good

UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈgʊd/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/gʊd/ ,USA pronunciation: respelling(gŏŏd)

Inflections of 'good' (adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."):
better
adj comparative
best
adj superlative

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
have a good weekend interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (used to wish [sb] a pleasant weekend)iyi hafta sonları ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Have a good weekend, and I will see you on Monday.
I'm good interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (I am satisfied)halimden memnunum ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Do you need anything? - No, I'm good.
I'm good interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (I am well)iyiyim ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "How are you?" "I'm good, thanks."
I'm good interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (I have, have had enough)istemem ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "Would you like another slice of pizza?" "No thanks, I'm good."
in a good mood exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (cheerful)keyfi yerinde s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  neşeli, keyifli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I got an excellent mark for my translation today, so I'm in a good mood.
in good form advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (fit, healthy)formda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I go to the gym every week to keep in good form.
in good form,
on good form
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(in a good mood)keyfi yerinde, neşesi yerinde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He's in good form tonight because he just found out he got a promotion.
in good part advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in friendly manner)tatlılıkla, iyilikle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hoşlukla, gönül hoşluğuyla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Richard always took in good part everything that was said to him.
in good part advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (largely)büyük ölçüde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We prepared everything for the party on time, in good part thanks to the help of my brother.
in the good old days advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (years ago)eskiden z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  eski zamanlarda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 In the good old days, you could buy Coca Cola for a nickel.
keep up the good work v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (expressing approval)iyi iş yapmaya devam etmek, aynen devam etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My teacher told me to keep up the good work after I scored 100% in the exam.
look good vi + adj (have an attractive appearance)güzel görünmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hoş görünmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Tina would look good if she smiled. You're looking good tonight!
look good vi + adj (seem appealing)iyi görünmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Those waves look good for surfers. That fish looks good!
look good vi + adj (seem to be going well)iyi gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The project isn't finished yet, but it's looking good.
make good v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (become successful)başarılı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Phil certainly made good as co-founder of a successful IT company.
make good [sth] vtr + adj (compensate for)tazmin etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  karşılamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
make good for [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (compensate [sb] for [sth](zarar, vb.)ödemek, telafi etmek, karşılamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The driver should make good for the damage he has caused to the other vehicle.
make good use of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (utilize fully or effectively)iyi kullanmak/değerlendirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He made good use of the time he was allotted.
member in good standing nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (member who has paid dues)üyelik aidatlarını ödeyen üye i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Any member in good standing may nominate candidates for office or vote in elections.
no good exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (of insufficient quality)işe yaramaz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He gave up his dream of becoming an artist because his paintings were no good. She plays in a band, but I hear they're no good.
no good exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (not effective)etkisiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  faydasız, yararsız s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The government's policies to cut the deficit have proved to be no good; the country is now more in debt than ever.
on good terms advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in a friendly way, amicably)dostane ilişkiler içinde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I am on good terms with my boss.
on good terms adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (friendly)arası iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He was on good terms with his ex-wife.
pretty good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (reasonable, OK)oldukça iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Her English isn't perfect yet, but it's pretty good.
put in a good word for [sth/sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." informal (say [sth] in support of)(birisi hakkında) iyi konuşmak, iyi şeyler söylemek, lehine konuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Dad's angry at my big sister; Grandpa's going to put in a good word for her.
say goodbye,
say goodbye to [sb],
say good-bye to [sb]
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(bid [sb] farewell) (birisine)hoşça kal demek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ile vedalaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Say goodbye to your cousin for me!
say goodbye to [sth],
say good-bye to [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (no longer have [sth](bir şeye)elveda demek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  geride bırakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
the Good Shepherd nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (Jesus Christ)İsa peygamber i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
so far so good interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (all is well up to this point)buraya kadar iyi ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  şimdilik iyi/yolunda ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 How do I like retirement? So far so good. But ask me again in six months.
so good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (great, excellent)harika, şahane s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çok iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  mükemmel s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Yum, this cake is so good!
Sounds good interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (accepting a suggestion or invitation)iyi fikir ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  bana uyar ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "Want to meet outside the cinema?" "Sounds good. What time?"
very good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (excellent)çok iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  harika s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I don't understand; he used to make very good grades.
very good interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" formal (very well, certainly)tamam ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  peki ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Very good then, I'll see you in the morning.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Eşdizimler: [foreign, finished, domestic] goods, is a good [person, man, wife, dog], [canned, baked, frozen, perishable, damaged] goods, daha fazlası...

good' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'good'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar
Uygunsuz bir reklamı rapor et.