a

Listen:
 'A', 'a': strong: [eɪ], weak: [ə]


WordReference English-Turkish Dictionary © 2019:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
a indef artindefinite article: a, an (indefinite article)bir belgisiz tnm
 There's a monster under my bed.
 Yatağımın altında bir canavar var.
A,
a
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(first letter of alphabet) (alfabenin ilk harfi)A i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There are two a's in the name "Anna".
 Armut kelimesi 'a' harfiyle başlar.
a nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (one: before a number) (tane, adet)bir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He must have a thousand books.
a,
an
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
([sth] hypothetical, non-specific)-yı, -yi sonek
 I like a challenge.
 Mücadeleyi severim.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
a indef artindefinite article: a, an (person called)adında biri, diye biri
 A Mr Smith asked to speak to you.
 Bay Smith adında biri seninle görüşmek istedi.
A nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (grade) (sınav notu)A
 I got an "A" in my history test.
 Tarih sınavından "A" aldım.
A nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (music: note) (müzik)la notası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The song begins on an A.
 Şarkı la notasıyla başlıyor.
a,
A
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(music: key) (müzik)la anahtarı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They're playing Grieg's piano concerto in A-minor tonight.
 Bu akşam Grieg'in la minör piyano konçertosu çalınacak.
A nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (blood type) (kan grubu)A i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 My blood type is A.
 Kan grubum A'dır.
a,
A
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(indicating a subdivision) (alt bölüm)a i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 What's the answer to question 3a?
 Soru 3a'nın yanıtı nedir?
A nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (indicating house number) (ev numarası)A
 Who lived at 221A Baker Street?
a,
A
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
abbreviation (answer) (yanıt, cevap, kıs.)Y, C
 Q: Who wrote "Hamlet"? A: William Shakespeare.
 S: Hamlet'in yazarı kimdir? C (or: Y): William Shakespeare.
a prefixprefix: Added to front of word stem--for example, unsaid = un+said. (adjective: not, without) (olmayan anlamında)a önek
 For example: apolitical, arrhythmia
 Örneğin: apolitik, aritmi
a prefixprefix: Added to front of word stem--for example, unsaid = un+said. (on, towards)-e doğru z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  -de, -da sonek
 For example: aback, aside
a prefixprefix: Added to front of word stem--for example, unsaid = un+said. (adjective: in the state of) (halinde anlamında)da sonek
 For example: afire, asleep
 Örneğin: uykuda
a,
an
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
(per, every, each)başı, başına, -de, -da
Not: "an" is used before a vowel sound
 The speed limit in residential areas is 30 miles an hour.
 Yerleşim yerlerinde hız limiti saatte 30 mil'dir.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2019:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
a bit advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." UK, informal (a little)biraz z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir miktar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Run around a bit and you'll soon warm up.
a bit advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." UK, informal (slightly)bir parça z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  biraz z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It's a bit cold in here!
a cappella advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." Italian (sing: without instruments)çalgısız olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  enstrümansız olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The piece is usually orchestral but they performed it a cappella.
a cappella adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." Italian (singing: no instruments)çalgısız s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  enstrümansız s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Gregorian chant is usually a cappella singing.
a dab hand nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (skilled person)uzman i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  erbap i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  usta i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Could you help me roll this pastry? I hear you're a dab hand in the kitchen.
 Hamuru açmama yardım eder misin? Yemek pişirme konusunda uzman olduğunu duydum.
a dab hand at [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (person skilled at [sth](kişi)becerikli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  maharetli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 My sister's coming to put up some shelves for me. She's a dab hand at DIY.
 Kız kardeşim rafları kurmama yardım edecek. 'Kendin Yap' konusunda çok beceriklidir.
be a far cry from [sth] exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (very different from)çok farklı olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çok başka olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Life in Canada is a far cry from what she's used to in Haiti.
a few pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (small number)az kişi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: Used with a plural verb
 A few came, but not many.
a few times advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (on several occasions)birkaç kere, birkaç defa, birkaç kez z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 That boy has come over a few times and always behaved himself.
a few times advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (with several repetitions)birkaç kere, birkaç defa, birkaç kez z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 After you do it a few times it doesn't seem so terrible.
a fortiori advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." Latin (argument: stronger reason)daha kuvvetle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  daha kuvvetli bir sebeple z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
a good deal nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (bargain)ucuz fiyat i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  kelepir i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I chose the car because it was reliable and a good deal.
a good deal advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (a lot)çok defa z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  pek çok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She walks around the neighborhood a good deal.
a good deal of [sth] adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." informal (a lot)çok miktarda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  epey z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir hayli z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I hope you like spicy food, because I added a good deal of fresh jalapeño.
a great deal,
a good deal
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(bargain)iyi fiyat i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I chose the car because it was reliable and a great deal.
a great deal of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (large amount of [sth])hayli, bir hayli, epey s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  pek çok, çok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Her presidential campaign had a great deal of success at the local level.
a great deal,
a good deal
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(much, large amount)çok fazla şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I have a great deal to accomplish before the end of the semester.
a great deal,
a good deal
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(greatly, very much)çok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I value your input a great deal.
a great deal,
a good deal
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
(considerably)oldukça z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  epeyce z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hayli, bir hayli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I'm feeling a great deal better since I ate some soup.
a great time nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (fun, enjoyment)eğlence i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  iyi vakit i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Thanks so much for inviting me; I had a great time!
a job well done nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (task that is performed well)iyi iş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Congratulations on a job well done!
a la,
à la
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
Gallicism (in the style of)tarzında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He swears a lot when he's angry, a la Gordon Ramsay.
à la carte advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." French (ordering dishes: individually)alakart s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Rather than choosing the set lunch, she decided to order à la carte.
à la carte adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." French (menu items: priced individually)alakart s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The restaurant offers a wide selection of à la carte menu items.
à la carte advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." figurative, French (choosing, buying: individually)alakart s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Customers can download songs à la carte.
à la carte adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." figurative, French (can be purchased individually)alakart s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The website allows people to make à la carte purchases.
a la mode,
à la mode
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
Gallicism (fashionable, in fashion)modaya uygun s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  şık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  moda isim s.
 Animal print is very a la mode right now.
a la mode,
à la mode,
alamode
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
US, Gallicism (with ice cream)dondurmalı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I ordered a piece of pie a la mode.
a little advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (slightly)biraz z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir parça z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 She was a little angry with me. The doctor says your blood pressure is a little high.
a little adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (small amount)biraz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I just want a little salt on my potatoes.
a little nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (short time)kısa süre i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  kısa zaman i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I'll be there in a little.
a little nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (a small amount)az miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  bir parça i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Chocolate? I'll just have a little.
a little bit nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (small amount)az miktar i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  bir parça i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There wasn't enough salt in the soup so I added a little bit. Could I please have a little bit of cheese?
a little bit advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (slightly)biraz, birazcık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  azıcık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I'm just a little bit dizzy. It was a little bit cheeky of me to ask … but I asked anyway.
a little more nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (a small additional quantity)biraz daha z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I already added salt to the potatoes, but I think they could use a little more.
a little more adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (slightly more)biraz daha s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 May I have a little more tea, please?
a little more advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (for a short while longer)bir süre daha, bir müddet daha z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The girls asked her mother if she could continue playing outside a little more.
a little more advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (slightly more often)biraz daha sık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 You need to exercise a little more if you want to get fit.
a little thing nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal ([sth] trivial)önemsiz şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I know it's just a little thing, but I find the constant tapping of your foot annoying.
a long time advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (a considerable period)uzun zaman z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  uzun süre z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  uzun müddet z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It's a long time since we last met.
a long time ago advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in the distant past)uzun zaman önce, çok zaman önce, uzun bir süre önce z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  çoktan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 A long time ago, my ancestors settled in this land.
a long way off advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in the distance)çok uzakta z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 A long way off, you could just see the lights from a distant village.
a long way off advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (distant, far away)çok uzağa z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Those birds are swimming a long way off shore, so you'll need a telescope to see them.
a long way off advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." US, colloquial (in the distant future)daha çok var
 My sixtieth birthday is still a long way off.
 On altıncı yaşgünüme daha çok var.
a lot more nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (greater amount) (miktar)çok daha fazla s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  daha çok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 A banker makes a lot more than a teacher.
a lot more nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (greater number) (sayı)daha büyük s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 A few hundred is a lot more than a couple dozen.
a lot more adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (in greater amount)çok daha fazla s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I need a lot more flour to make this dough.
a lot more adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (in greater number)daha çok, daha çok sayıda s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 A lot more people are taking up cycling these days.
a lot more advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (to greater degree)daha fazla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Your foot bends a lot more when you run.
a lot of exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (many, much)birçok, çok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 There were a lot of children in the swimming pool. They made a lot of noise.
a lot of fun nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal ([sth] very entertaining)güzel vakit i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  keyifli zaman i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Thank you for inviting me to your party. I had a lot of fun.
a matter of time nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. ([sth] which will happen eventually)an meselesi i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 They've been dating for 5 years, so it's only a matter of time before he proposes.
a mite advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." informal (slightly)biraz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  (gayri resmi)azıcık s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Aren't you a mite too old to be watching cartoons?
 Çizgi film izlemek için biraz yaşlı değil misin?
a monument to [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (example, evidence)abide i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  örnek i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 His last film was a monument to stupidity and bad taste.
 Son filmi tam bir aptallık ve zevksizlik abidesi.
a nice little earner nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. UK, slang ([sth] which generates income) (gelir getiren şey)karlı iş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I'm setting up a website to sell my photos; it should be a nice little earner.
 Fotoğraflarımı satmak için bir web sitesi kuruyorum; karlı bir iş olacak.
a nose for [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (instinctive ability to detect [sth](bir şeyden)iyi anlamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He has a great nose for good books.
a number of nplplural noun: Noun always used in plural form--for example, "jeans," "scissors." (some, several)birkaç s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He has broken the rules a number of times.
a piece nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. UK, regional (a distance, a way)mesafe i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The farm is down the road a piece.
a piece of cake nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative, informal ([sth] easy to do)kolay iş, basit iş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  çocuk oyuncağı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The new software installation was a piece of cake, no problems!
a piece of the action nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (involvement, participation)katılım i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  pay i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 If I'm to help you, I want a piece of the action.
a piece of work,
a real piece of work
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
US, figurative, informal (unpleasant, difficult person)işe yaramaz kimse i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  beş para etmez kimse i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Tommy's a real piece of work; I heard he blamed his mistake on the boss.
a piece of work,
a real piece of work
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
US, figurative, informal (unusual character, individual)garip kimse i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  sıradışı kimse i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
a posteriori advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (law, logic: from experience)sonsal s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  tümevarımsal s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
a priori adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (hypothetical, deductive)olası, muhtemel s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  varsayıma dayalı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  farazi s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
a priori advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (by deduction)önsel s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  öncel s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  çıkarımsal s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
a priori adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (accepted without question)a priyori s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
a quarter past exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (time: fifteen minutes after)çeyrek geçe z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 He arrived at a quarter past nine.
a quarter till [sth],
a quarter 'til [sth] (US),
a quarter to [sth],
quarter to [sth] (UK)
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(15 minutes before the hour)onbeş dakika kala z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  çeyrek kala z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 I'll meet you at a quarter till one... in the afternoon, of course.
a quarter to exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (time: fifteen minutes before)çeyrek kala z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 It's almost a quarter to five; we're running late.
A road,
A-road
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(main traffic route)ana yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 A motorist was caught doing almost double the 70-mph limit on an A road in Worcestershire.
a shell nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (weakened person) (güçsüzleşmiş kimse anlamında)gölge i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 He is just a shell of his former self.
a stone's throw nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative, informal (short distance)yakın mesafe i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (mecazlı)iki adım yol i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The distance from our house to hers is a stone's throw.
a stone's throw away exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." figurative, informal (nearby)iki adımlık yerde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  çok yakın, çok yakında z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We can easily walk to Martha's house; she lives a stone's throw away.
a stone's throw from adv + prep figurative, informal (near)çok yakında, çok yakın s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The shop is just a stone's throw from my house.
a tall order nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (challenge, demanding task)olmayacak iş, yapılması imkânsız iş i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It is a tall order to win the competition.
a thing of the past nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal ([sth] obsolete)modası geçmiş şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  artık kullanılmayan şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
a thing of the past nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal ([sth] no longer a problem)mazide kalmış şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  tarihe karışmış şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
a tidy sum nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal (large amount of money)büyük miktarda para i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
a time nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (a period, a while)bir süre i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Come and sit with me for a time.
a ton of nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative, informal (large quantity) (mecazlı)bir yığın i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  tonlarca s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  bir yığın i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I have a ton of work to do this week.
a wealth of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (abundant amount of [sth])bol miktarda, çok miktarda s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 There's a wealth of reasons why you should stay.
a wee bit advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." UK, informal (little, slightly)biraz daha z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  azıcık, azıcık daha z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Mexican food is a wee bit spicier than I'm used to.
a while ago advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (short time in the past)bir süre önce z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  biraz önce z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  demin z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 A while ago I went on vacation to Cancun.
a world of [sth] nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (a great amount of [sth])çok büyük s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  bir hayli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  pek çok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 There is a world of difference between their politics.
A-bomb nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. abbreviation (atomic bomb)atom bombası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The U.S. detonated the first A-bomb near Alamogordo, New Mexico.
a.k.a.,
aka,
A.K.A.,
AKA.
preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours."
initialism (also known as)namı diğer, diğer adıyla z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 William H. Bonney, a.k.a. Billy the Kid, was a 19th-century American outlaw.
 William H. Bonney, namı diğer (or: diğer adıyla) Billy the Kid, 19. yüzyılda yaşamış Amerikalı bir kanun kaçağıdır.
a/c,
A/C,
AC
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
abbreviation (air conditioning)klima i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  iklimlendirme i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
a/c nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. UK, abbreviation (account)hesap, banka hesabı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
AAA,
triple A
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
US, initialism (American Automobile Association)Amerikan Otomobil Derneği i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
Not: Roadside assistance company
AD,
A.D.
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
Latin, initialism (anno domini: year)M.S. (milattan sonra) kıs
 The Roman Emperor Domitian ruled Britain briefly in 271 AD.
after a while advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (some time later)bir süre sonra, biraz sonra z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 At first he felt no pain. After a while, his arm began to ache.
all of a sudden advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (suddenly)birdenbire, birden z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bir anda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  aniden, ansızın z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 All of a sudden, a dark cloud blotted out the sun.
also known as preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." (alias)diğer adıyla, diğer ismiyle
  nam-ı diğer
 Eva Perón, also known as Evita, was a controversial figure in Argentine politics.
 Eva Perón, nam-ı diğer Evita, Arjantin politikasının çok tartışılan karakterlerinden biriydi.
a.m.,
am,
A.M.,
AM
advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down."
initialism (antemeridian: in the morning)sabah, öğleden önce z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 You have a 9:30 a.m. appointment with the doctor. I woke up at 7 am. This nightclub is open until 3 am.
answer to a problem nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (solution)çözüm i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The answer to the problem may be quite simple.
apply for a job,
apply for a position
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
(reply to employment advertisement)işe başvurmak, iş başvurusu yapmak, iş başvurusunda bulunmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My only task for today is to apply for a job.
AR,
A/R
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
written, abbreviation (accounts receivable)alacaklı hesaplar, alacak hesapları çoğ. i.çoğul isim: Birden fazla varlığı ya da kavramı ifade eder.
as a child advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (during childhood)çocukken z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 As a child, Henry was scared of dogs but he later went on to become a vet.
as a consequence advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (so, therefore)bu nedenle, bu sebeple z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  sonuç olarak z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The boy failed his math test. As a consequence, he cannot visit his friends this weekend.
as a matter of fact exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (in fact, on the contrary)aslına bakılırsa, doğruyu söylemek gerekirse, doğrusu, aslında
  gerçek şu ki/işin doğrusu
 I'm not ignoring your brother; as a matter of fact, I invited him for dinner tonight.
Sonraki 100 Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'a' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:

a' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'a'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.