evening

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈiːvnɪŋ/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/ˈivnɪŋ/ ,USA pronunciation: respelling(ēvning)


Bu sayfada: evening, even

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
evening nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (late day and early night)akşam i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It is beautiful here in the evening.
 Burası akşamları çok güzel oluyor.
evening n as adjnoun as adjective: Describes another noun--for example, "boat race," "dogfood." (light: twilight) (alacakaranlık)akşam s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He could still see well in the evening light.
evening nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (before nightfall: on given day)akşam i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Saturday evening is the best time for relaxing in front of the TV.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
evening nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (period of decline) (mecazlı)çöküş dönemi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (hayatın, vb., mecazlı)sonbahar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 At this point it was obvious that he was in the evening of his great life.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
even advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (still, yet)daha, daha da edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
  bile, dahi edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
 I feel even worse than I look.
 Göründüğümden daha da kötü hissediyorum.
 This sentence is not a translation of the original sentence. Bu problemi üstün zekâlı arkadaşım bile çözemedi.
even advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (including: extreme case)bile edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
 It was so easy, even a child could do it.
even advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (despite)bile, dahi edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
  rağmen edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
 He didn't leave her even after all she had said.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (flat)düz, düzgün, engebesiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  ((cilt, vb.))pürüzsüz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This floor's not very even.
 Bu zemin pek düz değil.
 This sentence is not a translation of the original sentence. Pürüzsüz bir cilt yapısına sahip.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (uniform)aynı, eşit, denk, müsavi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Apply the paint in an even layer over the surface.
 Boyayı yüzeye eşit tabakalar halinde sürün.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (no fluctuations)düzenli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 His pulse was very even.
 Nabzı çok düzenli atıyor.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (sports: tied) ((spor))berabere z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She was winning a moment ago but now they're even.
 Az önce o kazanıyordu ama oyun şimdi berabere gidiyor.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." mainly US (equal in quantity)eşit miktarda s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Add an even mixture of milk and cream.
 Tarife eşit miktarda süt ve krema ekleyin.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (number: divisible by two)çift (sayı) s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Since there's an even number of us we can work in pairs.
 Grubumuzda çift sayıda kişi bulunduğundan iki kişilik gruplar halinde çalışabiliriz.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (level)aynı seviyede z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 When you hang the curtains, remember that the curtain rod and the top of the window should be even.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (smooth)düzgün s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  düz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He sanded the table to make the surface even.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (equal)başabaş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  eşit s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 They're such even players that their games go on forever.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (exact)tam olarak, tamı tamına s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It cost an even two dollars.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (horizontal)yatay, düz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She made sure the pictures were even.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (equal in measure) (ölçü)aynı, eşit s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The pressure has to be even in all four tyres.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (people: owe nothing) ((borç kalmama anlamında))ödeşmiş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 After you make this payment we'll be even.
 Bu ödemeyi de yaptıktan sonra artık ödeşmiş olacağız.
even adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (temper: calm) (tavır, vb.)sakin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She has intelligence, good looks and an even temper.
even nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. archaic or literary (evening)akşam i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Even nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (member of Siberian people) (Sibirya halklarından)Evenki i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Even,
Lamut
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(language)Evenki dili, Evenkice i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
even viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (become equal)eşitlenmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The score evened towards the end of the game.
even [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (make equal) ((skoru, vb.))eşitlemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 United scored in the last minute to even the score.
even [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (make level)düzleştirmek, düzgünleştirmek, düzlemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 They used a roller to even the lawn.
 Çimenlik alanı düzleştirmek için silindir kullandılar.
even [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (make smooth)düzleştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  düzlemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He evened the surface of the door with a plane.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
evening | even
İngilizceTürkçe
evening dress nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (formal clothing)resmi kıyafet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
evening dress,
evening gown
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(woman's long formal garment)gece elbisesi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  tuvalet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
good evening interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (greeting)iyi akşamlar ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "Good evening, Sir. Are you ready to order?" asked the waiter.
in the evening advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (every late afternoon, early night)her akşam, akşamları z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I generally return from work late in the evening.
in the evening advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (on a given late afternoon, early night)akşamleyin z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 In the evening, straight after dinner, I played a computer game.
in the evening advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (time: P.M.)akşam z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He's coming round at 7.30 in the evening.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'evening' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: [last, yesterday] evening, the evening news, [on, every] [Wednesday] evening, daha fazlası...

evening' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'evening'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.