fitted

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈfɪtɪd/US:USA pronunciation: respellingUSA pronunciation: respelling(fitid)

From the verb fit: (⇒ conjugate)
fitted is: Click the infinitive to see all available inflections
v pastverb, past simple: Past tense--for example, "He saw the man." "She laughed." (US & UK)
v past pverb, past participle: Verb form used descriptively or to form verbs--for example, "the locked door," "The door has been locked." (US & UK)
Bu sayfada: fitted, fit

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
fitted adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (clothing) (giysi)üste oturan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Paul wore a fitted shirt.
fitted adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (carpet: wall to wall) (halı)boydan boya s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The floor was covered with a fitted carpet.
fitted adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (sheet: elasticated) (çarşaf)lastikli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 John's bed sheet was fitted.
fitted adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (made to shape)oturmuş, (giysi, vb.) üzerine oturan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The carpenter made a fitted cupboard to fill the space.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
fit [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (clothing: be correct size for [sb](giysi)uymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (giysi, vb./mecazlı)oturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Does this shirt fit you, or is it too big?
 Gömlek uydu mu, yoksa büyük mü geldi?
 Bu pantolon üzerime iyi oturmadı.
fit viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (clothing: be correct size) (giysi, ayakkabı)uymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My shoes don't fit any more.
fit viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (have correct dimensions)uymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The part won't fit because it's the wrong size.
fit in [sth],
fit into [sth]
vi + prep
(have correct dimensions) (bir yere)sığmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 That table does not fit in the small room.
fit adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." ([sb]: in good shape)sağlıklı, formda, zinde s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  turp gibi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She goes to the gym every day and is very fit.
 Her gün spor salonuna gidip idman yaptığı için vücudu çok zinde.
 Ahmet turp gibi bir adam, sağlığına ve spor yapmaya her zaman özen gösterir.
fit for [sth] adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (competent) (işe, vb.)uygun s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He's not fit for the job.
fit to do [sth] adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (competent)yetkin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  yetenekli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Amy wants to prove to her boss that she is fit to take on more responsibility.
fit for [sb] adj + prep (suitable) (birisine)uygun, yaraşır s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This meal is fit for a king.
fit for [sth] adj + prep (suitable) (bir şeye)uygun, münasip s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The meat is fit for use as animal food.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
fit adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (opportune)yerinde s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  vaktinde, vakitli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  uygun, müsait s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This is no fit time to ask such questions.
fit adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." UK, colloquial (attractive)çekici s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  cazip s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
fit for [sth] adj + prep (ready)layık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  hazır s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 These old boots are fit for the rubbish bin.
fit nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (acute attack)kriz, atak i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He suffers from fits, periodically.
fit nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (spell, onset) (hastalık, öksürük, vb.)nöbet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 She had a bad fit of coughing.
fit nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (how well [sth] fits)duruş, oturuş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I don't like the fit of that dress.
 Bu elbisenin duruşunu beğenmedim.
fit nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. ([sth] that fits)uymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  oturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yakışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That dress is a good fit.
fit nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (match) (mecazlı)uyum, uyuşum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He is a good fit with this organization.
fit viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (be proper)uygun olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  yakışmak, yaraşmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 When speaking to dignitaries, it's important that your manners fit.
fit with [sth] vi + prep (be proper)-e uygun olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Her elegant behaviour fit perfectly with the diplomatic corps.
fit [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (be suitable)uygun olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  (ihtiyaçları, vb.)karşılamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Does this suitcase fit your needs?
fit [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (adjust) (ölçülerini, vb.)ayarlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 We'll fit your jacket as soon as the tailor is available.
fit [sb],
fit [sb] for [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(prepare)hazırlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  hazır hale getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Experience will fit you for the job.
fit [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." often passive (furnish)döşemek, mobilya döşemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  donatmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 They're having their kitchen fitted.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
fitted | fit
İngilizceTürkçe
fitted sheet nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (elasticised bed linen)lastikli çarşaf i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Is this fitted sheet for the single bed or the double?
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'fitted' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: wearing a fitted [shirt, pair of pants, hat], a [dress, skirt] with a fitted waist, fitted [linen, sheets, bed sheets], daha fazlası...

fitted' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'fitted'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.