best

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈbɛst/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/bɛst/ ,USA pronunciation: respelling(best)

From good (adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."):
better
adj comparative
best
adj superlative
From well (advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."):
Some senses of the adverb "well" are invariable.
better
adv comparative
best
adv superlative
Bu sayfada: best, good, well

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
best adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (most excellent)en iyi, en güzel, en harika s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 That's the best film I've ever seen.
 Bu, hayatımda gördüğüm en güzel film.
best adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (most suitable)en uygun, en iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He is the best candidate for the job.
 Hasan, bu iş için en uygun adaydır.
best adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (most advantageous)en iyi, en faydalı, en yararlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 What's the best thing we could do right now?
 Şu anda yapabileceğimiz en iyi şey nedir?
best,
the best
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(superlative of well)en iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Of all the singers, she sings best.
 Bütün şarkıcılar arasında en iyi şarkı söyleyen odur.
best,
the best
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(most fully)en çok, en fazla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I like him best.
 En çok da onu seviyorum.
best advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (to the highest degree)en yüksek dereceli, en yüksek nitelikli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She's the best qualified member of the team.
 Grubun en yüksek nitelikli üyesi odur.
Best,
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
written, informal (closing letter, email: All the best) (yazı sonu)saygılarımla
  sevgilerimle
  en iyi dileklerimle
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
best adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (most desirable)en güzel, en iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  en beğenilen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The best cake is the one with the cherry on top.
best advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (most wisely)en iyisi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 That topic is best left untouched for now.
best [sb/sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." often passive (do better than, beat) (birisini)yenmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  yenilgiye uğratmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  galip gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  üstün olmak, üstün gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 After practicing every day, Marc bested his sister at their last tennis match.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (better than average)iyi, güzel s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This soup is good.
 Bu çorba çok güzel.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (favorable) (hava, vb.)güzel, iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The weather forecast is good for tomorrow.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (well behaved)uslu, terbiyeli, edepli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Now you be good while I'm gone, do you hear?
 Ben yokken uslu olun, tamam mı?
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (adequate) (yeterli)iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 You can earn a good living as a mechanic.
good for [sb/sth] adj + prep (healthy)sağlıklı, sağlığa yararlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Cod liver oil is supposed to be good for you.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (fresh)bozulmamış, taze s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Is that milk still good?
 O süt hâlâ taze mi?
good for [sb/sth] adj + prep (beneficial)yararlı, faydalı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  hayırlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Whoever said that pain is good for the soul?
the good of [sth/sb] exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (benefit, advantage)fayda, yarar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  iyilik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Political decisions should always be for the good of the people.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (virtuous)iyi, hayır sahibi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He's a good man.
 İyi adamdır.
good for [sth],
good for doing [sth]
adj + prep
(useful)kullanışlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  uygun, münasip s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Shoe boxes are good for storing old postcards and letters.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (competent)yetkin s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  becerili, hünerli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  işinin ehli, ehil s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She's a very good accountant.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (right, correct)doğru s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Good answer!
 Cevabın doğru.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (worthy)saygın, değerli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  şerefli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 You've ruined our family's good reputation.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (refined)incelikli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  düzeyli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He's got good taste in wine.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (suitable)uygun, münasip, yerinde s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Is lasagne a good thing to serve to your parents?
 Lazanya, anne ve babana ikram etmek için uygun bir yemek mi sence?
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (functioning)çalışan, işler durumdaki s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 You'll have to speak into my good ear if you want me to hear.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (tastes nice)tadı güzel, leziz, lezzetli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This is a really good apple.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (genuine) (taklit veya sahte olmayan)gerçek, hakiki, sahici s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I can't tell if this certificate is good or not.
 Bu belgenin gerçek olup olmadığından emin değilim.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (wise)akıllıca, akıllı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Those stocks were a good investment.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (thorough)esaslı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  kapsamlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  adamakıllı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This house needs a good cleaning.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (fertile)verimli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 There's lots of good soil in this part of the country.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (devout)dindar, dini bütün, dinine bağlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  sadakatli, sadık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He's a good Catholic.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (loyal)sadık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  vefakar s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He's a good union man.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (skin: clear) (cilt)pürüzsüz, güzel s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She has good skin.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (clothes: most dressy) (giysi)en şık, en güzel s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 You should wear your good suit for this dinner.
good adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (sport: in bounds) (servis atışı)iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 His first serve was good.
good with [sb/sth] adj + prep (people, animal: handle well)arası iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He is good with children and animals.
good for [sth] adj + prep (valid: for a duration) (bir süreye kadar)geçerli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Your international driving licence is good for one year; you can renew it after that.
good for [sth] adj + prep (equivalent in value)geçerli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  aynı değerde s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Your admission ticket is also good for one drink at the bar when you get inside.
good at [sth] adj + prep (skilled, talented)yetenekli, kabiliyetli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He is good at anything related to numbers.
good with [sth] adj + prep (skilled)yetenekli, kabiliyetli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 My sister is good with numbers but I'm better at languages.
good advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." US, informal (well) (çalışmak, vb.)iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 This car runs good.
good interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (approval)güzel ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "Good," said the teacher when the student handed in his homework on time.
good nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (benefit, sake)yarar, fayda i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I did it for the good of all of us.
 Bu işi, hepimizin faydasını gözeterek yaptım.
good nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (merit)fayda, yarar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There's a lot of good in his idea.
good nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (virtue)erdem, fazilet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  iyilik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You should always seek out the good in people.
good nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (purpose)amaç, gaye i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 What good is it to ask all these questions without answering them?
the goods nplplural noun: Noun always used in plural form--for example, "jeans," "scissors." figurative, slang (information, evidence)bilgi, istihbarat i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The police are hoping that their informer will come up with the goods.
goods nplplural noun: Noun always used in plural form--for example, "jeans," "scissors." (merchandise, commodities) (ticari)mallar çoğ. i.çoğul isim: Birden fazla varlığı ya da kavramı ifade eder.
  ürünler, mamuller çoğ. i.çoğul isim: Birden fazla varlığı ya da kavramı ifade eder.
 The company promised to deliver the goods within 24 hours.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (properly)iyi, hakkıyla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The job has been done well.
 İş iyi yapılmış.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (satisfactorily)iyi, tatmin edici, memnun edici s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Things are going well lately; we have no unmet needs. The meeting went well, with no major difficulties.
 Son zamanlarda işler iyi gidiyor, tüm ihtiyaçlar karşılanmış durumda. Toplantı iyi geçti; önemli bir zorluk yaşanmadı.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (adequately)yeterince z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yeteri kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yeterli düzeyde, yeterli şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We are well supplied with food.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (clearly)açıkça, açık bir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  anlaşılır biçimde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The professor explained the material well, and we all understood the theory.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (thoroughly)iyice z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  (gündelik dil)adamakıllı z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  güzelce z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The instructions tell us to mix the ingredients well before adding eggs.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (to a great extent)büyük ölçüde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I understood him well, but still had a few questions.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (person: with intimacy) (bilmek, vb.)iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I know him well.
 Onu iyi tanırım.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (very)çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir hayli z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He is well aware of his responsibilities.
well adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (in good health)iyi, sağlıklı, afiyette s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I was sick yesterday, but I am well today.
 Dün hastaydım, bugün ise iyiyim.
well nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (natural water source)su kuyusu, kuyu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  kaynak, çeşme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This house gets its water from a well.
 Bu evin suyu kuyudan geliyor.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
well adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (good, fine)iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  güzel s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  yolunda s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 All is well in our town today.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (certainly, without doubt)şüphesiz, kuşkusuz z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Undoubtedly, he was well pleased to see her.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in good humour, happily) (karşılamak, görmek, vb.)hoş z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It was rather a cruel prank, but he took it well.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (correct, the right thing)doğru z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  iyi z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 You did well by telling the doctor the truth.
well advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (good financially) (mali açıdan)başarılı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  iyi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 We did well with that investment.
Well! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (indignation)peki ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Well! I see you haven't had time to clean the house.
Well! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (surprise)işe bak, vay canına ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  (gündelik dil)vallahi ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Well! I never expected to run into you here!
Well? interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (impatient for response)evet ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Well? What do you have to say?
well interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (filler word, pause)peki, pekala ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Well, I'll see what I can do.
well nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (oil source)petrol kuyusu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They have thousands of wells in Saudi Arabia.
 Suudi Arabistan'da binlerce petrol kuyusu bulunmaktadır.
well nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (architecture: stairs, elevator)boşluk i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  apartman boşluğu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They built the well in the centre of the building, and it has both stairs and a lift.
well nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (container for liquid) (mürekkep)hokka i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  hazne i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The ink was kept in a well.
well viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (liquid: surge) (sıvı)taşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Blood welled from the wound.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
best | good | well
İngilizceTürkçe
All the best,
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
written (closing: letter or email)en iyi dileklerimle ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
Not: Followed by the writer's name or signature, usually on a separate line.
all the best nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (good wishes)iyi dilek i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I wish you all the best in your new career.
at best advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (at the most)en iyi ihtimalle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  en fazla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  olsa olsa z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It won't be ready until tomorrow at best.
the best bet,
your best bet
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
informal, figurative (option most likely to be successful)en iyi yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  çıkar yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Your best bet would be to contact the organisers directly and ask if they still have tickets.
best friend nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (closest companion)en iyi arkadaş, en iyi dost i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  en yakın arkadaş, en yakın dost i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 My dog is my best friend.
best interest nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (greatest benefit)üstün yarar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
best man nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (bridegroom's male attendant)sağdıç i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Pete was the best man at Mick and Lucy's wedding.
best practice nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (most professional conduct)üstün yöntem i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  en iyi uygulama i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Best practice in the medical or mental health field is to take a thorough history from the patient.
Best regards,
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
written (closing: letter or email) (mektup)saygılarımla
Not: Followed by the writer's name or signature, usually on a separate line.
best regards nplplural noun: Noun always used in plural form--for example, "jeans," "scissors." (warm wishes)iyi dilek i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  selam i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Give John my best regards when you see him.
best seller,
bestseller,
best-seller
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
([sth] commercially popular)en çok satılan kitap, vb. i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This novel is a bestseller; it's sold millions of copies around the world.
best wishes nplplural noun: Noun always used in plural form--for example, "jeans," "scissors." (regards)iyi dilekler i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  selamlar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Please pass on my best wishes to your parents.
best-selling adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (highly profitable)çok satan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  satış rekorları kıran s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
bestseller,
best seller
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(book: commercial success)en çok satılan kitap i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Every one of that author's novels has been a bestseller.
bestseller,
best seller
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(product: commercial success)en çok satan ürün i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This bright red lipstick is the company's best seller.
do the best you can v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (try your hardest)elinden gelenin en iyisini yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Just do the best you can. That's all anybody could ask for.
do your best v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (try your hardest)elinden gelenin en iyisini yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Just do your best. That's all anybody could ask.
do your best to do [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (try your hardest to do [sth])tüm yolları denemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Fred did his best to give up smoking, but couldn't keep it up.
get the better of [sb],
get the best of [sb]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(defeat)yenmek, mağlup etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Manchester United managed to get the better of Liverpool with an impressive 4-0 victory.
hope for the best v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be optimistic)en iyi şekilde sonuçlanmasını/hayırlı olmasını ummak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'm not sure whether it will rain; we'll just have to hope for the best.
make the best of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (do what you can)sonuna kadar kullanmak/değerlendirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hakkını vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  olabildiğince yararlanmak/faydalanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Eric made the best of the limited time available to see as much of the town as he could.
make the best of it v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (cope)iyi kullanmak/değerlendirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The weather wasn't ideal for a day by the sea, but we decided to make the best of it.
put your best foot forward v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (do your best)elinden geleni yapmak, elinden gelen çabayı göstermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I'm not really much good at it but I'll put my best foot forward.
put your best foot forward v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (make good impression)iyi bir izlenim yaratmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Put your best foot forward at the job interview.
the best nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. ([sb] or [sth] superior to all others)en iyisi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
the best part of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (most)büyük bülüm, büyük kısım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It took us the best part of the morning to finish the job.
the next best thing nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (good substitute) (bir şeyin yerine geçen)en iyi şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I can't afford to buy a Volkswagen; the Toyota is the next best thing. Apples are not as sweet as candy, but I think they are the next best thing.
to the best of your ability advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (as well as you can)elinden geldiğince z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  elinden gelen en iyi şeklde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Just look after the dog to the best of your ability.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'best' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: bested him at [chess, soccer], the best in the [class, school], the best [husband, wife, girl, boy] (in the world), daha fazlası...

best' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'best'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.