born

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/'bɔːn/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/bɔrn/ ,USA pronunciation: respelling(bôrn)


From the verb bear: (⇒ conjugate)
born is: Click the infinitive to see all available inflections
v past pverb, past participle: Verb form used descriptively or to form verbs--for example, "the locked door," "The door has been locked." (Only for senses relating to birth and only in the passive)
Bu sayfada: born, bear

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
be born vi + past p (come into existence)doğmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dünyaya gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Jane was born in March. Some people are born deaf.
born adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (brought into existence)doğmuş, dünyaya gelmiş s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Born in Scotland, Rory moved with his family to Germany at the age of nine.
 This sentence is not a translation of the original sentence. Bu hastanede Mart ayında doğmuş bebeklerin hepsi de kızdı.
-born adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." as suffix (native to a place)doğumlu s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The Brazilian-born author now lives in New York.
born adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (innate)doğuştan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  (eskil)fıtri s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Tim is a born athlete.
born adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative (originated) (mecazlı)kökenli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Ours is a country born of the revolution.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (mammal: ursidae) (hayvan)ayı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 America is home to many species of bear.
 Amerika'da pek çok türde ayı yaşamaktadır.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (support weight)taşımak, ağırlığını kaldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The bridge must bear the weight of the cars and trucks.
 Köprü, üzerinden geçen araba ve kamyonların ağırlığını taşıyabilmelidir.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (endure [sth])katlanmak, tahammül etmek, dayanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He could hardly bear the suspense.
 Gerilime güçlükle tahammül etti.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (produce flowers, fruit) (meyve, çiçek)vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 After several years of drought, the apple tree finally bore fruit.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (give birth to: a child)doğurmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The queen bore fourteen children, but only three survived childhood.
bear [sb] [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (provide [sb] with: a son, daughter, heir) (birisine çocuk)doğurmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  vermek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The Queen bore her husband three daughters.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (withstand, stand up to)dayanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  direnmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  karşı koymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He knew his alibi would bear scrutiny, so he had no problem telling it to the detectives.
bear viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (curve: left, right)dönmek, sapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You need to bear left at the fork in the road.
 Yol ayrımında sola sapmanız (or: dönmeniz) gerekiyor.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, informal, figurative (rude person) (mecazlı)kaba kimse i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  ayı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He is a bear first thing in the morning.
bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (business pessimist) (kişi)karamsar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 In the current recession, we're all bears.
bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (finance: short seller) (finans)açıkçı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A bear sells when he hopes prices will go even lower.
bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, informal, figurative ([sth] difficult) (mecazlı)zor şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Avoid taking economics with Professor Smith; his class is a bear! This tax form is a bear!
bear viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (remain) (sadık, vb.)kalmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 He would bear true to the promises he made.
bear [sth/sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (carry [sth], [sb])taşımak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The donkey had to bear the load to the camp.
bear yourself vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (conduct: yourself)davranmak, hareket etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He bore himself with courage and distinction.
 Farklı ve cesur davrandı.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (assume) (sorumluluk, vb.)yüklenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  üstlenmek, üzerine almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I will bear the responsibility for my decisions.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (ill will, resentment: harbour) (kin, vb.)beslemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 George doesn't bear any ill will towards people whose views are completely different from his own.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (display, show [sth])göstermek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  sergilemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  görünmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The warrior's face bore several deep scars.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (have: name, title)adını taşımak, ismini taşımak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He bears his father's name.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (finance: attempt to lower price) (borsa, vb.)fiyatları düşürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The brokers were trying to bear the stocks.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'born' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: was born in [London, 1974], born in a [public, private] hospital, born at home, daha fazlası...

born' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'born'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.