a

Listen:

UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations'A', 'a': strong: /eɪ/, weak: /ə/

US:USA pronuncation: IPAUSA pronuncation: IPA'A', 'a': /eɪ/

US:USA pronunciation: respellingUSA pronunciation: respelling'A', 'a': (ā; ə; when stressed ā; ä, ô; ə, a, ä)



WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
as a result advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (consequently)sonuçta, neticede, sonuç olarak
 The little girl kept jumping in puddles, and as a result her new shoes were ruined.
as a result of exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (due to, because of)sonucunda, neticesinde
 As a result of your disobedience, your parents punished you.
as a rule exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (usually)genellikle, genelde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  umumiyetle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  ekseriyetle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 As a rule, we go to bed early on weeknights.
as a whole advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (all considered together)bütün olarak, bir bütün olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  topluca, toplu şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Some students need to improve, but the class as a whole is very good.
ASAP,
A.S.A.P.,
asap,
a.s.a.p.
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
acronym (as soon as possible)en kısa zamanda, mümkün olabildiğince çabuk z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
Not: Most commonly used in American English as an acronym, and in British English as an initialism
 Please send your reply to the following address ASAP.
ask a question v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (make enquiry)soru sormak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sorgulamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The teacher said to her students, "If you don't understand the material, please ask a question!".
ask [sb] a question v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (want to know [sth](birisine)soru sormak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  soru yöneltmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My young daughter asks me a lot of questions.
at a discount advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (at a reduced price)indirimli olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The student card allows you to buy train tickets at a discount.
at a glance advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (with one quick look)ilk bakışta z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir bakışta z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
at a glance advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." figurative (quickly, rapidly) (mecazlı)hemen z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  çabucak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
at a later time advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (later)daha sonra, sonraki bir zamanda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  uygun bir zamanda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We agreed to discuss the matter again at a later time.
at a loss advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (losing money)zararda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  zararla, zararına z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 They must be selling these at a loss, the prices are so low.
at a loss adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (unable to understand)şaşkın s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  şaşırmış halde s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 She was at a loss to explain what had happened.
at a profit advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (gaining financially)kârla, kâr ile z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Alan repairs second-hand cars and then sells them at a profit.
at the drop of a hat exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (at the least provocation)hemen, hemencecik z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  ha deyince z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 That girl is so emotional, she'll start crying at the drop of a hat.
a badge of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (distinguishing feature)belirleyici özellik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 That company's logo is a badge of quality.
take a battering,
get a battering,
receive a battering
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(be beaten, damaged)dövülmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  dayak yemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  şiddet görmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
a battery of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (large number: of [sth])bir dizi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The patient underwent a battery of medical tests.
be a bargain v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (represent good value, be cheap)iyi bir pazarlık olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The gloves are a bargain at just £5 a pair.
be a deal v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (transaction: be agreed)iyi bir alışveriş olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That's a deal!
be a handful,
be a real handful
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
informal, figurative (child: be difficult, badly-behaved) (mecazlı)ele avuca sığmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  yaramaz olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 That boy is a real handful.
be a man v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (male: show strength) (mecazlı)cesur olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  güçlü olmak, kuvvetli olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You have to be a man about this, and admit that you made a mistake.
be a man v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (male: reach adulthood)erkek olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Dan's young son wants to be an astronaut when he is a man.
be a stumbling block to [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (hinder progress)engel teşkil etmek, engel oluşturmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  köstek olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The issue proved to be a stumbling block during the peace talks.
be a success v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (achieve popularity)başarılı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The chocolate cake was a real success with the guests.
bear a child v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (give birth to a baby)çocuk doğurmak, doğum yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Helen bore a child at the age of 43.
beat a dead horse,
flog a dead horse
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (pursue a hopeless cause)boşa çabalamak, boşa kürek çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I tried to convince him to come with us, but felt that I was beating a dead horse.
beat a path to [sb]'s door v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (be keen to meet with [sb](mecazlı)kapısını aşındırmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  kapısına üşüşmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you have a good idea, investors will beat a path to your door.
beyond a doubt,
beyond the shadow of a doubt
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(unarguably)su götürmez s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This is beyond doubt the best song on the CD.
a big deal nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. slang ([sth] important)önemli iş, önemli şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Passing her driving test was a big deal for Jodie.
a biggie nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. slang (important question, serious matter)ciddi konu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  önemli mevzu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
billion,
a billion,
one billion,
1,
000,
000,
000
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
invariable (cardinal number: thousand million)milyar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: "a billion" is used generally; "one billion" is used to emphasize the precise amount
 I bet you can't count to two billion!
a billion,
one billion,
1 billion,
1,
000,
000,
000
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
invariable (one thousand million in number)milyar s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 One celebrity donated one billion dollars to charity last year.
a billion [sth],
billions of [sth]
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
figurative, informal (many) (mecazlı)milyarlarca s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  bir sürü s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çok sayıda s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I can think of a billion things I'd do if I didn't have to work.
billion,
a billion,
one billion,
1,
000,
000,
000
pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday."
invariable (people, things: thousand million of them)milyarlarcası zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
a billion,
one billion,
1 billion,
1,
000,
000,
000
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
invariable (sum: thousand million pounds or dollars) (miktar)milyar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The profits last year topped one billion. The government has pledged two billion to finance a new sports stadium.
billion,
a billion,
one billion
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
UK, dated (million million in number)milyarlarca s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 There are thought to be a billion bacteria in the human intestine.
billion,
a billion,
one billion
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
UK, dated (million million)bir milyar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Max thinks he can easily make a billion and retire early.
billion,
a billion
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
figurative, informal (any very large number) (çok sayıda anlamında)bir milyar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Have you seen the stars tonight? There must be a billion!
a bit of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (small amount)az miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  bir miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  biraz i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I added a bit of cinnamon to the recipe.
a bitch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. mainly US, figurative, vulgar, slang (unpleasant thing) (mecazlı)zor iş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (mecazlı)sevimsiz şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Mowing the lawn in the summer is a bitch.
a blast nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative, slang (good time) (mecazlı)alem i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  cümbüş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I'm glad I went to the party, it was a blast!
a blaze of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (anger, etc.: intense burst)ani öfke patlaması i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  sinir patlaması i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (sinirden, vb.)köpürme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Graham yelled at his son in a blaze of anger.
blaze a trail v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (lead the way)öncülük etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  başı çekmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
a blur of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative ([sth] busy, confusing)karmaşa i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This week has been a blur of parties, awards ceremonies and interviews.
bone dry,
bone-dry,
dry as a bone
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
(extremely dry, parched)kupkuru s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: A hyphen is used when the adjective precedes the noun
(a) bother nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (annoyance)dert i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  baş belası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 These mosquitoes are a real bother.
Break a leg! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" figurative, slang (to performer: good luck)iyi şanslar ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  bol şans ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 As he left the dressing room his fellow actors shouted "Break a leg!"
a breath nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (rest)dinlenme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  soluklanma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He paused for a breath and then started running again.
a breath of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (hint) (mecazlı)ipucu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Before we found out that Principal Simon had lied on his CV, there hadn't been a breath of suspicion about his credentials.
a breeze nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative, informal ([sth] easy to do)çok kolay iş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (gündelik dil)çocuk oyuncağı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Opening a bank account is a breeze.
brow,
brow of a hill
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(edge of a hill)tepe doruğu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  tepe başı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
a bunch nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, figurative, slang (a lot)çok şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I learned a bunch from that painting demonstration.
a bunch of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, figurative, slang (large amount of [sth])bir sürü, bir dünya i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I've got a bunch of work to do today.
a bunch of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, figurative, informal (large number of [sth])çok sayıda şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Take as many beers as you like; I've got a bunch of them.
by a hair advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (by a very slight margin, only just)kıl payı z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The truck missed the cyclist by a hair.
a byword for [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (epitome, synonym)simge i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The Italian city of Milan is a byword for fashion.
 İtalya'nın Milano şehri modanın simgesidir.
call a spade a spade v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (speak frankly, plainly)gerçekleri sakınmadan söylemek, dobra dobra söylemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (deyimsel)eğriye eğri, doğruya doğru demek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Louise has never been afraid of calling a spade a spade.
call it a day v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (stop doing [sth])işi bitirmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  paydos etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I've been working for hours, I'm going to call it a day.
a can of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (contents of a tin)konserve dolusu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I'll just have a can of beans for lunch.
carry a tune v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (sing correct notes)güzel şarkı söylemek, notaları doğru okuyarak şarkı söylemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He can't carry a tune. Every note he sings is wrong.
carry on a conversation v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (have a chat or discussion)sohbeti devam ettirmek/sürdürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The two women carried on their conversation in the taxi on the way home.
carve out a niche v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (find your role, trade)kendine bir yer edinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
carve out a niche for yourself v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (find your role, trade)kendine bir yer edinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
carve out a niche for yourself in [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (find your role, trade) (bir işte/alanda)kendine bir yer edinmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
cast a shadow v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (create a gloomy mood) (mecazlı)gölge düşürmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Mark's death has cast a shadow over the whole event.
cast a shadow v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (block the light)gölge yapmak, gölge etmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The tree cast a shadow over the lawn.
cast a spell v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (witchcraft: make a charm or curse)büyü yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The witch cast a spell and the naughty boy never pulled cats' tails again.
a catch,
quite a catch,
a real catch
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
informal, figurative ([sb] worth marrying)eş adayı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I hear her new man is quite a catch!
catch a cold,
catch cold,
take a cold
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(contract cold virus)nezle olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  üşütmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  (mecazlı)şifayı kapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If you go out in this rain without a coat you're liable to catch a cold.
catch a glimpse of [sth/sb] vtrtransitive verb: Verb taking a direct object--for example, "Say something." "She found the cat." (perceive briefly)gözüne ilişmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bir an için görmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I caught a glimpse of Peter as he walked past my house.
a certain adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." literary (specific)belli, belirli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 A certain Bob Knightly entered the room.
a certain adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (thing: specific)belirli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  belli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Are you looking for a certain book, or just browsing?
a check on [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (person, thing that restrains)denetleyici i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The U.S. Congress acts as a check on the president.
a closer look nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (more thorough examination)detaylı inceleme, ayrıntılı inceleme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  detaylı araştırma, ayrıntılı araştırma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
a closer look at [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (more thorough examination)detaylı araştırma, ayrıntılı araştırma i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  ayrıntılı inceleme, detaylı inceleme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
come as a surprise v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be unexpected)sürpriz olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The letter offering me a job came as a total surprise.
come to a conclusion v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (person: deduce)sonucuna varmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çıkarım yapmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The police came to the conclusion that at least three men were involved in the robbery.
come to a conclusion v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (end)sonlanmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  sona ermek, bitmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The story comes to a conclusion when the hero rescues the children.
come to a stop v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (halt)durmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Please wait for the bus to come to a stop before you get off.
commit a crime v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (break the law)suç işlemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 If I commit a crime and am caught, I will go to jail.
a cool adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative, slang (emphatic quantity) (mecazlı)tam tamına s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  (mecazlı)tam s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The thieves got away with a cool million.
cost a pretty penny v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal, figurative (be expensive)pahalıya patlamak, pahalıya mal olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I bet that dress cost a pretty penny.
a couple nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (two, a pair)bir çift i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  iki tane, iki adet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The oranges in the market looked good, so I bought a couple.
a couple of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (two of [sth])iki tane, iki adet i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I'm going to buy a couple of apples.
a couple [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, informal (two of [sth])iki adet, iki tane s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I was hungry so I made myself a couple sandwiches
a couple of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, informal (two or three)birkaç s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 A couple of days ago, I saw your brother at the supermarket.
a couple nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, informal (two or three)biraz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Hand me a couple of potato chips, please.
a cracker nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. slang ([sth] excellent)harika şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  mükemmel şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I always enjoy that show, but the last episode was a cracker!
a crock nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. US, slang (nonsense)saçmalık, safsata, zırva i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I think your story is a crock!
DA,
D.A.
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
US, initialism (district attorney)Bölge Savcısı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The DA is closely following the case.
a dab nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (small amount)az miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  bir parça i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I don't want a lot of whipped cream; just give me a dab.
a degree (of [sth]) nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (small amount)bir miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  biraz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 There is just a degree of hope that somebody is still alive in the mine.
a delight nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (cause of pleasure, joy)neşe kaynağı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Your children are so well behaved; they're a delight!
a deluge of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (overwhelming quantity) (soru, şikayet, vb. mecazlı)yağmur i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The TV station received a deluge of complaints about the programme.
a devil nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative, informal ([sth] difficult, resistant)zorlu iş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 This job is a devil, but it's interesting.
a devil of a nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative, informal ([sth] difficult, unpleasant)zorluk i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  sıkıntı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 My family has had a devil of a time this past year.
a devil of a nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative, informal ([sth] bad)kötü s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  berbat s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  korkunç s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 That's a devil of a bruise you've got there; what happened?
die a natural death v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (die of natural causes)eceliyle ölmek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 According to the coroner's report, Brown died a natural death.
do [sb/sth] a disservice v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (do [sth] unfavourable to [sb/sth])zarar vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The soldier did his country a disservice by deserting his unit during battle.
Sonraki 100 Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

a' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'a'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.