WordReference tam bu tümceyi çeviremiyor ancak her bir kelimeye tıklayarak anlamını görebilirsiniz.

bear or keep in mind


Aradığınız tam cümleyi bulamadık.
"bear" için olan girdi aşağıda gösterilmektedir.

Ayrıca bakınız: or | keep | in | mind

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (mammal: ursidae) (hayvan)ayı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 America is home to many species of bear.
 Amerika'da pek çok türde ayı yaşamaktadır.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (support weight)taşımak, ağırlığını kaldırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The bridge must bear the weight of the cars and trucks.
 Köprü, üzerinden geçen araba ve kamyonların ağırlığını taşıyabilmelidir.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (endure [sth])katlanmak, tahammül etmek, dayanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He could hardly bear the suspense.
 Gerilime güçlükle tahammül etti.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (produce flowers, fruit) (meyve, çiçek)vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 After several years of drought, the apple tree finally bore fruit.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (give birth to: a child)doğurmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The queen bore fourteen children, but only three survived childhood.
bear [sb] [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (provide [sb] with: a son, daughter, heir) (birisine çocuk)doğurmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  vermek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The Queen bore her husband three daughters.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (withstand, stand up to)dayanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  direnmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  karşı koymak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He knew his alibi would bear scrutiny, so he had no problem telling it to the detectives.
bear viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (curve: left, right)dönmek, sapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You need to bear left at the fork in the road.
 Yol ayrımında sola sapmanız (or: dönmeniz) gerekiyor.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, informal, figurative (rude person) (mecazlı)kaba kimse i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  ayı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He is a bear first thing in the morning.
bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (business pessimist) (kişi)karamsar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 In the current recession, we're all bears.
bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (finance: short seller) (finans)açıkçı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A bear sells when he hopes prices will go even lower.
bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, informal, figurative ([sth] difficult) (mecazlı)zor şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Avoid taking economics with Professor Smith; his class is a bear! This tax form is a bear!
bear viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived." (remain) (sadık, vb.)kalmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 He would bear true to the promises he made.
bear [sth/sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (carry [sth], [sb])taşımak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The donkey had to bear the load to the camp.
bear yourself vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (conduct: yourself)davranmak, hareket etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He bore himself with courage and distinction.
 Farklı ve cesur davrandı.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (assume) (sorumluluk, vb.)yüklenmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  üstlenmek, üzerine almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I will bear the responsibility for my decisions.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (ill will, resentment: harbour) (kin, vb.)beslemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 George doesn't bear any ill will towards people whose views are completely different from his own.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (display, show [sth])göstermek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  sergilemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  görünmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The warrior's face bore several deep scars.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (have: name, title)adını taşımak, ismini taşımak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He bears his father's name.
bear [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (finance: attempt to lower price) (borsa, vb.)fiyatları düşürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The brokers were trying to bear the stocks.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
bear down vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (labor: push baby out) (doğum sırasında)ıkınmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
bear down vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." US (apply pressure, concentrate)bastırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  güç kullanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You have to know when to conserve your strength and when to bear down with every bit of energy you have.
bear down on [sth/sb] vi phrasal + prep (push, press on)bastırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Bear down on the pen to make clear carbon copies.
bear down on [sb] vi phrasal + prep figurative (weigh heavily upon) (birisini)sıkıştırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  üstüne gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Emma felt the full weight of her financial worries bearing down on her.
bear down on [sb/sth] vi phrasal + prep UK (rush towards)-e doğru gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hızla yaklaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The truck came bearing down on the brothers as they were crossing the street.
bear down on [sb] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (approach threateningly)üstüne varmak, üstüne gelmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The man was bearing down on Jim along the path.
bear on [sth],
bear upon [sth]
vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S]
formal (be relevant to)ilgili olmak, alakalı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bağlantılı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
bear [sth] out,
bear out [sth]
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(confirm: a fact)doğrulamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  kanıtlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  onaylamak, tasdik etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 These figures bear out the fact that more children are becoming obese nowadays.
bear out [sb],
bear [sb] out
vtr phrasal sepphrasal verb, transitive, separable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, divisible--for example, "call off" [=cancel], "call the game off," "call off the game."
(support: [sb]'s assertion)desteklemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  arka çıkmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 He said it was a job for younger men, and the statistics bear him out.
bear up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (remain strong in adversity)göğüs germek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
bear up vi phrasalphrasal verb, intransitive: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning and not taking direct object--for example, "make up" [=reconcile]: "After they fought, they made up." (endure [sth] difficult)tahammül etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  katlanmak, dayanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She is bearing up well despite the pressure she is under.
bear with [sb] vtr phrasal insepphrasal verb, transitive, inseparable: Verb with adverb(s) or preposition(s), having special meaning, not divisible--for example,"go with" [=combine nicely]: "Those red shoes don't go with my dress." NOT [S]"Those red shoes don't go my dress with."[/S] (be patient)sabır göstermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  katlanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hoşgörülü olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I asked them to bear with me while I checked the details of their booking.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
bear a child v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (give birth to a baby)çocuk doğurmak, doğum yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Helen bore a child at the age of 43.
bear arms v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (carry weapons)silah taşımak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  silahlanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  silah altında olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Every citizen has the right to bear arms.
bear false witness v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (lie in court)yalancı şahitlik yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The law takes the act of bearing false witness very seriously.
bear false witness v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (Bible: lie about [sb])yalancı şahitlik yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The sin of bearing false witness is a serious offense before God.
bear false witness against [sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (Bible: lie about [sb](birisine karşı)yalancı şahitlik yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You shall not bear false witness against your neighbor.
bear fruit vtr + n (plant: produce fruit) (bitki)meyve vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It can take several years before a new lemon tree begins to bear fruit.
bear fruit vtr + n figurative (idea: succeed) (fikir, vb., mecazlı)meyve vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sonuç vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  başarılı sonuca ulaşmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 It started as a brainstorm idea but gradually it began to bear fruit.
bear in mind that,
bear [sth] in mind
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(consider, take into account)unutmayın ki z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  unutmamak gerekir ki z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Bear in mind that we already have an enormous sum invested in the project.
bear market nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (stock trading)fiyatların düşüş gösterdiği piyasa, ayı piyasası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Oil prices are currently in a bear market.
bear no resemblance to [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be totally unlike)hiç benzememek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The boy bears no resemblance to his father or his other brother.
bear the name of [sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (be named after)ismini taşımak, adını taşımak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Many butterfly species bear the name of their discoverers.
bear upon [sth] vi + prep formal (be relevant)ilgili olmak, alakalı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bağlantılı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 How will these new findings bear upon our approach to educating children?
Bear with me interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (Please be patient)sabırlı ol ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Please bear with me - this will only take five minutes.
bear witness to [sth] vtr + n (testify) (bir şeye)tanıklık etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  tanık olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
bear witness against [sb] vtr + n (testify) (birisinin aleyhine)tanıklık yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 A wife cannot be forced to bear witness against her husband.
grizzly nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (American bear)boz ayı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Don't bring any food with you when you camp here; there are grizzlies.
grizzly bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (American mammal)boz ayı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
keep [sb] in mind,
bear [sb] in mind
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(consider [sb] for [sth])aklında biri olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you ever need a cleaner, keep me in mind.
polar bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (arctic mammal)kutup ayısı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The polar bear hunts for seals as its main food.
teddy bear nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (soft toy bear)oyuncak ayı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (gayri resmi)ayıcık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Timmy never goes anywhere without his teddy bear.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

bear or keep in mind' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'bear or keep in mind'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.