No

Listen:
UK:*UK and possibly other pronunciationsUK and possibly other pronunciations'no', 'No': /nəʊ/US:USA pronunciation: IPA and respellingUSA pronuncation: IPA/noʊ/ ,USA pronunciation: respelling(nō)


Inflections of 'no' (nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.):
noes
nplplural noun: Noun always used in plural form--for example, "jeans," "scissors."
nos
nplplural noun: Noun always used in plural form--for example, "jeans," "scissors."
Bu sayfada: No, no, no.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
No nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (chemistry: nobelium) (kimyasal element)nobelyum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 No is an element with the atomic number 102.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
no advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (refusal)hayır z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 No, I wouldn't like more coffee, thank you.
 Hayır, daha kahve istemiyorum, teşekkür ederim.
no advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (dissent)hayır z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 No, I do not agree with that at all.
no advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (denial) (reddetme)hayır z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 No, I did not get mud on the floor.
no adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not any)hiç, hiçbir s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 We have no rooms available.
 Hiç odamız yok.
no adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not one)yok z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 There is no clean fork; we'll have to wash some.
no advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not any)-mez, -maz sonek
 There is no denying the truth.
no adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (forbidding [sth])yasak s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
Not: Used on public notices to forbid an activity or thing.
 There are signs saying "No smoking" all over the construction site.
 
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
no adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not genuine, effective, convincing)değil
 I'm no artist but I was pleased with how the drawing came out.
no nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (saying no)hayır cevabı i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Their response was a definite no.
no nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (votes)hayır oyu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The noes have it, and the bill is thrown out.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2020:

Bileşik Şekiller:
No | no | no.
İngilizceTürkçe
at no time advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (never, not at any point)hiçbir zaman z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 At no time did Bob leave the house that evening.
bear no resemblance to [sth/sb] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be totally unlike)hiç benzememek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The boy bears no resemblance to his father or his other brother.
by no means advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not at all, not in any way)hiçbir şekilde, hiçbir surette, kesinlikle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 This handbag costs £300, but it's by no means the most expensive one in the shop.
have no stomach for [sth],
have little stomach for [sth]
v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end."
figurative (lack appetite, courage for [sth])isteği olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  için isteksiz olmak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  iştahı olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 John had little stomach for the task at hand.
have no alternative v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not have any other choice)alternatifi olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 With a crime this serious we have no alternative but to prosecute.
have no association with [sb/sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not be connected, involved)ilgisi/ilişkisi olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Type 1 diabetes has no association with obesity or other lifestyle factors, and is not preventable.
have no business doing [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (not have the right)üstüne vazife olmamak, üstüne düşmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  hakkı olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You have no business spreading gossip about me!
have no chance v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be doomed)şansı olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 She had no chance, the disease had spread too far.
have no chance v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not have opportunity)fırsatı olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  fırsat bulamamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I saw this article last week and wanted to comment, but had no chance until now.
have no choice v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be forced to do [sth])başka seçeneği olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I had to fire him. I had no choice.
have no doubt v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (be certain)şüphesi olmamak, kuşkusu olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Have no doubt, we'll get in trouble for eating all the cake.
have no idea v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not know)hiçbir fikri olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  bilgisi olmamak, bilmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 I have no idea how I'm going to get home now my car's broken down. I have no idea how she found out.
have no objection v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not be opposed)itirazı olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Shah said he had no objection if a former member of the armed forces took part in the peace talks.
have no plan v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (lack intent, organization)planı olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  niyeti olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 Bachmann said that she has no plan to launch another presidential campaign.
have no recollection of [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (remember nothing about)hiç hatırlamamak, anımsamamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 He was so drunk that he had no recollection of how he got back home.
have no right v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not be entitled)hakkı olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 My son was complaining that everyone was controlling his life and we had no right because he was an adult.
have no right to do [sth] v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not be entitled) (bir şeyi yapmaya)hakkı olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You have no right to complain about the situation.
have no shame v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (not be embarrassed)utanmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  utanması olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 How can you see people suffering and do nothing? Have you no shame?
have no time for v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (not tolerate)zamanı olmamak, vakti olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 James has no time for gossips. I have no time for children who won't do their homework.
in no case advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not under any circumstances)hiçbir suretle, hiçbir surette z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hiçbir durumda z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 In no case should lifts be considered as means of escape in the event of a fire.
in no way advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not at all)hiçbir şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hiçbir surette z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  kesinlikle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The fact that you were a little drunk in no way excuses your behavior.
leave no stone unturned v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." figurative (search thoroughly)didik didik aramak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  her yolu denemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  çalmadık kapı bırakmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 In the investigation to find the missing child, the police have left no stone unturned.
like no other advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (incomparably)kıyaslanamaz bir biçimde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Her love for him was like no other.
like no other adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (incomparable, unique)benzersiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  eşsiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 This holiday offers tourists a holiday like no other.
long time no see interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (I haven't seen you for a long time)görüşmeyeli uzun zaman oldu ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  çoktandır görüşmedik ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  (gayri resmi)yüzünü gören cennetlik ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Hey, Andrew! Long time no see!
lose no time v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." (act without delay)hiç vakit kaybetmemek, hiç zaman kaybetmemek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 You should lose no time in reporting a stolen credit card.
no chance nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (absence of opportunity)mümkünsüzlük i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You have no chance of getting tickets for the game this late.
no chance interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (that is extremely unlikely)hiç şansın yok ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  mümkünatı yok i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You want to borrow dad's car? No chance!
no charge exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." ([sth] is provided free)ücretsiz, bedava s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  bedelsiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 There is no charge for fresh towels; they come with the hotel room. The manufacturer will send you product samples at no charge.
no comment interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (expressing refusal to speak)yorum yok ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
No contest. interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (there is no comparison) (gayri resmi)kıyas kabul etmez ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  rakip tanımam ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 When it comes to cars, I'll take a Porsche, no contest.
no contest exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (legal: plea not to contest charge)itirazım yok ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Stevens answered “No contest” when asked “How do you now plead?"
No dice! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" US, slang (expressing refusal) (argo)olmaz, olamaz, olmayacak
 No dice, Joe, you aren't going to borrow my car.
no doubt nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (total certainty)kesinlik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  şüphesizlik i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 I have no doubt that heaven exists. It is better to be quiet and be thought a fool than to open your mouth and leave no doubt.
no doubt advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (undoubtedly)şüphesiz, kuşkusuz, elbette z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 No doubt you have more experience in this field than I do.
no end of [sth] adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (numerous)çok, pek çok s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  bitmez tükenmez, sonu gelmez s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  sayısız s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He has had no end of troubles in his short life.
no end of [sth] adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (continuous)sürekli s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  devamlı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 My teenage daughters cause me no end of trouble.
no end to [sth] exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (continuous)sonu olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 There's no end to the fun you can have in New York City!
No fear. interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (certainly not, never)merak etme, korkma
 Me, take up ski jumping? No fear of that happening!
no go nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (complete failure)faydasız
  boşuna
  olmuyor
 It's a no go for skiing today; there's no snow on the mountain.
no good exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (insufficient quality)işe yaramaz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He gave up his dream of becoming an artist because his paintings were no good. She plays in a band, but I hear they're no good.
no good exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (not effective)etkisiz s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  faydasız, yararsız s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The government's policies to cut the deficit have proved to be no good; the country is now more in debt than ever.
no idea interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (I do not know)hiçbir fikrim yok ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  ne bileyim ben ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  bilmiyorum ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
no ifs,
ands,
or buts
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
informal (no excuses are permitted)itiraz yok, aması maması yok, lamı cimi yok ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  onu bunu bilmem ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 I need you to finish that report today, no ifs, ands, or buts.
no joke nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. informal ([sth] serious)ciddi şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 It's no joke when you trap your fingers in a car door.
No joke. interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (I'm serious)şaka değil, şakası yok ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  şaka yapmıyorum ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  ciddiyim ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 No joke, John, she's really angry with you.
no later than preppreposition: Relates noun or pronoun to another element of sentence--for example, "a picture of John," "She walked from my house to yours." (on or before, by)-den önce z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  en geç z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  -e kadar z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Full payment must be received no later than two weeks before the start of the course. Rooms must be vacated no later than midday.
no laughing matter,
not a laughing matter
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
([sth] serious)işin şakası yok
  şakası olmayan/şakaya gelmez durum i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  gülünmeyecek şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Slipping on the ice is no laughing matter; you could break your neck.
 Buzda kayıp düşmek şakaya gelmez; boynun kırılabilir.
no less advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (however surprising that seems)hem de
 He came top of his class, no less!
no less pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday." (nothing inferior)daha azı değil
no less advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not any less, not to any lesser degree)-den az değil
no longer advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not anymore)artık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  bundan böyle z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The number you have dialed is no longer in service.
no love lost nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (mutual dislike)hiç sevmeme/hoşlanmama i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  (iki kişi arasında) düşmanlık i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 There's no love lost between those two. They've always hated each other.
no man's land,
no-man's land
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(war: unoccupied area)cepheler arasındaki sahipsiz toprak i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 During the war, he wandered into no man's land and was very nearly shot by his own troops.
no man's land,
no-man's land
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(wasteland)insansız bölge i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
  ıssız/tenha/terkedilmiş yer i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 The Sahara Desert is mostly a no man's land.
no matter exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." informal (it is not important)önemli değil, mühim değil
  sorun değil, problem değil
  (argo)sıkıntı yok
 The concert's sold out? No matter. We'll go to the movies instead.
no matter exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (with noun: regardless of [sth])ne olursa olsun
  -e bakmaksızın
 You can cancel your appointment at any time, no matter the reason.
no matter how exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (with clause: whichever way)nasıl olursa olsun
 No matter how you go, you can't get there in less than an hour.
no matter how advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (in whatever manner)ne şekilde olursa olsun
 She's determined to become famous, no matter how!
no matter how exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (with adjective: to whatever degree)bile olsa
 She resists any change, no matter how small.
no matter what advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (whatever)ne olursa olsun
 We need to get that money, no matter what!
no matter what exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (with clause: regardless of [sth])-e bakmaksızın
  -e bakılmaksızın
 Jason is always cheerful, no matter what life hands him.
no matter when exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (with clause: regardless of when)ne zaman olursa olsun z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 No matter when I go, there always seems to be a long queue.
no matter which exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (with clause: whichever)hangisi olursa olsun z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hangisini zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
 No matter which lighter you buy, they all burn gas. No matter which route we take, we will still be late.
no matter who exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (with clause: whoever)kim olursa olsun, her kim olursa olsun z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 No matter who says that the sky is green, they are still wrong.
no more nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (not greater than this)bundan fazlası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 No more sausages for me, thank you; I've eaten enough.
no more advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (to no greater an amount or degree)-den daha fazla olmayacak şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  -den daha az z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Please pour in no more than one liter of water.
no more advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (not now)bundan böyle, artık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 Barry used to be a heavy smoker, but no more.
no more and no less nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (an equal amount or degree)ne azı ne de çoğu i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 Put in one pint of oil, no more and no less.
no more and no less advadverb: Describes a verb, adjective, adverb, or clause--for example, "come quickly," "very rare," "happening now," "fall down." (equally)eşit olarak, eşit şekilde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 The dental treatment hurt no more and no less than the last time.
no more and no less adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (exactly)tamı tamına s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I will accept the proper fee, no more and no less.
No offense (US),
No offence (UK)
interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!"
(I do not intend this as an insult)alınma ama, alınmayın ama ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 No offence, but that hairstyle doesn't suit you at all.
No problem! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (You're welcome! Don't mention it!)bir şey değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  (resmi)rica ederim ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 A: Thanks for washing the car for me. B: No problem.
No problem! interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (Certainly! Of course!)sorun değil, problem değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  tabii ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  elbette ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 This radio doesn't work - I want a refund! Certainly Sir - no problem!
no room for error nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. (accuracy required)hataya yer yok
  hataya yer olmamak f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 When designing airplanes, there is no room for error.
no sir interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" formal (expressing polite negation)hayır efendim
 No sir, I will not polish your shoes. No sir, you can put me in jail, but I refuse to fight.
no sooner exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (immediately)hemen sonra z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  hemen arkasından, hemen akabinde z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  yapar yapmaz z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
  demeye kalmadan z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 No sooner had Andy opened the window than it started to rain.
No sooner said than done. exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (I will do it immediately.)hemen geliyor deyim
  derhal olacak deyim
 No sooner said than done; one sandwich coming up.
no stranger to [sth] exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." (familiar, experienced)yabancısı olmayan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 He is no stranger to hard work.
no strings nplplural noun: Noun always used in plural form--for example, "jeans," "scissors." (without conditions)koşulsuz, şartsız s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 Neil wants a relationship with someone, but with no strings.
no strings attached exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own." figurative (without conditions)şartsız, şartlara bağlanmamış s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 I will give you my old coat, no strings attached.
no sweat interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" slang (expressing that [sth] is easy)çok kolay
  problem değil, sorun değil
  birşey değil
 No sweat, John, we can just hide the broken glass under the sofa.
no time at all nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. figurative (briefest moment)çabucak, çabucacık z.zarf: Fiillerin niteliğini belirtir (örnek: "Bu ev daha güzel görünüyordu").
 We'll see each other again in two weeks. That's no time at all.
it's no use doing [sth],
there's no use doing [sth]
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(it is pointless)faydası yok, yararı yok
 It's no use calling out his name, he can't hear you any more.
there's no use in doing [sth],
there's no point doing [sth],
there's no point in doing [sth]
exprexpression: Prepositional phrase, adverbial phrase, or other phrase or expression--for example, "behind the times," "on your own."
(it is pointless)faydası yok, yararı yok
  anlamı yok
  işe yaramaz
 There's no point in asking Jake if you can borrow his car; he'll say no. There's no use in telling me now that I shouldn't put that vase there; you should have mentioned it before I knocked it over and broke it.
no way interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (refusal)olmaz, hayatta olmaz ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  asla, hiçbir şekilde
 You want me to go with you to the disco? No way! I hate dancing.
no way interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (disbelief)olamaz ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  inanmıyorum ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 Jane is getting married? No way! I thought she would always be single.
no way,
no way that,
no way in which
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(no possible means)yolu yok
 There's no way we can get there on time; our car broke down.
no wonder interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (it is not surprising)-e şaşmamalı ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 No wonder the house is so cold, the heater is broken! No wonder the baby is crying, his diaper needs to be changed.
no worries interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" (it is not a problem)endişelenme ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  takma kafana ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
no worries interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!" informal (you're welcome)bir şey değil ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
no-brainer nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc. slang ([sth] simple or obvious)kolay şey, basit şey i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You're not sure if you should marry Ed? He's good-looking, intelligent, and kind. C'mon, it's a no-brainer!
no-fault insurance,
also US: no-fault auto insurance
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
(cover regardless of blame)hatasızlık sigortası i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 You can take out no-fault insurance where insurers pay the cost of all minor injuries resulting from an accident.
no-nonsense adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (sensible)mantıklı s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
  pratik s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
no.,
plural: nos.
nnoun: Refers to person, place, thing, quality, etc.
written, abbreviation (number) (numara, kıs.)no. i.isim: Canlı cansız bütün varlıkları ve kavramları ifade eder.
 For this test, you will need a no. 2 pencil.
nobody,
no one,
also UK: no-one
pronpronoun: Replaces noun--for example, "He took the cookie and ate it." "I saw you yesterday."
(not one person)hiç kimse zam.zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu sözcüktür (örnek: "kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?").
Not: "Nobody" is slightly more informal than "no one"
 Peter threw a party, but nobody showed up. I thought I heard someone, but there was no one there.
not a big deal,
no big deal
adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house."
informal (a matter of little importance)önemli değil, mühim değil
 It is not a big deal that your brother likes to drink a beer now and then. Knitting a sweater is not a big deal for Jane; she has been knitting since she was eight years old.
not a chance,
no chance
interjinterjection: Exclamation--for example, "Oh no!" "Wow!"
(impossible)imkânsız, olanaksız ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
  olamaz ünl.ünlem: Üzüntü, sevinç, korku, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları belirtir veya bir kimseyi çağırmak için kullanılır.
 "Do you think Phil will lend us the money?" "Not a chance!"
of no consequence adjadjective: Describes a noun or pronoun--for example, "a tall girl," "an interesting book," "a big house." (not significant)hiç önemi olmayan, zerre kadar önem taşımayan s.sıfat: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) niteliklerini, sayılarını, ölçülerini belirtir.
 The damage done to the car when it hit the lamp post was of no consequence.
pay no mind v exprverbal expression: Phrase with special meaning functioning as verb--for example, "put their heads together," "come to an end." informal (ignore or disregard [sb])aldırmamak, umursamamak, aldırış etmemek, boş vermek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
  önemsememek f.fiil: Varlıkların ve kavramların (isimlerin) yapmış oldukları hareketleri, içinde bulundukları durumları, etkilendikleri işleri ifade eder.
 The deer was a good distance away and paid us no mind.
Sonraki 100 Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
'No' bu girdilerde da bulundu:
İngilizce tanımda:

No' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz şu söz için: 'No'.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar

Uygunsuz bir reklamı rapor et.