clear

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈklɪər/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/klɪr/ ,USA pronunciation: respelling(klēr)


Inflections of 'clear' (advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."):
clearer
adv comparative
clearest
adv superlative
Inflections of 'clear' (adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."):
clearer
adj comparative
clearest
adj superlative

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (transparent)şeffaf, saydam s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He poured water into a clear glass.
 Suyu saydam bir bardağın içine koydu.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (unambiguous)açık, belirgin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  kesin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The message of the new law is clear.
 Yeni kanunun verdiği mesaj çok açık.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (evident)bariz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  aşikar s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  açık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The truth is clear to us.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (with sharp definition) (görüntü, vb.)net s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This television has a clear picture.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (view, path: unobstructed)engelsiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  açık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  tam s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The students have a clear view of the teacher.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (limpid)berrak s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 They swam in clear mountain pools.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (unobstruct)açmak, temizlemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He had surgery to clear the blocked artery.
 Tıkalı damarlarını açmak için ameliyat oldu.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (remove)temizlemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  kaldırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  gidermek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The ploughs have to clear snow from the roads.
 Kar temizleme aracıyla yol üzerindeki kar temizlendi.
 Eşyalarınızı buradan kaldırsanız iyi olur.
 Bu işe başlamadan önce tüm risklerin giderilmesi gerekmektedir.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (cloudless) (hava)bulutsuz, açık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The sky is clear today.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (bright)parlak, canlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  celi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 That is a nice, clear, blue colour.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (of pure color)duru s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  saf s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Her eyes were a clear blue.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (flawless) (cilt, vb.)pürüzsüz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  duru s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  kusursuz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 You're so lucky to have such beautiful, clear skin!
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (with no uncertainty)emin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The soldiers are clear about their mission.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (free of guilt)temiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  suçsuz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The police officer does his job with a clear conscience.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (calm, serene)berrak s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  dingin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  sakin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I always leave my yoga class with a clear mind.
clear (of [sth]) adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (without debts or obligation)ari s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It's hard to get a loan that's clear of interest.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (without deductions)tam, kesintisiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 You'll make a clear twenty thousand.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not encoded)şifresiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  açık, net s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The message was clear; no one had scrambled it.
clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (sports: ahead) (spor)önde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The away team is now 20 points clear.
clear,
clear of [sth/sb]
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(away from)uzakta, uzak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Keep clear of him. He's dangerous.
the clear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (unobstructed space)açık alan, açıklık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He pushed through the opposing players and out into the clear, ready to receive the ball.
clear viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (become clear) (hava, vb.)açılmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The sky cleared after the rain.
clear viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (check, account: be settled)ödenmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The check will clear in five days.
clear viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (become free of anxiety, etc.)sakinleşmek, yatışmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Just relax, and let your mind clear.
clear viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (clean a table after eating) (masayı)toplamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  kaldırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 I'll serve dinner, and you clear when they have finished eating.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (remove [sth] unwanted from)açmak, açık hale getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 We will clear the land, and then plant new grass.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (make transparent)saydamlaştırmak, şeffaflaştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Clear the water with a fine mesh filter.
clear [sth] of [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (remove or disperse)tahliye etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (kalabalığı, vb.)dağıtmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The police cleared the street of onlookers.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (disentangle) (düğüm, vb.)açmak, çözmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Let's clear our lines and resume fishing.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (jump over)aşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  üzerinden atlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The runner cleared all of the hurdles.
 Koşucu tüm engelleri aştı.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (pass over)üzerinden geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The plane cleared the treetops.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (pass under)altından geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The top of the trailer cleared the bridge with inches to spare.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (pass by)yanından geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The lobster boat cleared the shoals safely.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (purify)arıtmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  saflaştırmak, saf hale getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  temizlemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 We cleared the air with a filter.
clear [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (acquit)aklamak, temize çıkarmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  suçsuz bulmak, suçsuz çıkarmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The court cleared the suspect of all charges.
clear [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (approve, give permission)onaylamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  izin vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The security office cleared the visitors to enter.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (earn after expenses)net kazanç elde etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Anne cleared a million in income this year.
 Ayşe bu yıl bir milyon dolar net kazanç elde etti.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (eliminate: a debt) (borçları, vb.)ödemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 This final cheque will clear your debt.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (bank check: accept) (çek, vb.)onaylamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The bank cleared your check, so the purchase is now official!
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (check: pass through) (gümrükten, vb.)geçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We will meet you after you clear customs.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (building, land: vacate) (bina, vb.)boşaltmak, tahliye etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 There was a fire alarm and everyone had to clear the building.
clear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (schedule: make time available)yer açmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Kate cleared her schedule so that she could visit her mother in hospital.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
clear [sth] away vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." (put away neatly)toparlamak, toplamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kaldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ortadan kaldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 After the meal, Fiona began clearing away the plates.
clear off vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." slang (go away)çekip gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo)defolmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Josie's little brother was annoying her, so she told him to clear off.
clear [sth] out vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." (space: remove clutter)boşaltmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kaldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 We need to clear all the junk out of the attic.
clear out vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." slang (leave a place)sıvışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo)tüymek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The fire alarm went off and everybody had to clear out.
clear out of [sth] vi phrasal + prep slang (leave: a place)- den toplanıp gitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  -i terk etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My landlord's given me a week to clear out of my flat.
clear [sth] up vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." (make tidy)toplamak, toparlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  düzenlemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Maria told the children to clear their toys up when they'd finished playing with them.
clear [sth] up vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game." figurative (clarify) (mecazlı)açıklık getirmek, açıklığa kavuşturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I was hoping that you could clear something up for me.
clear up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (ailment: get better) (hastalık, vb.)düzelmek, iyileşmek, geçmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The doctor told me the rash would clear up in about six weeks.
clear up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (weather: improve) (hava)düzelmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The weather soon cleared up and the sun came out.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
clear [sth] off,
clear off [sth]
vtr + adv
(remove clutter from)tertiplemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  temizlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you clear off the dining table, we can play cards there.
clear [sth] off [sth] vtr + prep (clutter: remove)kaldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  temizlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Mike cleared the papers off his desk.
Clear off! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (go away)çek git, git başımdan ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  (argo)defol ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 I'm busy now - clear off!
clear [sth] out of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (clutter: remove from a space)çıkarmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  atmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 We need to clear all the junk out of the attic.
clear plastic nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (transparent material)şeffaf plastik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 These food containers are made of clear plastic.
clear plastic adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (material: transparent)şeffaf plastik s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He carries his identification card in a clear plastic case to protect it from wear.
clear your throat v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (cough before speaking) (konuşmadan önce)öksürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  boğazını temizlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The butler respectfully cleared his throat.
clear-cut adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative (unambiguous, well defined)belirgin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  açık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  net s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It's a clear-cut case of fraud.
clear-cut [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (forestry: cut all trees in an area) (orman)tıraşlama kesmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (bir bölgedeki)tüm ağaçları kesmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Clear-cutting on steep slopes can cause erosion.
crystal-clear,
crystal clear
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
figurative (obvious)açık, bariz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  net s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  belirgin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: A hyphen is used when the adjective precedes the noun
 The chief executive made his opposition to the proposal crystal clear.
crystal-clear,
crystal-clear
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
figurative (easy to understand)kolay anlaşılır s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  açık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 His explanation was crystal clear.
crystal-clear,
crystal clear
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(water: pure, clean) (su)duru, dupduru s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  billur gibi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She swam in the crystal-clear water. The water up in the mountains is crystal clear.
keep clear vi + adj (not go near)uzak durmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
keep clear of [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not go near) (bir şeyden, birisinden)uzak durmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
keep clear exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." written (on sign: stay at a distance) (levha, işaret)uzak durun, yaklaşmayın ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
keep clear of [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative, informal (avoid)kaçınmak, sakınmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
loud and clear advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (loudly and clearly)açık ve net, açık seçik z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I hear you loud and clear; we'll do the project your way.
loud and clear adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative (obvious)açık, bariz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The voters sent a loud and clear message in favor of reforms.
make [sth] clear vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (clarify, state clearly)açıklık getirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  açıklamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  açıklığa kavuşturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Let me make clear that I don't object to the person, only to his policies. I just want to make it clear that I won't accept any swearing.
make it clear v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (be unambiguous about [sth])netleştirmek, belirginleştirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Sandra likes to make it clear who's boss.
make yourself clear v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (speak plainly)açıkça anlatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You must never do that again – have I made myself clear?
steer clear vi + adv (keep away)uzak durmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yaklaşmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Steer clear of that guy - he's trouble.
steer clear of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (avoid)uzak durmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sakınmak, kaçınmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I try to steer clear of fried foods.
with a clear conscience advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (without guilt)gönül rahatlığıyla, suçluluk duymadan/vicdan azabı duymadan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I resigned immediately and left the office with a clear conscience.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'clear' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: clear the [table, dishes], are in the clear (now), clear [sky, river, stream, water], daha fazlası...

clear' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'clear'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.