full

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈfʊl/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/fʊl/ ,USA pronunciation: respelling(fŏŏl)


Inflections of 'full' (adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."):
fuller
adj comparative
fullest
adj superlative

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (filled)dolu s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This box is full. Can you get me another?
 Bu kutu dolu. Bana başka bir kutu getirir misin?
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (complete)dolu, dolmuş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  bitmiş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 My notebook is full. I should get another one.
be full of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be filled with)ile dolu olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I can't eat this breakfast cereal: it's full of nuts.
be full of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (contain many or much)ile dolu olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I am full of enthusiasm for this project.
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (entire)tam s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She waited a full week before saying no.
 Hayır demeden önce tam bir hafta bekledi.
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (maximum)azami, maksimum s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The cherry trees are in full bloom.
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (satiated) (karnı)tok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  doymuş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I was full and didn't have room for dessert.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (ample)büyük s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  geniş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  iri s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  (vücut, vb.)dolgun s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She had a very full bosom.
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (abundant) (saç, vb.)gür s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  bol s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She had full, thick hair.
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (engrossed)meşgul s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He's good-looking, but very full of himself.
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (blood lines) (kardeş)gerçek s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  öz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I have two full sisters and two half-brothers.
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (music)komple s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  tam s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The composer uses lots of violins to achieve a full sound.
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (wine, food) (tat)doygun s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This red has a full flavour and lots of body.
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (baseball: count)tam s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 With a full count, he tripled to left.
full adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (baseball: men on base)dolu s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Ortiz always seems to go to bat when the bases are full.
full advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (directly)doğruca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  doğrudan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The car came at us, full on.
full advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (very)çok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  gayet s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 You know full well that he's not coming.
full [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (textiles: clean and thicken) (tekstil)kastarlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
come full circle v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (return to original situation)eski haline dönmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We've come full circle today.
full board nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (accommodation: room and meals)tam pansiyon i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Full board costs less than 50 euro per day. Her university scholarship includes full board.
full moon nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (moon: fully visible)dolunay i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  mehtap i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The light of the full moon made it easier to travel by night.
full moon nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (phase: moon fully visible)dolunay i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Legend states that werewolves only appear during the full moon.
full name nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (first, middle and last names)ad ve soyad i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You must always give your full name when filling out government forms. Please state your full name to the judge.
full name nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (complete given and family names)tam ad, tam isim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Hispanic cultures use the mother's last name as part of the child's full name.
full of piss and vinegar adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative, vulgar, slang (person: energetic, lively) (kişi, mecazlı)hareketli, enerjik s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  (gayri resmi)fıkır fıkır s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  canlı, hayat dolu s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Well, aren't you full of piss and vinegar today! Why so enthusiastic?
full of promise adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (person: talented, likely to succeed)başarılı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  gelecek vaat eden s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  geleceği parlak s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 As a child, she was full of promise.
full of promise adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (enticing)ümit verici, umut verici, umut dolu s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Life was full of promise for the young man.
full on,
full-on
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(intense or intensive)yoğun s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: hyphen used when term is an adjective before a noun
full on,
full-on
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
informal (extreme, utter)aşırı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  tamamen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  tam s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
full on,
full-on
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
slang (extremely, completely)son derece z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  ziyadesiyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
full stop nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. UK (punctuation mark: period)nokta işareti i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You should always use a capital letter after a full stop.
full stop nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. UK, informal (period: and that is that)nokta i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 We're not doing it. Full stop!
full stop nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (complete end of motion)tamamen durma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The police will ticket you for anything less than a full stop at a stop sign.
full tilt nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (top speed, power)tam hız, tam hızla, son süretle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The train had been travelling at full tilt when the accident happened.
full time nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (standard weekly working hours)tam zamanlı çalışma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: hyphen used when term is an adj before the noun
 Now that I moved from part time to full time I'm covered under the company's medical program.
full time,
full-time
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(of standard weekly working hours)tam zamanlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 They think that cutting down the full-time working week to 36 hours will increase employment.
full time,
full-time
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(on a full-time basis)tam zamanlı olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I'm now working full time at the baker's on the corner.
full up adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (completely full)tamamen dolu s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  (gayri resmi)dopdolu s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
full-blown,
full blown
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(fully developed)tam gelişmiş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It usually takes years for the HIV virus to develop into full-blown AIDS. It started as a minor political scandal but the constitutional crisis is now full blown.
full-bodied adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (of full strength, flavour)güçlü, kuvvetli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This is a full-bodied wine with hints of blackcurrant and raspberry.
full-fledged,
also UK: fully fledged
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(achieved rank)tam yetkili s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 John was finally a full-fledged professor.
full-fledged,
also UK: fully fledged
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(completely developed)tam teşekküllü s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  tam donanımlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
full-length,
full length
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(showing complete length of body) (ayna, fotoğraf)boy s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: A hyphen is used when the adjective comes before the noun it modifies.
 After losing 20 pounds she no longer dreaded looking at herself in the full-length mirror.
full-length,
full length
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(clothing: reaching to floor) (giysi)yere kadar s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  uzun s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: A hyphen is used when the adjective comes before the noun it modifies.
 This full-length dress feels too old-fashioned to me. For a black-tie affair women should wear a full-length gown.
full-length adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (novel, film: usual length, complete) (film)uzun metrajlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  (roman)uzun s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
full-length advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (with body extended)boylu boyunca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  boydan boya z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 There she was, stretched out full-length on the couch.
full-scale adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (life size)doğal büyüklükte s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  tam ölçekli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
full-scale adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (using all resources)geniş çaplı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  büyük çaplı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
in full advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (fully, completely)tam olarak, tam z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  tamamen z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I've read the instructions in full but I still can't work out how to turn the camera flash off.
in full swing adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (well underway)çoktan başlamış s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  tam faaliyette s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The party was in full swing when I arrived - everyone was having a great time.
jam [sth] full of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (overfill)doldurmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  tıka basa doldurmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Tom jammed his backpack full of useless things.
know full well v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be very much aware)çok iyi bilmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He knew full well that what he was doing was illegal, but it didn't stop him.
long shot,
wide shot,
full shot
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(movie, photo: wide-angle view)boy çekim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  uzak çekim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The film begins with a long shot in which you can see the whole town.
the full package nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. slang, figurative (attractive person)çekici kimse i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  mükemmel kimse i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 That guy is the full package: good-looking, employed and owns his own house.
to the full extent advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (to the maximum degree)azami ölçüde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  sonuna kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'full' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eş anlamlılar: filled, crowded, daha fazlası...
Eşdizimler: [write, type, fill out, state] your full [name, address], the full [details, specifications] (for), a full [tank, container, load] (of), daha fazlası...

full' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'full'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.