end

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈɛnd/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/ɛnd/ ,USA pronunciation: respelling(end)


WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (conclusion)son, bitim, bitiş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 She brought the meeting to an end.
 This sentence is not a translation of the original sentence. Toplantı bitiminde katılanlara teşekkür edildi.
 En çok da filmin sonunu sevdim.
end vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (bring to a conclusion)sona erdirmek, bitirmek, sonlandırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 She ended their relationship after just two months.
 Genç kadın, iki ay geçtikten sonra erkek arkadaşıyla olan ilişkisini sona erdirdi.
end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (furthest part)son, uç nokta i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They live at the end of the street.
 Sokağın sonunda oturuyorlar.
end vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (finish)bitmek, sona ermek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The concert ended with a Mozart violin concerto.
 Konser, Mozart'ın keman konçertosuyla sona erdi.
end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (limit: time)(süre) son i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 We're moving at the end of the month.
 Ay sonunda taşınıyoruz.
end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (outcome)sonuç, netice i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Does the end justify the means?
end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (limit, bounds)son, nihayet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Is there no end to our problems?
 Sorunlarımızın bir sonu yok mu?
end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (tip, extremity)i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You should place the end of the board against the wall.
end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (goal, objective)amaç, gaye, maksat, hedef i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 To what end are we doing all this?
 Bütün bunları ne amaçla yapıyoruz?
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
end adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (final)son, nihai s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 By the time the film came to the end credits, most of the audience was crying.
end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. literary (death)ölüm i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He met an untimely end.
end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (portion, aspect)bölüm, kısım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yön i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It was the marketing end of the enterprise that caused the failure.
the end,
the end of [sth]
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(destruction)son i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yıkım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  helak i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It's the end of the world as we know it.
the end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. slang, dated (the best)en iyi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I love John Coltrane. He's the end!
end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. UK (remnant, butt)dip i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (sigara)izmarit i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Please put your cigar ends in the ashtray.
end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (American football: lineman) (Amerikan futbolu)hücum oyuncusu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He was the best offensive end in the team's history.
The End nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. written (book, film: indicating the finish) (kitap, film)Son i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 "The End" appeared on the screen in giant letters.
be the end v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." UK, dated (be exasperating)çileden çıkarmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
end viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (result)sonuçlanmak, bitmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Where will it all end?
 Bütün bunlar nerede bitecek?
end up viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (arrive, find yourself)varmak, gelmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  çıkmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 We were trying to get to Brighton, but we ended up in Hastings.
end [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (destroy, thwart)mahvetmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  bozmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The rain ended our plans to play tennis.
end [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." literary (kill)canını almak, öldürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If only God would end the person who did this!
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
end up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal (arrive somewhere)sonuçlanmak, neticelenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sonuç doğurmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I hoped by taking the metro I would end up in central Paris.
end up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal (become)olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If we keep going this way, we'll end up totally lost.
end up with [sth] vi phrasal + prep (have eventually)ile sonuçlanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I would never have gone skydiving if I'd known I was going to end up with a broken leg.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
at the end advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (at [sth]'s conclusion) (filmin, vb.)sonunda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I haven't seen the film yet; don't tell me what happens at the end.
at the end of [sth] exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (at [sth]'s conclusion)sonunda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bitiminde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 At the end of the race, the runner fell exhausted to her knees.
at the end advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (just before death)ölmeden hemen önce z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 At the end, she just sighed and let go of my hand.
at the end of the day exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (in the evening)günün sonunda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He went home at the end of the day.
at the end of the day exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." figurative (ultimately)sonuçta z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  en nihayetinde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  sonuç olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 At the end of the day, there's nothing we can do.
at wit's end,
at your wit's end
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(upset, frustrated)altüst olmuş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  allak bullak olmuş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Kathy was at her wit's end with worry when her son failed to come home from school.
at wit's end,
at your wit's end,
at your wits' end
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(unable to find a solution)ne yapacağını bilmeyen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  (sorun, vb.)çözemeyen, çözüm bulamayan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Having spent three hours unsuccessfully trying to fix the photocopier, Dave was at his wit's end.
back end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (rear part)arka kısım, arka bölüm i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  arka uç i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He cruelly likened her appearance to the back end of a bus!
book end,
bookend
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(support that keeps books in place)kitap desteği i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Bob gave me a matching pair of wooden book ends as a present.
bring [sth] to an end vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (conclude, finish)sonuçlandırmak, neticelendirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  bitirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  sona erdirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The conference was brought to an end in the late afternoon.
by the end advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (before the final moment)sonunda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  sonuna kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 By the end of the first chapter, I could guess the solution to the mystery. I'm usually exhausted by the end of the day.
come to an end v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (conclude)sona ermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sonlanmak, nihayetlenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  son bulmak, nihayet bulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 All good things must come to an end.
come to an end v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be resolved)çözümlenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çözüme ulaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 With some therapy your internal conflict could finally come to an end.
dead end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (road: cul-de-sac)çıkmaz sokak i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The street led to a dead end so we had to turn around.
dead-end adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (no future)geleceği olmayan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Rick hated his dead-end job.
draw to a close,
draw to an end
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(finish)sona ermek, bitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 As the evening drew to a close, the orchestra played a final waltz.
draw to an end v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (finish)sona ermek, bitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The war gradually drew to an end.
end point,
endpoint,
end-point
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(extremity)uç nokta i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The end points are several hundred metres apart.
end point,
endpoint,
end-point
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(where [sth] ends)son nokta i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The proposed diversion alters the end point of the footpath.
end product nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (result of a process)son ürün, nihai ürün, nihai mal i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The end product of the process is a 100% organic fertilizer.
end result nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (product created by a process)sonuç ürün i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The end result of the process is a new recyclable plastic.
end result nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (consequence)sonuç, netice i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The end result of a failure to follow safety procedures could be injury or death.
end table nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (small table at end of sofa)sehpa i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
end to end advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in a row)sıra ile z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
Not: Hyphens are used when the term is an adjective
 If all placed end to end, the rows of seats would stretch for 54 kilometres.
end-to-end adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (from start to finish)baştan sona z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  uç uca z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The match delivered end-to-end thrills, with six near-goals.
end-to-end adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (continuous)sürekli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  devamlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  aralıksız s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The movie is packed with end-to-end fight scenes.
end up doing [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (eventually have to do)sonuçta yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
end up on the scrap heap v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (be discarded) (mecazlı)atılmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ıskartaya çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hurdaya çıkmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
end user nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (consumer)son kullanıcı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The end user's point of view is too often not taken on board by product designers.
endgame,
end-game,
end game
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(final part of a chess game) (satranç)oyun sonu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Because his rook was trapped, Brian found himself in the endgame of the chess match.
endgame,
end-game,
end game
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
figurative (final stage of a process) (süreç)son aşama i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  son safha, son merhale i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The endgame will consist of comparing this year's sales numbers to last year's.
far end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (furthest part, limit)öbür uç i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The station is situated at the far end of the village.
front end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (foremost part)ön kısım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  ön taraf i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The front end of the car was badly damaged.
front-end adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (relating to foremost part)ön uçla ilgili, ön uç s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
front-end adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (money: paid at beginning) (finansman, vb.)ön s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
front-end adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (computer: user's access) (bilgisayar)önyüz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
high end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (expensive range)yüksek fiyat aralığı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  pahalı ürün i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It's a nice handbag, but it's on the high end.
high-end adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (upmarket or exclusive)lüks s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  üst s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  pahalı ve kaliteli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I work at a high-end clothing store; nothing we sell is under $100.
in the end advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (ultimately)sonuçta z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  neticede z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 In the end, it doesn't really matter whether we go to Milan or Barcelona for our holiday; either would be great.
in the end advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (finally, eventually)sonunda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  nihayet z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He finished his work in the end.
loose end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (unfastened end of [sth])boştaki uç i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
loose end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative, usually plural (unfinished business)yarım kalmış iş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  bitirilmemiş iş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Your essay just isn't good enough: it's full of loose ends for a start.
loose end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative, usually plural (unfinished detail)tamamlanmamış kısım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  eksik kalmış ayrıntı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The company directors had one more loose end to tie up before they could announce the merger.
make [sb]'s hair stand on end v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (frighten [sb])ödünü koparmak, ödünü patlatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çok korkutmak, dehşete düşürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yüreğini ağzına getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That guy was so creepy, he made my hair stand on end.
means to an end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (method of achieving [sth])sonuca götüren araç/vasıta i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  amaca ulaştıran davranış/adım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It doesn't matter that he lied; it was just a means to an end. The junta has promised new civilian elections; the coup was a means to an end.
mutual fund,
open-end investment company
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(investment program)yatırım fonu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
no end of [sth] adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (numerous)çok, pek çok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  bitmez tükenmez, sonu gelmez s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  sayısız s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He has had no end of troubles in his short life.
no end of [sth] adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (continuous)sürekli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  devamlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 My teenage daughters cause me no end of trouble.
no end to [sth] exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (continuous)sonu olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 There's no end to the fun you can have in New York City!
on end advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (one after another, continuously)durmadan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  devamlı, sürekli z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  mütemadiyen z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She spoke about her children for hours on end.
put an end to [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (stop, curtail)son vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bitirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sona erdirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The fall put an end to her skiing career. I'll put an end to this nonsense right away!
rear end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (back portion)arka taraf, arka yan i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The rear end of the bus was crumpled after the accident.
rear end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (buttocks) (gayri resmi)popo, kıç i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I found a small space for my rear end among the spectators on the bench.
rear-end [sth/sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (crash into)arkadan çarpmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
right to the end,
to the end,
to the very end
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(all the way through)sonuna kadar, sonuna dek z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She performed flawlessly right to the end.
right to the end,
to the end,
to the very end
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(to the moment of death)ölene kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  son nefesine kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I promise never to leave you: I'll stand by you right to the end. He suffered a lot, but he was in good spirits right to the end.
the end of the line nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (last stop of train or bus)yolun sonu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  bitiş, son i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The conductor announced the end of the line so we got off the train. After the bus reaches the end of the line, you'll have to walk a little bit.
the end of the line nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (point [sth] ceases to exist)yolun sonu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  bitiş, son i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Jim's patience finally reached the end of the line.
to the end of the earth,
to the ends of the earth
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
figurative (to any or every place)dünyanın öbür ucuna kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  her yere z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 My love is boundless! - I'll follow you to the ends of the earth!
untimely end nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (early death by unnatural causes)zamansız ölüm i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Keep away from the alligators or you'll meet an untimely end! The characters in John's latest novel will all meet an untimely end.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'end' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eş anlamlılar: terminate, daha fazlası...
Eşdizimler: the [discussion, argument, conversation] ended, the very end of, the end [date, position, result, point], daha fazlası...

end' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'end'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.