also

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/ˈɔːlsəʊ/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/ˈɔlsoʊ/ ,USA pronunciation: respelling(ôlsō)


WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
also advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (likewise, too)de, da bağ
  aynı şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 If you write to me I will also write to you.
 Sen bana yazarsan ben de sana yazarım.
 Sen bana kötü davranırsan aynı şekilde ben de sana kötü davranırım.
also advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in addition)bir de
  ayrıca, hem z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I would like a doughnut and also a cup of coffee.
 Bir donut ve bir de kahve rica ediyorum.
 Evet, ayrıca (or: hem) seni üzmek de istemem, onun için şimdi gitmem gerekiyor.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
accessorize,
also UK: accessorise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(wear accessories)aksesuar kullanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
accessorize [sth/sb],
also UK: accessorise [sth/sb]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(adorn with accessories)aksesuarlarla süslemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
accessorize [sth] with [sth],
also UK: accessorise [sth] with [sth]
vtr + prep
(furnish [sth] with accessories)aksesuarlarla donatmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  aksesuarlarla teçhizatlandırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
acclimatize,
also UK: acclimatise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
figurative (become accustomed)alışmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  intibak etmek, uyum sağlamak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 The climber suffered from altitude sickness for a few days before he acclimatized.
 Dağcı, ilk günlerde yükseklik hastalığı çekse de birkaç gün içinde ortama alıştı.
acclimatize to [sth],
also UK: acclimatise to [sth]
vi + prep
figurative (become accustomed to [sth])alışmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  uyum sağlamak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 People in the city have been forced to acclimatize to increased security controls.
 Şehirde yaşayanlar artan güvenlik kontrollerine alışmak zorunda kaldı.
acclimatize [sb/sth] to [sth],
also UK: acclimatise [sb/sth] to [sth]
vtr + prep
(accustom to [sth])alıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 If you have cats and you move house you need to keep the cats indoors for at least a few days to acclimatize them to their new home.
 Yeni bir eve taşınırsanız kedilerinizi eve alıştırana kadar birkaç gün dışarı bırakmamalısınız.
acclimatize,
also UK: acclimatise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(become used to climate) (havaya, iklime)alışmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Selina isn't used to this cold weather, but I'm sure she'll acclimatize.
 Selin soğuk havaya alışık değil ama yakında alışacağından eminim.
acclimatize [sb/sth] to [sth],
also UK: acclimatise [sb/sth] to [sth]
vtr + prep
(accustom to climate) (havaya, iklime)alıştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 Before planting out your young seedlings, take them out of the greenhouse for a short period, then increase each day, to acclimatize them to the colder conditions outdoors.
 İngiltere'den İspanya'nın güneyine taşındıktan sonra kendimi sıcağa alıştırmam (or: uyum sağlamam) zaman aldı.
accommodation,
also US: accommodations
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(hotel room)otel odası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 What's the accommodation like at the resort?
accommodation,
also US: accommodations
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(lodging)kalacak yer i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  konaklama yeri i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 What kind of accommodation is available in the mountains?
acknowledgment,
also UK: acknowledgement
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(recognition, response)onaylama i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  ikrar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  tasdik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Last time I saw her she didn't even give me an acknowledgment. Bridget received an award in acknowledgement of her work.
acknowledgment,
also UK: acknowledgement
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(accepting truth)kabul i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  kabul etme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Finding a solution will first require acknowledgement of the problem.
acknowledgment,
also UK: acknowledgement
nplplural noun: Noun always used in plural form--for example, "jeans," "scissors."
(in book: author's thanks)teşekkür i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 In the acknowledgements, the author thanked her family and friends.
actualization,
also UK: actualisation
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(making, becoming real)hayata geçirme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  gerçekleştirme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  gerçekleşme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
actualize,
also UK: actualise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(become real)gerçekleşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
actualize [sth],
also UK: actualise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(make real)gerçekleştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  hayata geçirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
advertise,
also US: advertize
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(promote)reklam yapmak, tanıtmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
advertise for [sth],
US: also advertize
vi + prep
(solicit via advertisement)ilanla aramak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  ilan vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
advertise [sth],
also US: advertize [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(product: promote)reklamını yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
advertise [sth],
also US: advertize [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(fact: make known)bildirmek, ilan etmek, duyurmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
advertised,
also US: advertized
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(brought to public notice, promoted)reklamı yapılan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  ilan edilen s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  duyurulan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The advertised sale brought many shoppers to the mall.
aggrandize [sth],
also UK: aggrandise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(exaggerate importance of [sth](önemini)abartmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  fazla büyütmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  fazla yüceltmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
agonize,
also UK: agonise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(struggle to decide) (karar vermeye)çalışmak, uğraşmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
agonize over [sth],
also UK: agonise over [sth]
vi + prep
(struggle with decision)kafa yormak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (argo)kafa patlatmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I was very unsure about whether or not to give up my job and I agonised over the decision for weeks.
 İşimden ayrılıp ayrılmamak konusunda çok kararsızdım ve haftalar boyu buna kafa yordum.
agonize over doing [sth],
also UK: agonise over doing [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(struggle with decision)çok düşünmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The tickets were expensive, so I agonized over going on the trip for months.
 Biletler pahalıydı, onun için bu yolculuğa çıkıp çıkmamayı çok düşündüm.
agonize [sb],
also UK: agonise [sb]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(cause to be anguished)eziyet etmek, eziyet çektirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  kıvrandırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  acı çektirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
agonizing,
also UK: agonising
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(very painful)çok acı veren, acı verici s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  cefalı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 A dislocated shoulder can be agonizing.
agonizing,
also UK: agonising
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(distressing)üzücü, keder verici s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  kahreden s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 It is agonizing to see people starving in news reports.
agonizing pain,
also UK: agonising pain
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(extreme physical discomfort)şiddetli acı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  şiddetli ağrı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The agonizing pain of the injury caused her to scream uncontrollably.
alkalize,
also UK: alkalise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(chemistry: become alkaline)alkalileşmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  alkalin hale gelmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
alkalize [sth],
also UK: alkalise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(chemistry: make alkaline)alkalileştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  alkalin hale getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
allegorize,
also UK: allegorise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(compose allegory)kinaye yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
allegorize [sth],
also UK: allegorise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(interpret [sth] as allegory)kinaye olarak yorumlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
alphabetization,
also UK: alphabetisation
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(organization by letter)alfabeleştirme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  alfabetik olarak sıralama i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
alphabetize [sth],
also UK: alphabetise
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(arrange in alphabetical order)alfabeleştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  alfabetik olarak sıralamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
also known as preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." (alias)diğer adıyla, diğer ismiyle
  nam-ı diğer
 Eva Perón, also known as Evita, was a controversial figure in Argentine politics.
 Eva Perón, nam-ı diğer Evita, Arjantin politikasının çok tartışılan karakterlerinden biriydi.
Americanization,
also UK: Americanisation
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(influence of US culture)Amerikan etkisi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The politician complained about the increasing Americanization of British culture.
 Siyasetçi, İngiliz kültürü üzerindeki artan Amerikan etkisinden şikayet etti.
Americanization,
also UK: Americanisation
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(assimilation into US culture)Amerikalılaştırma, Amerikanlaştırma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
amoeba,
also US: ameba,
plural: amoebae,
amoebas,
amebae,
amebas
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(single-celled life form) (tek hücreli canlı)amip i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 An amoeba reproduces by splitting into two.
 Amipler ikiye bölünerek çoğalır.
among,
also UK: amongst
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
(in the midst of)ortasında, içinde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Josiah's farm is situated among the cornfields of eastern Kansas. He lives amongst mountains of hoarded rubbish.
among,
also UK: amongst
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
(counted with, member of)arasında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Pearls and gold coins were among the treasures in the chest. Among the victims of the earthquake was a 60-year-old man.
among,
also UK: amongst
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
(with many of)arasında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Their music's popular among college students.
among,
also UK: amongst
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
(divided in shares)arasında, aralarında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The children divided the estate among themselves. We divided the biscuits amongst the children.
amortization,
also UK: amortisation
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(writing off asset value)amortisman i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
amortization schedule,
also UK: amortisation schedule
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(loan repayment plan)amortisman planı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
amortization schedule,
also UK: amortisation schedule
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(depreciation schedule)itfa tablosu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  amortisman tablosu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
analogize,
also UK: analogise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(make comparisons)kıyaslama yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
analogize [sth] to [sth],
also UK: analogise [sth] to [sth]
vtr + prep
(compare)kıyaslamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  karşılaştırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
anathematize [sb],
also UK: anathematise [sb]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(religion: condemn as evil)lanetlemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  (kiliseden)afaroz etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
anatomize [sth],
also UK: anatomise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(deconstruct, analyse)dikkatle incelemek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  analiz etmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  açımlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
anglicize [sth],
Anglicize,
also UK: anglicise [sth],
Anglicise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(make English)ingilizleştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
annex,
also UK: annexe
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(additional part of document) (belge)ek i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  eklenti i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The graphs showing the company's recent progress can be found in the annexes to the report.
annex,
also UK: annexe
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(building)ek bina, müştemilât i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The library keeps older issues of academic journals in the annex.
annualize [sth],
also UK: annualise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(convert to yearly rate)yıllık hale getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
annualized,
also UK: annualised
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(adjusted pro-rata for a year)yıllık olarak hesaplanan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
anodize [sth],
also UK: anodise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(metal: coat with oxide) (metal yüzeyini oksitle kaplamak)anotlamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
anonymize [sth],
also UK: anonymise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(remove identifying details)isimsizleştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  anonimleştirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
answering machine,
telephone answering machine,
also UK: answerphone
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(device: takes phone calls)telesekreter i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The message that he left on my answering machine was very peculiar.
antagonize [sb],
also UK: antagonise [sb]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(make hostile)düşman etmek, düşmanlık yaratmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
anthologize [sth],
also UK: anthologise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(collect in an anthology)antoloji haline getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  antolojide toplamak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
anthropomorphize [sth],
also UK: anthropomorphise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(animal, etc.: see as human) (hayvanı, vb.)insana benzetmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  insani özellikler atfetmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
antihero,
also UK: anti-hero
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(unconventional protagonist) (roman, vb.)anti kahraman i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: Olumsuz veya beğenilmeyen özelliklere sahip kahraman.
 Meursault is the antihero of the novel "The Stranger" by Camus.
anyway,
also US: anyways
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
informal (resuming previous topic)neyse, her neyse z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Anyway, we eventually found a place to eat.
anyway,
also US: anyways
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(signalling change of topic)zaten z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Anyway, I have to leave now.
anywhere else,
also US: anyplace else
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(any other place)başka bir yer i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I'd rather be anywhere else right now.
apologize,
also UK: apologise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(say sorry)özür dilemek, af dilemek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
 If you hurt someone's feelings, you should apologize.
 Birini üzdüğünüzde ondan özür dilemelisiniz.
apologize to [sb],
also UK: apologise to [sb]
vi + prep
(say sorry to [sb](birisinden)özür dilemek, af dilemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I apologized to Brenda for the incident and she forgave me.
apologize for [sth],
also UK: apologise for [sth]
vi + prep
(say sorry for [sth](bir şey için)özür dilemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Mark apologized for the delay in replying to my email.
apologise to [sb] for [sth],
also UK: apologise to [sb] for [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(say sorry to [sb] for [sth](birisine bir şey için)özür dilemek, af dilemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You ought to apologize to Stephen for the way you treated him yesterday.
apologise to [sb] for doing [sth],
also UK: apologise to [sb] for doing [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(say sorry to [sb] for doing [sth])af dilemek, özür dilemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (resmi)affını rica etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Jane apologized to me for calling me a liar.
apostatize,
also UK: apostatise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(renounce one's faith)dininden dönmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
apostatize,
also UK: apostatise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
figurative (abandon a cause) (gaye, ülkü, prensip, vb.)vazgeçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  terk etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
appetizer,
also UK: appetiser,
starter
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
often plural (small portion before meal)meze i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  aperitif i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Would you like to order an appetizer before the main course?
 Yemekten önce meze alır mıydınız?
appetizer,
also UK: appetiser
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
figurative (taster of [sth](mecazlı)başlangıç i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  giriş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The opening band was just an appetiser to get the crowd excited for the headliner.
appetizing,
also UK: appetising
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(tasty-looking, appealing)iştah açıcı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  lezzetli, leziz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The dessert looks appetizing but I am just too full to eat it.
 Tatlı çok iştah açıcı görünüyor ama yiyemeyecek kadar tokum.
apprize [sth],
also UK: apprise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
formal (house: value)değer biçmek, kıymet biçmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
apprize [sb] of [sth],
also UK: apprise [sb] of [sth]
vtr + prep
formal (notify [sb])haberdar etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bildirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bilgi vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
archaeological,
also US: archeological
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(relating to archeology)arkeolojik s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The archeological dig has unearthed a number of treasures from the Roman era.
archaeologist,
also US: archeologist
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(person who studies historical ruins)arkeolog i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A team of archeologists uncovered the ruins of a Mayan city.
archaeology,
also US: archeology
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(study of historical ruins)arkeoloji, kazıbilim i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Archeology is a slow process but it is far from boring.
aromatize [sth],
also UK: aromatise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(give a pleasant smell)aromalandırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  kokulandırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
aromatize [sth],
also UK: aromatise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(chemistry: turn into aromatic compound) (kimya)aromatik yapmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
around,
also UK: about
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
(encircling)çevresine, etrafına z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Put the belt around your waist and then fasten it.
 Kemeri belinin çevresine geçirerek bağla.
around,
also UK: about
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
(all over, from place to place)bir yerden bir yere z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She travels around the country for her job.
 İşi dolayısıyla ülkede bir yerden bir yere seyahat edip duruyor.
around,
also UK: about
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
(scattered through)oraya buraya, sağa sola, orasına burasına, sağına soluna z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Books were spread all around the room.
 Kitaplar odada sağa sola yayılmıştı.
around,
also UK: about
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
(time: approximately) (zaman)civarında, sularında, sıralarında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  gibi edatedat: Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilişkisi kurmaya yarayan yardımcı sözcüktür (örnek: "İstanbul'a kadar sadece seni görmeye geldim").
 I'll see you around three o'clock.
 Saat üç civarında (or: gibi) görüşürüz.
around,
also UK: about
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(in a ring, circle)çevresinde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The dog ran around and around trying to catch its tail.
 Köpek, çevresinde dönüp durarak kendi kuyruğunu yakalamaya çalıştı.
around,
also UK: about
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(in all directions)etrafında, etrafına, etrafa z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Look around and note down everything you can see.
 Etrafına bak ve gördüğün herşeyi not et.
around,
also UK: about
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
(quantity: approximately) (miktar)yaklaşık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  civarında, civarı z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It takes around 60 gallons of water to grow one avocado.
around,
also UK: round
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(over: to a certain place) (bir yere)buraya z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  oraya z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She came around to my house. I drove round to the office to pick up some files.
around,
also UK: about
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
used in compounds (in circulation) (dolaşmak, vb.)etrafta z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  ortalıkta z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 There are rumours going around.
around,
also UK: about
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(in circumference)çevre i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The vase is ten centimetres around.
around,
also UK: about
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
informal (present, nearby)buralarda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  oralarda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Is she around? I want to ask her something.
around,
also UK: about
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
informal (in existence)mevcut s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Plastic chairs have been around for thirty years.
around,
also UK: about
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
(size, amount: approximately)yaklaşık, yaklaşık olarak, takriben z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  (gündelik dil)hemen hemen, aşağı yukarı z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It's around three inches tall and an inch wide.
 Yaklaşık üç santim uzunluğunda ve bir santim genişliğindedir.
 Adam aşağı yukarı iki metre boyunda.
around,
also UK: about
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(surrounding a place)etrafında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  civarında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  dolaylarında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 There are lots of shops around.
around,
also UK: about
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(on every side)her yanı, her tarafı, dört bir yanı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  her tarafında, her yanında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It's a beautiful house with trees all around.
 Bu, her yanı ağaçlarla kaplı çok güzel bir evdir.
 Vücudunun her tarafında lekeler oluşmuş.
atomize [sth],
also UK: atomise [sth]
vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat."
(turn into tiny particles)atomlarına ayırmak geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
  toz haline getirmek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
 The bomb atomized every building and living thing in the village.
atomize,
also UK: atomise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(be separated into tiny particles)atomlarına ayrılmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  toz haline gelmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
attitudinize,
also UK: attudinise
viintransitive verb: Verb not taking a direct object--for example, "She jokes." "He has arrived."
(pose, posture)tavır koymak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  (argo)trip atmak geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
  poz kesmek geçişsiz f.geçişsiz fiil: Fiil bir nesne olmadan gerçekleşiyor ve sadece öznenin üstünde kalıyorsa bu geçişsiz fiildir (örnek: "çocuk konuşuyor").
Sonraki 100 Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'also' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: (may) also be [used, interested, available, seen, found, heard], [may, can, will, should] also be [used], (it is) also used [to, for, by], daha fazlası...

also' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'also'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.