afford

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations/əˈfɔːrd/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/əˈfɔrd/ ,USA pronunciation: respelling(ə fôrd, ə fōrd)


WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
afford [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (have money to buy)gücü yetmek, parası yetmek, durumu el vermek geçişli f.geçişli fiil: Fiillin belirttiği hareket ya da olay nesne üzerinde gerçekleşiyorsa yani bir nesneyi etkiliyorsa bu geçişli fiildir (örnek: "çocuk yemeğini yedi").
Not: "Afford" in this sense usually follows a derivative of "can" or "be able to."
 We can't afford a large house.
 Büyük bir ev almaya gücümüz (or: paramız) yetmiyor.
afford to do [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have enough money) (birşey için)parası olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
Not: "Afford" in this sense usually follows a derivative of "can."
 Now that I'm unemployed I can't afford to go on holiday.
afford to do [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (be able to do) (mecazlı)göze almak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
Not: "Afford" in this sense usually follows a derivative of "can."
 The army cannot afford to fight on two fronts at once.
afford to do [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (risk) (mecazlı)riske girmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
Not: "Afford" in this sense usually follows a derivative of "can" or "be able to."
 He can't afford to let her speak badly of him.
afford [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (spare: time) (zaman)ayırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  zamanı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
Not: "Afford" in this sense usually follows a derivative of "can" or "be able to."
 Can you afford a few minutes to help me?
afford [sth] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." formal (provide, give)sunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 This apartment affords a fine view of the city.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'afford' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:
Eşdizimler: afford a (new) [car, house], [can, cannot, can't] afford that [house, school, trip, treatment], [could not, couldn't] really afford that [house], daha fazlası...

afford' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'afford'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.