burst

UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈbɜːrst/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/bɝst/ ,USA pronunciation: respelling(bûrst)

Inflections of 'burst' (v): (⇒ conjugate)
bursts
v 3rd person singular
bursting
v pres pverb, present participle: -ing verb used descriptively or to form progressive verb--for example, "a singing bird," "It is singing."
burst
v pastverb, past simple: Past tense--for example, "He saw the man." "She laughed." (US & UK)
bursted
v pastverb, past simple: Past tense--for example, "He saw the man." "She laughed." (US)
burst
v past pverb, past participle: Verb form used descriptively or to form verbs--for example, "the locked door," "The door has been locked." (US & UK)
bursted
v past pverb, past participle: Verb form used descriptively or to form verbs--for example, "the locked door," "The door has been locked." (US)

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
burst viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (explode)patlamak, infilâk etmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The water balloon burst when it hit the teacher's leg.
burst viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (applause, tears)(gözyaşı, vb.) boşalmak/boşanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The little girl burst into tears as her balloon drifted toward the sky.
burst viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (rupture)patlamak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  parçalanmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Marty was taken to the hospital in an ambulance when his appendix burst.
burst [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (cause rupture)yırtmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  patlatmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The stress of her new job caused Carolyn to burst a blood vessel in her eye.
burst nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (sudden emission)fışkırma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
burst [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (break, tear [sth])yırtmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  patlatmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Larry laughed so hard, he burst his trousers.
burst viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (emerge, come into view)çıkmak, ortaya çıkmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The Beatles burst onto the music scene in the early 1960s.
burst adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (balloon, tyre: punctured) (balon, lastik, vb.)patlamış, patlak s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
burst adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (appendix: ruptured) (apandisit)patlamış s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Abdominal pain and a very high temperature can signal a burst appendix.
burst of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (outbreak of gunfire, etc.)patlama i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  patlayış i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  infilak i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He was wounded by a burst of mortar fire.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
burst nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (explosion)patlama i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  patlayış i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 We could see the burst of fireworks miles away.
burst nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (rupture)kırılma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  parçalanma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yarılma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The river has been dangerously high since the burst at the dam.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
burst in vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." informal, figurative (enter suddenly and forcefully)içeri dalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The police burst in and arrested Davidson.
burst into [sth] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] informal (enter)içeri dalmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  aceleyle girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (gözyaşlarına, kahkahaya, vb.)boğulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The angry man burst into the room.
burst out vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (spring out)birden ortaya çıkmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Max opened the wardrobe door and his children burst out, shouting, "Surprise!"
burst out from [sth] vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (spring out)aniden çıkmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  aniden fırlamak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 He burst out from behind the wall, surprising everyone leaning against it.
burst out vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (emerge, break out)çıkmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  patlak vermek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  kopmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 It was springtime, and flowers were bursting out all over the meadows.
burst out of [sth] vi phrasal + prep (emerge, break out) (bir şeyden, bir yerden)çıkmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The chick finally burst out of its shell.
burst out vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." figurative (occur suddenly)aniden belirmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  birdenbire ortaya çıkıvermek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 Spring is bursting out all over the place!
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
burst into flame,
burst into flames
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
informal (catch fire)alev almak, tutuşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The bus burst into flames, trapping the passengers inside.
burst into laughter v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (start laughing)kahkahayı basmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 They burst into laughter at the sight of his clown costume.
burst into tears v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (start crying suddenly)gözyaşlarını tutamamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  gözyaşlarına boğulmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She burst into tears at the news of her friend's death.
ready to burst adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal, figurative (very excited)patlamaya hazır s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I'm ready to burst: I can't wait to tell you the good news!
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'burst' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: burst into [tears, laughter, song, applause], burst out [laughing, crying], burst in on [us, the meeting, our conversation], daha fazlası...

burst' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'burst'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar
Uygunsuz bir reklamı rapor et.