
have a lot to say about v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (openly share one's opinions on)söyleyecek çok şeyi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 As a working mother, she has a lot to say about childcare facilities and unpaid, unscheduled overtime.
have a mind to do [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (think about doing)aklına koymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  niyetinde olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I have a mind to tell your parents about what you've been doing.
have a narrow escape v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (experience a brush with danger)ucuz kurtulmak, ucuz atlatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Mary had a narrow escape when a car nearly hit her.
Have a nice day. interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (pleasantry)iyi günler ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Thank you for shopping here; have a nice day! Have a nice day, he said as I left.
have a nice trip interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (enjoy your vacation, holiday)iyi tatiller ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  iyi yolculuklar ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Here are your tickets, Sir. Have a nice trip!
have a part in [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be partly responsible)(filmde, vb.) rol almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Lewis denied having a part in the attempted murder.
have a picture of [sb/sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (visualize)gözünde canlandırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The architect had a picture in his mind of what the finished building would look like.
have a piece of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (have a share in) (bir işte, vb.)payı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Everybody wants to have a piece of the action.
have a point v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be right about [sth])haklı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Gudrun has a point; we should leave early tomorrow in order to avoid the traffic.
have a premonition v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (foresee in a vision)malum olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Lucy had a premonition in a dream that Alan would die in a motorbike accident.
have a premonition of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (foresee [sth])içine doğmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Miguel had a premonition of the earthquake the day before it happened.
have a quick dip v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (go for quick swim)hemen yüzüp çıkmak, dalıp çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Joachim had a quick dip in the lake before lunch.
have a quick dip into [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (experience briefly) (bir şeyi)kısa süreyle tecrübe etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I had a quick dip into Zen Buddhism when I was about eighteen years old.
have a right to [sth],
have a right to do [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(be entitled to)hakkı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You have a right to representation by a lawyer. I'm going to say what ever I want to. I have a right to free speech.
have a ringside seat v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (be near the action)(stadyumda, vb.) en ön sırada oturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The water boy has a ringside seat to the football game.
have a row v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." UK, informal (quarrel)tartışmak, münakaşa etmek, atışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kavga etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They had a row about his staying out all night.
have a say v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (influence outcome)söz sahibi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The assessor will have a say in how the money is spent.
have a shot at [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (try) (bir şeyi)denemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  tecrübe etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'd never even seen snow but I thought I´d have a shot at snowboading on the easy slopes.
have a shot at doing [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (have chance)şansı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You have a shot at winning the lottery.
have a shower v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (wash oneself under water spray)duş almak, duş yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I think I'll go and have a shower.
have a stake in [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be affected by outcome) (bir şeyde)payı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We all have a stake in the future of our country.
have a strong effect v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (make a big impact)kuvvetli etkisi olmak, güçlü tesiri olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Bright colors have a strong effect on mood.
have a talent for [sth],
have a talent for doing [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(be naturally good at)yeteneği/becerisi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Steve has a talent for drawing; his portraits are particularly good.
have a talk with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (discuss)ciddi ciddi konuşmak/bir kenara çekip konuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you want to renovate your kitchen, you should have a talk with my brother: he did it last year.
have a taste for [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (like)ilgisi/merakı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I've always had a taste for the high life.
have a thorough knowledge of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be an expert in)derin bilgisi olmak, çok iyi bilmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I have a thorough knowledge of the subject.
have a voice in [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have opinion heard)(birşeyde) söz hakkı olmak, söz hakkına sahip olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Everyone had a voice in the decision-making process.
have a weakness for [sth/sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (be fond of)zaafı olmak, (birşeye karşı) zayıf olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Jill has a weakness for chocolate. That's why she has trouble dieting.
have a whack,
have a whack at [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
colloquial (make an attempt)kalkışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  denemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The photocopier was broken, so Linda decided to have a whack at fixing it. "Do you know how to do this?" - "No, but I'll have a whack."
have a word with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (discuss)(biriyle) konuşmak/ciddi konuşma yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The boss had a word with Bill about his chronic tardiness.
have all the luck v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be lucky)şanslı/talihli olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You won the lottery? Some people have all the luck.
have an edge v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (be better)avantajlı/üstün olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He always uses superior materials in order to have an edge on the competition.
have an effect v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (make an impact)etki yapmak/göstermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Advertising takes a lot of money to have an effect.
have an inkling that,
have an inkling [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(suspect, sense)sezmek, öngörmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bilgisi dahilinde olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  tahmin yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We had an inkling that the film might be a success, but we weren't sure.
have another go v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (try again)tekrar denemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Gary wasn't happy with his first attempt so he decided to have another go.
have another go v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." UK: informal (game: take further turn)bir kez daha denemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you throw a six, you move six squares and then have another go.
have ants in your pants,
also US: have ants in the pants
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
slang, figurative (fidget)yerinde duramamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo, mecazlı)kıçında kurt olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She has ants in her pants, that girl. She never sits still!
have at it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (attempt [sth])gidip yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you think you can do a better job, just have at it!
have [sth] at your disposal v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have [sth] available)elinin altında olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hizmetinde olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  tasarrufunda bulundurmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you don't have a car at your disposal, getting a job is very difficult.
have [sb]'s back v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (be ready to defend) (birisinin)yanında olmak, arkasında olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  destek olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
have [sth] back vtr + adv (something: be returned)geri getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Dad wants me to have the car back by supper time.
have [sb] back vtr + adv (person: invite again)tekrar davet etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 After they left, we decided never to have them back again.
have been v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (present perfect: be) (yakın geçmiş)-iyor, -uyor, -üyor, -ıyor sonek
 I have been studying for three hours now; I need a break! My mother's been a doctor for twenty years now.
have been around v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be experienced)tecrübeli, deneyimli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He's been around and knows what to expect.
 Çok tecrübeli bir adam, neyle karşılaşacağını biliyor.
have better things to do v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (find [sth] a waste of time)kaybedecek vakti olmamak/yapacak daha iyi şeyleri olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I have better things to do than play golf all day. I have better things to do than to argue with you.
have breakfast v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (eat morning meal)kahvaltı etmek, kahvaltı yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I have breakfast at 7 every morning.
have dealings with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (do business with) (birisiyle)iş yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He has dealings with representatives of foreign companies.
have dealings with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (associate with)ortak çalışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ilişkisi olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Parker had dealings with known gangsters.
have dinner vtr + n (eat evening meal)akşam yemeği yemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I think the whole family should have dinner together at least once a week.
have doubts vtr + npl (not be convinced)kuşkulanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  şüphelenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She explained where she was last night but I still have doubts.
have doubts about [sth] vtr + npl (not be convinced) (bir şey hakkında)şüpheleri olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Ferguson had doubts about Paul Scholes making it as a footballer.
have doubts vtr + npl (not trust)güvenmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  itimat etmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Although people told Paula that Jenkinson was trustworthy, she still had doubts.
Sonraki 100 Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'have' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: have a [job, role], have a [problem, question, suggestion], have [cancer, the flu, a cold], daha fazlası...

have' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'have'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.