fire

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈfaɪər/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/faɪr/ ,USA pronunciation: respelling(fīər)


Inflections of 'fire' (v): (⇒ conjugate)
fires
v 3rd person singular
firing
v pres pverb, present participle: -ing verb used descriptively or to form progressive verb--for example, "a singing bird," "It is singing."
fired
v pastverb, past simple: Past tense--for example, "He saw the man." "She laughed."
fired
v past pverb, past participle: Verb form used descriptively or to form verbs--for example, "the locked door," "The door has been locked."
Bu sayfada: fire, shoot
'fire' 'shoot' için alternatif bir terimdir. Aşağıdaki satırlardan birinde veya birkaçında bulabilirsiniz.'fire' is an alternate term for 'shoot'. It is in one or more of the lines below.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (combustion)ateş, alev i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Fire produces heat and light.
fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (in a building)yangın i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There was a fire in an old warehouse nearby.
 Yakınlardaki eski depoda yangın çıktı.
fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (for cooking, camping)ateş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They hung a kettle over the fire.
 Çaydanlığı ateşe koydu.
fire vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (gun: shoot) (silah, vb.)ateşlemek, patlatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ateş etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They fired their guns.
 Silahlarını ateşlediler.
 Hırsız tabancasıyla ateş etti.
fire [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (dismiss [sb] from a job)işten atmak, işten kovmak, işten çıkarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They fired him for being late each morning.
 Her gün geç kaldığı için işten atıldı.
fire viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (shoot a weapon) (silah)ateşlemek, ateş etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Aim your weapon, then fire.
fire at [sth/sb] vi + prep (shoot a weapon at) (birisine, bir şeye)ateş etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The soldiers were firing at the enemy.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (gem brilliance) (mecazlı)parlaklık, parıltı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Diamonds must be cut to show their fire.
fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (ardour) (mecazlı)şevk i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  ateş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 She was full of fire and energy.
fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (arduous trial) (mecazlı)zorlu tecrübe, güç deneyim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He went through fire to try to find her again.
fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (guns, firearms: shooting)silah ateşi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He could hear the fire of guns nearby.
fire viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (burn)yanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The kindling began to fire.
fire viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." very dated, poetic, figurative (glow)parlamak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Dawn fired in the east.
fire viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." figurative (become passionate) (mecazlı)hırslanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 He fired and fumed at the news.
fire viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (have ignition in a cylinder) (motor, vb.)çalışmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Eventually, the engine fired and they drove home.
fire viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (neuron activity) (beyin hücreleri)çalışmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The neurologist ordered several tests to determine whether the patient's neurons were firing properly.
fire [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (set alight)yakmak, tutuşturmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 They fired the big pile of rubbish they had collected.
fire [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (supply fuel)yakıt koymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çalıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 You should fire the boiler with anthracite coal.
fire [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (ignite) (motor, vb.)çalıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Go ahead and fire the engine.
fire [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (kiln) (çömlek, vb.)pişirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  fırınlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The potter fires her stoneware in a kiln.
fire [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." figurative (emotions: inflame) (duyguları)alevlendirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  canlandırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  tahrik etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Her kiss fired his passion even more.
fire [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." figurative (inspire) (mecazlı)esinlemek, ilham vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The sight fired her imagination.
fire [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." figurative (throw) (mecazlı)fırlatmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  atmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He fired a ball through the open window.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
shoot viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (fire a gun)ateş etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kurşun sıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Robert's father taught him to shoot when he was a little boy.
shoot at [sth/sb] vi + prep (fire a gun at) (birisine, bir şeye)ateş etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The soldiers shot at the enemy.
 Askerler düşmana ateş etti.
fire [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (gun: fire)silahı ateşlemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He shot the gun.
shoot [sb/sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (kill with gun, etc.) (silahla)vurmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Where did you shoot that deer?
shoot [sb/sth] in [sth] vtr + prep (wound by firing gun, etc.)vurulmak, vurmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The soldier was shot in the leg.
 Asker bacağından vurulmuştu.
shoot [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (execute by gunfire)vurmak, vurup öldürmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The prisoner was shot by the firing squad.
shoot [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (film)film çekmek, çekim yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They are shooting the movie in Canada.
shoot [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (photo: take)fotoğraf çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The photographer shot 50 photos.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
shoot! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" US, slang, euphemism (annoyance)Hay Allah! Tüh! ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Shoot! I forgot his birthday!
 Hay Allah! Doğumgününü unutmuşum!
shoot nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (botany: sprout)fidan i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  filiz i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 From the eight seeds we got five shoots growing.
shoot nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (hunt)av i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They went on a turkey shoot.
shoot nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (filming session)çekim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The shoot will be on location in Iceland.
shoot nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (photo shoot: photography session)fotoğraf çekimi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Zelda is at the shoot working as a camera assistant.
shoot viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (sport: aim at goal) (spor)atış yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  şut çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The basketball player decided to pass instead of shoot.
shoot viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (pool, billiards: play, hit) (bilardo, vb.)oynamak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 It's your turn to shoot. Try to knock the 7-ball in.
shoot viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (play marbles)misket oynamak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The experienced marble player was able to shoot very well.
shoot viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." informal (move quickly)fırlamak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  atılmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The kid shot across the field to get the ball.
shoot viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (photograph)fotoğraf çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You better shoot before it gets too dark!
shoot viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (film) (film)çekim yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They shot all day long, but got the scenes that they wanted.
shoot viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (ball: aim at target)şut çekmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 He shot just as time ran out in the game.
shoot viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (pain: pass through body) (ağrı)sızlamak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  sancımak, ağrımak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The pain shot up his arm after he hit his elbow.
shoot viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." slang (speak)konuşmak, konuşmaya başlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I want to hear your opinion. When you're ready, shoot.
shoot [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (take seismic reading)sismik ölçüm yapmak, deprem ölçümü yapmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The geologists will shoot and interpret the seismic data for you.
shoot [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (star, planet: site)yerini belirlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The captain used a sextant to shoot the sun.
shoot [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (dice: throw)zar atmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It's your turn. Shoot the dice!
shoot [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (golf: play, hit)atış yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I shot a 69 yesterday!
shoot [sth/sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (take a photo of)resmini çekmek, fotoğrafını çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The fashion model allows only a few photographers to shoot pictures of her.
shoot [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (ball: aim at goal)şut atmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  topa vurmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  şut çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The footballer shot the ball between the posts.
shoot [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (drug: inject)enjekte etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The addict had been shooting heroin for years.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
fire | shoot
İngilizceTürkçe
fire away vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." slang, figurative (begin asking questions)soru sormaya başlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  soru yağmuruna tutmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Professor, could we ask you a few questions? "Sure! Fire away."
fire away vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal (begin shooting) (silah)ateşlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ateş etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When you have a clear shot at the deer, fire away.
fire [sth] off vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." (shot) (silah)ateşlemek, ateş etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The gunman fired off three shots before the police captured him.
fire [sth] off vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." figurative, informal (letter, e-mail: write and send quickly) (mecazlı)mesaj atmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Tom fired off an e-mail to the sales manager.
fire [sth] off vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." figurative, informal (rapid questions)soru yağmuruna tutmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You fired off ten questions but didn't listen to the answers.
fire up [sth],
fire [sth] up
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(start ignition of) (motor)çalıştırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I pressed the starter button, fired up the engine, and took off into a cloudless blue sky.
fire up [sb],
fire [sb] up
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
figurative (excite, enthuse)heyecanlandırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gayrete getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  coşturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The inspirational speech fired up the audience.
fire up [sth],
fire [sth] up
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
figurative (stimulate)coşturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (gayri resmi)gaza getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 A walk through the forest on a chill day fires up my senses.
fire up [sth],
fire [sth] up
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
figurative (computer system, etc.: start it)başlatmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  çıkarmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
set fire to [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (set alight)ateşe vermek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yakmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  kundaklamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He set fire to his own house to collect the insurance money.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
fire | shoot
İngilizceTürkçe
add fuel to the fire v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (exacerbate the issue)yangına körükle gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Shouting at angry pupils is only likely to add fuel to the fire.
camp fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (fire made of twigs)kamp ateşi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 That evening we all sat around a camp fire drinking beer and telling ghost stories.
catch fire,
catch on fire,
also UK: catch light,
catch alight,
also US: take fire
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(ignite)alev almak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  tutuşmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Gasoline can catch fire very easily. If you knock that candle onto the rug, it will catch on fire.
catch fire,
catch on fire
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (create enthusiasm)coşkulandırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  heyecanlandırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
cease fire vtr + n (war: stop fighting)ateşkes i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The two sides agreed to cease fire.
ceasefire,
cease-fire
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(truce, end to hostilities)ateşkes i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The armies decided to have a ceasefire at Christmas.
crossfire,
cross-fire,
cross fire
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(point where gunshots cross)çapraz ateş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 One soldier was injured in the crossfire.
crossfire,
cross-fire,
cross fire
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
figurative (heated exchange of opinions) (mecazlı)ateşli tartışma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Don't get caught in the crossfire between my aunt and uncle; their arguments are vicious.
fire alarm nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (siren or bell warning of fire)yangın alarmı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yangın zili i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Someone set off the fire alarm at 3 am and the entire hotel had to be evacuated. You often have to smash a glass panel to activate a fire alarm.
fire department (US),
fire brigade (UK)
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fire-fighting unit)itfaiye i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Someone called the fire department after we lit our bonfire. The fire brigade took five hours to put out the house fire.
fire drill nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (evacuation procedure)yangın talimi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yangın tatbikatı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 We had a fire drill at the office today.
fire escape nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (emergency stairway)yangın çıkışı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 In the event of fire, please use the fire escape to descend to the ground floor.
fire exit nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (emergency way out)yangın çıkışı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The fire exit must be unlocked and kept clear.
fire extinguisher nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (appliance for putting out fires)yangın söndürücü i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Some fire extinguishers contain water and others foam.
fire hydrant nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (water pump)itfaiye vanası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yangın musluğu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
fire insurance nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (insurance against loss due to fire)yangın sigortası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The bank requires borrowers to carry fire insurance for the house.
fire station nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (place where fire engines are kept)itfaiye binası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yangın istasyonu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The girl scouts visited the fire station to learn about fire safety.
fire truck (US),
fire engine (UK)
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fire fighting vehicle)itfaiye aracı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Most fire trucks are painted red.
fire upon [sth] vi + prep (with weapon: shoot)ateş etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 As soon as I give the order, fire upon the battleship.
firefighter,
fire fighter,
fire-fighter
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(member of fire brigade)itfaiyeci i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Firefighters were called to tackle the blaze.
firefighting,
fire fighting,
also UK: fire-fighting
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(act of combatting fires)yangın söndürme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yangınla mücadele i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The firefighting went on for days as crews tried to get the wildfires under control.
firefighting,
fire fighting,
also UK: fire-fighting
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(fighting fires)itfaiyecilik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Firefighting is a very dangerous occupation.
firefighting,
fire fighting,
also UK: fire-fighting
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
figurative (efforts to fix tackle problem) (mecazlı)tamir, onarım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The computer system's so messed up that we spend most of our time on firefighting.
forest fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (uncontrolled fire in a woodland area)orman yangını i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There's a high risk of forest fires in that area due to lack of rain.
hydrant nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (water pump)su pompası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yangın musluğu, itfaiye vanası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It's illegal to park in front of a hydrant.
line of fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (path of a bullet)ateş hattı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They are sending that soldier forward in the battle, where he will be in the direct line of fire.
line of fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (vulnerable position) (mecazlı)ateş hattı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The president of the company is in the line of fire of shareholders' crticisms.
on fire adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (burning)yanan, tutuşmuş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  ateşli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The car was on fire for about two hours.
on fire adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative, slang (performing well) (mecazlı)başarılı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Sharon has answered every question correctly so far; she's on fire today!
open fire vtr + n (start shooting)ateş açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They opened fire as soon as they saw his gun. If you see a wolf, go ahead and open fire.
open fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (fire in unenclosed fireplace)açık ateş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  açık şömine i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There's an open fire in the living room.
play with fire v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (risk danger)ateşle oynamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Computer users are playing with fire if they don't keep their anti-virus software up to date.
playing with fire adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative (risking danger)ateşle oynama i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 By driving so fast you're playing with fire.
roaring fire nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (coal or wood fire)kükreyen ateş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The Boy Scouts sat round the roaring fire telling ghost stories.
set [sth] on fire v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (set light to)yakmak, ateşe vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 To cover up the murder, the killer set his victim's house on fire.
set [sth] on fire v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative, slang (excite)heyecanlandırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ortalığı ayağa kaldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That catchy new song has set the whole country on fire.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'fire' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: fire a [gun, bow, weapon], [a house, a forest, an electrical] fire, fire and rescue crew, daha fazlası...

fire' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'fire'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.