WordReference tam bu tümceyi çeviremiyor ancak her bir kelimeye tıklayarak anlamını görebilirsiniz.

fall proof


Aradığınız tam cümleyi bulamadık.
"fall" için olan girdi aşağıda gösterilmektedir.

Ayrıca bakınız: proof
Bu sayfada: fall, Fall

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
fall viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (come down)düşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  yıkılmak, çökmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  (yaprak, vb.)dökülmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 I fell from a ladder yesterday. It's autumn and the leaves are falling.
fall viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." figurative (abate) (mecazlı)azalmak, düşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Demand for this product has fallen recently.
 Son günlerde bu ürüne olan talep azaldı.
fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (act of falling)düşüş, düşme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yıkılış, çöküş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (yaprak, vb.)dökülüş, dökülme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The fall of nuts from the tree makes a loud sound.
 Yemişlerin ağaçtan düşüşü yüksek bir ses çıkarttı.
 Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışından sonra Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.
 Yaprakların dökülmesi sonbaharın geldiğine işaret eder.
fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US (autumn)sonbahar, güz i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Classes will resume in the fall.
 Derslere sonbahar döneminde devam edilecektir.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (decline) (fiyat, vb.)düşüş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  azalma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  iniş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The fall in prices will harm our profits.
fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (slope)eğim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  meyil i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The field is flat except for a fall towards the river.
fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (ruin)yıkılış i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  çöküş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This is the story of the decline and fall of Richard Nixon.
fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (defeat)yenilgi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  mağlubiyet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 She wrote a book about the Fall of France in 1940.
fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (distance [sth] falls)düşüş mesafesi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The river has a fall of about fifty metres.
fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (falling down)düşüş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 She suffered a bad fall, while horseriding.
fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. uncountable ([sth] hanging down)düşme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He was enchanted by the fall of her hair on her shoulders.
fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (sinful lapse)günah işleme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A sinner must confess his fall.
fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (surrender, capture) (ülke)çöküş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Odysseus wandered for ten years after the fall of Troy.
the Fall,
the Fall of Man
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(Bible) (İncil, vb.)Cennet'ten Kovulma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 In the Bible, the serpent brought on the Fall.
falls nplplural noun: Noun always used in plural form--for example, "jeans," "scissors." (waterfall)şelale i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  çağlayan i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You can hear the falls from far off.
fall viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (collapse)çökmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  göçmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The roof fell under the weight of the snow.
fall viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (die)ölmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  can vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He fell in battle, dying like a hero.
fall viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (drop wounded)yaralanıp düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The soldier fell, and was treated by the medics.
fall viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." figurative (temperature: decline) (sıcaklık)düşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  azalmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Temperatures will fall below freezing tomorrow.
fall viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." figurative (government: lose ability) (hükümet)düşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The government fell, following a scandal.
fall viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." figurative (become) (hastalığa, vb.)yakalanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 She fell ill.
fall viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." figurative (commit a sin)günah işlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He fell from grace after the discovery of his crimes.
fall viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." figurative (be included)dahil olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  içinde olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  içinde yer almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Their request falls within the scope of our project.
fall on [sth],
fall upon [sth]
vi + prep
(come to rest on) (gözü, vb. bir şeye)takılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ilişmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Her gaze fell upon the letter I was writing.
fall on [sth],
fall upon [sth]
vi + prep
figurative (occur on)-e denk gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  -e tekabül etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My birthday falls on a Saturday this year. The election falls on my birthday.
fall on [sth/sb],
fall upon [sth/sb]
vi + prep
(attack)saldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hücum etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
fall on [sth],
fall upon [sth]
vi + prep
(eat hungrily)hapur hupur yemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (yemeğe)saldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
fall on [sth],
fall upon [sth]
vi + prep
(opportunity: grab enthusiastically)fırsatı değerlendirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
fall | Fall
İngilizceTürkçe
fall away vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (diminish)azalmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  düşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Attendance at the church fell away as more and more people moved to the suburbs.
fall away vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." figurative (worries, etc.: disappear) (sıkıntı, endişe, vb.)uçup gitmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  yok olmak
 Eventually her emotional burdens simply fell away, and she was her old self again.
fall back vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (withdraw, retreat)geri çekilmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The general ordered his troops to fall back.
fall back on [sb/sth] vi phrasal + prep informal, figurative (resort to, rely on) (birisine, bir şeye)güvenmek, dayanıp güvenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (mecazlı)sırtını dayamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sığınmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Whenever I am in trouble, I know that I can always fall back on my friends and family.
fall behind vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." figurative (fail to keep up)geri kalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If I don't study for two hours every night, I risk falling behind with my class work.
fall behind vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (fail to maintain pace)yetişememek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  geriye düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gerisinde kalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The runner started falling behind when he twisted his ankle two miles into the race.
fall down vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (structure: collapse) (bina, vb.)çökmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The brick wall fell down.
fall down vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (person: trip, slip) (kişi)düşmek, aşağı düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Mike fell down and injured his back.
fall down vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." figurative (person: fail) (mecazlı)başarısız olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Many students fall down on this test task.
fall down vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." figurative ([sth]: not succeed)başarısız olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Negotiations for broadcasting the game fell down over the issue of international TV rights.
fall in vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (military: take ranks) (asker)sıraya girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dizilmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The soldiers fell in when the whistle blew.
fall in vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (collapse)çökmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  göçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The snow was so heavy last year, the roof of the old house fell in.
fall in with [sb] vi phrasal + prep (start to associate with)-e rastlamak, rastlaşmak, tesadüfen karşılaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kabul etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  uymak, uyuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 His grades dropped when he fell in with the wrong crowd.
fall in with [sth] vi phrasal + prep informal (accept: plan, idea)kabul etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  aynı fikirde olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She is convinced that everyone will fall in with her plan once they understand it.
fall into [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (be categorized as) (sınıf, kategori)girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The reform bill falls into the category of well-intentioned but ultimately misguided projects.
fall off vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." figurative (decrease)azalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Car sales have fallen off during the recession.
fall on [sb/sth],
fall upon [sb/sth]
vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S]
(attack)saldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hücum etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The two men fell on their victim as he was walking down the street.
fall on [sth],
fall upon [sth]
vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S]
figurative (food: eat eagerly)hapur hupur yemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
fall on [sb],
fall upon [sb]
vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S]
figurative (person: greet, embrace) (birisine)rastlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  karşılaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
fall on [sb],
fall to [sb]
vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S]
(be the obligation of)sorumluluğunda olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
fall out vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal (friends: quarrel)tartışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kavga etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bozuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They have fallen out and are no longer speaking to each other.
fall out vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (become detached or lost) (çantadan, vb.)düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dökülmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I didn't realise my bag was open; my cell phone fell out and smashed.
fall out vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (military: leave ranks) (asker)sıradan çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 After the inspection, the soldiers were ordered to fall out.
fall out over vi phrasal + prep (quarrel because of) (bir şey yüzünden)bozuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kavga etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
fall out with [sb] vi phrasal + prep informal (quarrel with: a friend)bozuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  tartışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kavga etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you do not stop gossiping, all your friends are going to fall out with you.
fall over vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (person: trip or slip)devrilmek/düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He's so clumsy that he fell over his own feet.
fall through vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal, figurative (be unsuccessful, come to nothing)başarısız olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  suya düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gerçekleşmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I thought that the deal would be very profitable for my business, but it fell through at the last minute.
fall within [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (be classified under) (sınıfına, kategorisine, vb.)girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
fall within [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (be included in)yer almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  -in dahilinde olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 All of your vital sign readings fall within the normal range for your age.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
fall | Fall
İngilizceTürkçe
fall apart vi + adv (physically: into pieces)parçalanmak, parçalara ayrılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dağılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Cheaply made umbrellas fall apart quickly.
fall apart vi + adv figurative (plans, relationship: collapse) (plan, vb.)bozulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (evlilik)bitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  altüst olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Lisa's marriage fell apart when she discovered her husband was having an affair.
fall apart vi + adv figurative (emotionally: lose control)kontrolü kaybetmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It is important not to fall apart when things don't go exactly your way.
fall asleep vi + adj (go to sleep)uykuya dalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  uyumak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  uyuyakalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I lay awake in bed, unable to fall asleep.
fall asleep vi + adj informal, figurative (be bored)sıkıntıdan uyuklamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
fall back vi + adv (fail to keep up)geride kalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
Not: A hyphen is used when the term is an adjective that precedes a noun.
 The runner fell back after the fourteenth mile of the marathon, when her legs grew tired.
fall flat v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (fail)başarısız olmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  (gayri resmi)çuvallamak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
fall for [sb/sth] vi + prep informal (be attracted)aşık olmak, sevdalanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (gündelik dil)tutulmak, vurulmak, abayı yakmak, gönlünü kaptırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He is good-looking and smooth: all the women fall for him. Audrey fell for a beautiful pair of shoes she saw in a shop window.
fall for [sth] vi + prep informal (be fooled)kanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  inanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The investment scheme promised huge returns, and I fell for it.
fall head over heels v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (tumble)tepetaklak düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kapaklanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Alex fell head over heels down the mountainside.
fall head over heels v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (fall in love)sırılsıklam aşık olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 After knowing him for just two weeks I'd fallen head over heels.
fall head over heels for [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (fall in love) (birisine)sırılsıklam aşık olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  deliler gibi sevmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
fall head over heels in love with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (fall in love)sırılsıklam aşık olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  deliler gibi sevmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
fall in love v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (couple: become infatuated)aşık olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sevdalanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The couple fell in love when they were in college.
fall in love v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (become infatuated: with [sb])aşık olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sevdalanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  vurulmak, tutulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Gina falls in love every five minutes!
fall in love with [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (become infatuated with [sb])aşık olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sevdalanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  vurulmak, tutulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I think I fell in love with him the very first time we met.
fall into [sth] vi + prep (descend and land in) (çukura, vb.)düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The young girl was rescued several days after she fell into an uncapped well.
fall off vi + adv (become detached)kopmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 One of the buttons on Chloe's coat had fallen off.
fall off [sth] vi + prep (become detached from)kopmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The picture had fallen off the wall.
fall off [sth] vi + prep (slip down from) (bir yerden)düşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The blanket fell off the bed slowly.
fall on [sb/sth],
fall upon [sb/sth]
vi + prep
(eyes: look at [sth])-e bakmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bakışlarını dikmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The teacher's eyes scanned the room and fell on Joshua's nervous face.
fall short v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not be satisfactory)yetersiz kalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  beklentiyi karşılamamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The boy's grades fell short of his father's expectations.
fall short v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not be sufficient)yetersiz olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The amount of water in the reservoir falls short of our targets this year.
fallback,
fall-back
n as adjnoun as adjective: Describes another noun--for example, "boat race," "dogfood."
informal (backup, used as last recourse)yedek isim s.
  son çare isim s.
Not: A hyphen is used when the term is an adjective
 What is our best fallback option if the band decides to cancel?
free fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (fall: subject to gravity)serbest düşüş, serbest düşme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The plane went into free fall when both engines stalled.
free fall nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (sharp decline) (ekonomi)sert düşüş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The global economy went into free fall in the fall of 2008.
go to pieces,
fall to pieces
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (lose health) (sağlık)bozulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Alvin's health went to pieces as a result of his alcoholism.
fall in a heap nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (person: collapse)yere yığılma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yere düşme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The boxer fell in a heap when he was hit in the chin.
take the fall v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." slang (accept the blame)suçu üzerine almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He took the fall for the bank robbery.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

fall proof' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'fall proof'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar
Uygunsuz bir reklamı rapor et.