enough

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ɪˈnʌf/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/ɪˈnʌf/ ,USA pronunciation: respelling(i nuf)


WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
enough adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (sufficient)yeterli, kâfi miktarda, yeteri kadar s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Do we have enough money for this meal?
 Bu yemek için yeterli paramız var mı?
enough pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (sufficiency)yeteri kadar, yeterli miktarda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I pray that we always have enough to live on.
enough advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (sufficiently)yeteri kadar, yeterince, kâfi derecede z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He worked enough to support his family.
 Yeterince çalışarak ailesini geçindirdi.
enough advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (tolerably)yeteri kadar, kâfi derecede z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It's interesting enough, but I still don't want to buy it.
enough interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (that is sufficient)yeter, yeter artık, kâfi ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Enough! I don't want to hear any more!
 Yeter! Başka birşey duymak istemiyorum.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
enough said interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (understood)anlaşıldı ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  anladık ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "If I were you, I'd avoid mentioning her ex-husband." "Enough said!"
enough said interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (say no more)yetti, yeter, daha fazla söze gerek yok ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "Jake and Anthea disappeared upstairs together." "Enough said!"
fair enough interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (that is reasonable)öyle olsun ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 If that's really what you want, fair enough.
good enough adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (satisfactory)yeterince iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It isn't the best computer available, but it's good enough for my needs.
have had enough of [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be fed up)bıkmak, usanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gına gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I have had enough of you!
just enough advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (barely sufficiently)yetecek kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We have just enough supplies for ourselves. We can't afford to take on anyone else.
just enough nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (precisely sufficient amount)yeterli miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There is just enough sugar for my coffee tomorrow.
leave [sb/sth] alone,
leave [sb/sth] well enough alone
vtr + adj
(not disturb)rahat bırakmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yalnız bırakmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  kendi haline bırakmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I just want to be left alone to get on with my novel.
leave [sb/sth] alone,
leave [sb/sth] well enough alone
vtr + adj
(stop harassing)rahatsız etmemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  rahat bırakmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 She wished that the man beside her at the bar would leave her alone.
more than enough nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (plenty)gereğinden fazla s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  gereğinden çok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It's unfair that some people are poor and starving while others have more than enough.
more than enough [sth] exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (plenty of [sth])çok olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Please join us for dinner; there's more than enough food.
more than enough of [sth] exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (plenty)yeterinden fazla s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çok sayıda s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Against Greece, the team had more than enough of the ball, but could not score a goal.
not enough adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (insufficient, too few or little)yetersiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The doctors tried everything they knew, but it was not enough to save him.
oddly enough advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (actually, surprisingly)işin garibi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  işin garip yanı z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  tuhaf olan şu ki z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
often enough advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (quite frequently)oldukça sık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I see albino squirrels often enough. They're not all that rare.
often enough advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (sufficiently frequently)yeteri kadar sık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 My daughter visits often enough, she just doesn't stay long.
soon enough advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (before long)çok geçmeden z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yakında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 You'll be back in town soon enough.
sure enough advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (as expected or predicted)hakikaten de, sahiden de z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  muhakkak, elbette ki z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Sure enough, the stray cat appears when it's time for supper.
sure enough adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (certain, not doubtful)emin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  şüphesiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The police were sure enough that whoever had killed Brown had also murdered Wilkins.
well enough advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (sufficiently)oldukça iyi/yeterince iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The team played well enough to have deserved at least a draw.
well enough advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in a sufficiently good way)oldukça iyi/yeterince iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I speak French well enough, but I couldn't pass for a native speaker.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'enough' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: (don't) have enough [money, food, time, space] for, (didn't) get enough [sleep, to eat], enough to [last, pass, accept, know], daha fazlası...

enough' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'enough'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.